Yağmurun da adresi ve mesaisi var

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Bu hafta gökyüzü neden bir açılıp bir kapanıyor, bu kesik kesik yağmur cebimize ve şehrimize ne yapıyor?

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Sabah güneşli bir havada evden çıkıyorsunuz, öğlene doğru gökyüzü kararıyor, yarım saat bardaktan boşanırcasına yağıyor, sonra yeniden güneş. Birkaç kilometre ötedeki arkadaşınız ise “Bizde tek damla düşmedi” diyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), aralarında İstanbul’un da bulunduğu pek çok il için sarı kodlu uyarılar verdi ve sağanakların hafta boyunca aralıklarla süreceğini bildirdi. Böyle günlerde yağmurun miktarı kadar adresi ve saati de önem kazanıyor: Nereye düşüyor, kimi yolda yakalıyor, nerede birikiyor?

Gökyüzünde bir çarpışma

Olayın özü basit. Balkanlar üzerinden serin bir hava kütlesi ülkemize iniyor. Oysa yeryüzü ve özellikle denizlerimiz yazın biriktirdiği sıcaklığı henüz bırakmadı. Karadeniz, Marmara ve Ege eylül sonunda hâlâ ılık. Aşağıda ılık ve nemli, yukarıda serin hava olunca atmosfer, altı ısıtılan bir tencere gibi kaynamaya başlıyor. Isınan nemli hava hızla yükseliyor, soğuyor ve içindeki su buharı yoğuşarak dev sağanak bulutlarını oluşturuyor. Bu bulutlar gök gürültüsü, şimşek, yer yer dolu ve ani rüzgârlar getiriyor.

Neden bir yağıp bir kesiliyor?

Kış yağmurları genellikle geniş bir cephe boyunca saatlerce, gri ve tekdüze yağar. Bu hafta ise karşımızda “hücre” hâlinde çalışan sağanaklar var. Sağanak bulutları gelişip rüzgârla sürüklendikçe, sonra dağılıp yerini yenilerine bıraktıkça bir yerde yağmur kesilirken başka bir yerde başlıyor. Aralıklı yağışın nedeni bu. Aynı nedenle yağış çok yerel: Kadıköy’de sağanak boşalırken Üsküdar’a tek damla düşmeyebiliyor. Karadeniz kıyısında ise dağlar nemli havayı yukarı zorladığı için yağış yer yer çok kuvvetli olabiliyor.

20 milimetrenin iki yüzü

Haberlerde hep “metrekareye şu kadar kilogram yağış düştü” deriz. 20 milimetre yağış, metrekareye 20 litre su demektir. Bu suyun gün boyunca mı, yarım saatte mi düştüğü sonucu değiştirir. Aynı 20 milimetre gün boyu hafif hafif yağarsa, toprak suya doymamışsa yağışın büyük bölümü toprağa sızar, bahçeler sevinir. Aynı miktar yarım saatte boşalırsa asfalt kaplı bir şehirde suyun gidecek yeri kalmaz, alt geçitler göle, sokaklar dereye döner. Yani yağmurun ne kadar yağdığı kadar, ne kadar sürede ve nereye düştüğü de önemlidir. Sel riskini anlamak için toplam yağışın yanında yağışın şiddetine, yani saatte ne kadar yağdığına da bakmak gerekir.

Yağmurun da bir adresi var

Büyük şehirlerde yağmurun nereye düştüğü hayati önem taşır. Bugün üzerinde bulvarlar, otoparklar ve alışveriş merkezleri bulunan pek çok yer, aslında üstü kapatılmış eski dere yataklarıdır. Asfaltın altındaki dere, sağanakta eski yatağını hatırlar. İstanbul’da Ayamama Deresi’nin 2009’da yaşattığı acı bunun en bilinen örneğidir. Bir mahalleyi sel basması için yağmurun mutlaka o mahalleye düşmesi de gerekmez; dere havzasının yukarı kesimlerine düşen su, dakikalar içinde vadinin en alçak noktasında, çoğu zaman da alt geçitlerde ve bodrum katlarda toplanır. Üstelik araştırmalar, kent ısı adası etkisi ve binaların yarattığı pürüzlülük nedeniyle büyük kentlerin bazı durumlarda üzerlerindeki ve rüzgâraltındaki (rüzgârın estiği yöndeki) sağanakları güçlendirebildiğini gösteriyor. Yani şehir, yağmurun sadece kurbanı değil, zaman zaman ortağıdır.

Yağmurun da mesaisi var

Aynı yağmur saat 03.00’te yağarsa sokaklar boştur ama bodrum katlarda uyuyan aileler risk altındadır. Sabah 08.00’de yağarsa milyonlarca insan yollardadır; trafik kilitlenir, okul servisleri gecikir, iş toplantıları kaçar. Akşam 18.00’deki bir sağanak ise işten dönüşü saatlerce uzatır. Kısacası yağmurun maliyeti, gökyüzü kadar takvime ve saate de bağlıdır. Bu yüzden belediyelerin ve kurumların yalnızca “yarın yağmur var” bilgisine değil, gün içinde güncellenen “önümüzdeki saatlerde hangi ilçede, ne şiddette” bilgisine ihtiyacı var.

