Osmanlı Kadısı İstanbul Selleri İçin Neler Yaptı?

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Bundan sonra suyun akışına engel olacak hiçbir şey yaptırmayasın, sözü dinlemeyenleri adlarıyla ve eşkâlleriyle yazıp bildiresin

Murat Bardakçı bugünkü Habertürk yazısında İstanbul’un büyük sellerinin asırlardır eylül ve ekim aylarına düştüğünü hatırlatıyor: 1563 Eylül’ünde Kanunî’nin Halkalı tarafında selden canını son anda kurtarması, 2009 Eylül’ündeki Ayamama afeti ve 14 Ekim’de yaşadıklarımız. Bir meteorolog olarak bu takvime itirazım yok. Karadeniz henüz yaz sıcaklığındayken üzerine inen ilk soğuk hava, poyrazla gelen nemli havayı kentin kuzey yamaçlarında yükseltir; su buharı yoğuşur ve aynı hat üzerinde saatlerce sağanak geçer. 14 Ekim’de Beykoz’a 24 saatte 230 milimetre yağış düşmesi bu düzeneğin ürünüdür.

ebfahhvego3rmmow-637771449128089713

Bardakçı yazısını “derelerin yakınına asla ev yapılmazdı” diye bitiriyor. Bu cümleye arşivden küçük bir ek yapmak isterim: Dere yatağını boş bırakmak o zaman da bir kuraldı, ama kendiliğinden uygulanmıyordu. Dere kenarı o gün de bahçeyle, değirmenle, tarlayla daraltılıyordu. Bu işgalle uğraşan kişi ise kadıydı. Kadı yalnız hâkim değil, aynı zamanda kentin yöneticisi ve Divan’ın sahadaki gözüydü.

Takvim eski, kayıt da eski

Fatma Ürekli’nin Osmanlı İstanbul’undaki afetler üzerine derlediği literatüre göre kayıtlı ilk büyük sel 24 Ağustos 1553 gecesi Kâğıthane’de oldu; bostanlar harap oldu, sökülen ağaçlar Galata önlerine kadar sürüklendi. 19–20 Eylül 1563’te ise Selânikî’nin anlattığı yağışla Haliç kıyıları, Halkalı ve Çekmeceler zarar gördü; Kâğıthane’de su çınar ağaçlarının tepesine kadar yükseldi, yalılar, köprüler ve su kemerleri yıkıldı. 1789 sonbaharındaki selde Fatih’ten Üsküdar’a sokaklar ve pazarlar su ile doldu; Ahmed Cevdet Paşa bu olayı “ikinci tufan” diye anar. 1811’de Beşiktaş ve Kasımpaşa’da evler ve dükkânlar yıkıldı. Sonbahar, İstanbul için gerçekten sel mevsimidir.

images-18

Kadının dört aracı

Seferberlik ve onarım. Sel İstanbul’un su yollarını yıktığında Divan önce iş gücü buldu. 6 numaralı Mühimme Defteri’ne göre 1564–1565’te selden harap olan su yollarının onarımı için Edirne, Üsküp, Siroz, Selanik, İnöz, Gelibolu ve Ferecik kadılıklarından marangoz istendi, Mısır’dan da yüz elli kişi gönderilmesi emredildi. Kadılık ağı, imparatorluğun afet sonrası lojistik ağıydı.

Kanıta dayalı yasak. 1618–1619’da Eyüp’te yetmiş yıldır tarla süren Hızır adlı bir çiftçi Divan’a başvurdu: Bazı kişiler, tarlası sürüldükçe yağmurda toprağın sel ile Haliç’e taşındığını söyleyip kendi tuttukları bir mimarla ekimini yasaklatmıştı. Divan’ın cevabı dikkat çekicidir. Haliç’e zarar verdiği önceden tespit edilen tarlalar bir hüccetle, yani mahkeme belgesiyle tek tek kayda geçirilmişti; Hızır’ın tarlası bu listede olmadığı için ekimine engel olunmayacaktı (82-1 numaralı Mühimme Defteri, hüküm 390). Bugünkü adıyla erozyon ve sedimantasyon bir kamu sorunu olarak tanınmış, yasak ise ancak yerinde keşif ve kayda dayanarak konabilmişti. Bu, bugünkü taşkın tehlike haritasının mantığıdır: önce harita, sonra yasak.

Mahalle ölçeğinde mecra davası. Üsküdar İhsaniye’de yağmur yağınca İhsaniye, Selimiye ve Sıraservilik’ten toplanan sel suyu eskiden beri bir bahçenin içinden denize akardı. Bahçeyi tutan Şerife Hatice Hatun bu eski yolu kapatıp suyu komşusunun duvarının dibine çevirince, şiddetli bir yağmurda duvarın temeli oyuldu ve on üç zirâlık kısmı yıkıldı. Mahkeme, Ebniye-i Hâssa mimarlarıyla keşif yaptırdı, mahalle imamını ve muhtarlarını dinledi ve eski mecranın açılmasına karar verdi. Karar uygulanmayınca 13 Nisan 1842’de aynı emir ikinci kez tebliğ edildi (İstanbul Mahkemesi 172 numaralı sicil, kayıt 256).

tarih-kapak-resmi-osmanlinin-payitahti-istanbulu-tasvir-eden-muhtesem-bir-tablo

Sürekli denetim ve bedel paylaşımı. Divan’ın bu konudaki en ayrıntılı talimatı İstanbul için değil Edirne kadısı için yazıldı, ama yöntemi aynıdır. Haziran 1568’de Tunca ve Meriç taşkınlarına karşı bilirkişilerin önerdiği setin bedelinin yarısı hazineden, kalanı setten yararlanacak bağ ve bahçe sahiplerinden “hâllü hâlince” toplanacaktı. Mecrayı daraltan değirmen, ev ve bahçe duvarları kadı eliyle kaldırılacak; eski tapulu bahçe bedelsiz, yeni tapulu bahçe ise tapu bedeli geri ödenerek söküleceklerdi. Kadıya yazılan cümle bugün her belediye başkanının masasında durmalı: Bundan sonra suyun akışına engel olacak hiçbir