Kimin cebine yağıyor?

Kesik kesik yağmurun ekonomik etkisi herkese eşit dağılmıyor. Motokuryeler, seyyar satıcılar, inşaat ve tarım işçileri gibi açık havada çalışanlar yağmurda ya ıslanarak çalışır ya da gündeliğini kaybeder. Taksiye ve eve paket siparişe talep artarken kafeler, pazar yerleri ve açık hava etkinlikleri müşteri kaybeder. Tarlada ise tablo iki yönlü: Yağmur, hasadı süren pamuk üreticisini zorlayabilir; güz ekimine hazırlanan buğday ve arpa üreticisine ise toprağı tavlayarak yarar.

Yağmur baraj havzasına da düştü mü?

Yağmuru görünce “Oh, barajlar doldu” demek çok yaygın bir yanılgıdır. Sokağımızda yağmur yağması, barajlarımızın da aynı yağışı aldığı anlamına gelmez. Barajların ne kadar besleneceği; yağışın onları besleyen havzalara düşüp düşmediğine, miktarına ve toprağın durumuna bağlıdır. Şehir merkezine düşen sağanağın suyu ise çoğunlukla kanalizasyon ve derelerle denize gider. İSKİ’nin 26 Eylül verilerine göre İstanbul barajlarının doluluğu yüzde 36,49’du. Kesik kesik sağanaklar bu tabloyu tek başına değiştirmez. Barajları asıl dolduran, sonbahar ve kış boyunca günlerce süren sakin, yaygın yağışlar ve eriyen karlardır. Bu nedenle bu hafta sokaklarda sel görsek bile su tasarrufuna devam etmek zorundayız.

“Meteoroloji yine bilemedi” mi?

Bu tür havalarda en çok duyduğum söz budur. Oysa hücre hâlindeki sağanakların tam olarak hangi mahalleye, hangi dakikada düşeceğini günler öncesinden söylemek, bilimin bugünkü imkânlarıyla mümkün değildir. Bu yüzden tahminler “yer yer kuvvetli” gibi ifadelerle ve olasılık diliyle verilir. Yüzde 60 yağış olasılığı, “ya yağar ya yağmaz” değil; belirtilen yerde ve zaman aralığında ölçülebilir yağış görülme ihtimalinin yüzde 60 olduğu anlamına gelir. Doğru olan, gün öncesi tahmini genel bir uyarı olarak almak, gün içinde ise radar görüntülerine ve kısa süreli uyarılara bakmaktır.

Şehir, yağmuru içmeyi yeniden öğrenmeli

Bir zamanlar yağmur toprağa, bahçelere, derelere düşer ve yavaş yavaş yer altına süzülürdü. Bugün büyük şehirlerimizin büyük bölümü beton ve asfaltla kaplı; yağmur artık toprağa değil, kanalizasyona ve alt geçitlere düşüyor. Dünyanın pek çok kenti bu nedenle “sünger kent” anlayışına yöneliyor: suyu geçiren kaldırımlar, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar, dere yataklarının yeniden açılması ve sağanak sırasında suyu geçici olarak tutan parklar. Bu doğa temelli çözümler, uygun yerlerde ve altyapıyla birlikte tasarlandığında yağmur suyu altyapısının yükünü ve sel zararını azaltır. Yağmuru düşman gibi görüp bir an önce denize göndermeye çalışan kent, hem selle hem susuzlukla boğuşur. Yağmuru tutmayı ve toprağa geri vermeyi bilen kent ise hem sele hem kuraklığa karşı dirençli olur.

Şemsiyeden önce radar

Bu hafta size birkaç pratik önerim var. Sıcaklık gün içinde hızla değiştiği için katmanlı giyinin ve yanınızda hafif bir yağmurluk bulundurun. Evden çıkmadan önce MGM’nin radar ve uyarı sayfasına göz atın; sağanakların nereden nereye ilerlediğini gerçek zamanlı görebilirsiniz. Sağanak sırasında alt geçitlere, dere yataklarına ve bodrum katlara girmeyin; aracınızla suyun içine dalmayın. Belediyelere ve işverenlere düşen ise daha büyük: Uyarılara göre esnek mesai, riskli noktalarda önceden hazırlık ve halkın saat ve yer bilgisiyle uyarılması.

Hava havaidir; bir haftalık yağmura bakıp iklim hakkında hüküm verilmez. Ama bu hafta bize önemli bir şey hatırlatıyor: Evden çıkmadan güncel uyarıya bakmak bize, suyun birikeceği yerleri önceden güvenli hâle getirmek belediyelere düşüyor. Yağmurun gelişini değiştiremeyiz; bizi nasıl bulacağını değiştirebiliriz.

Yorumlar

Yorum Yaz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.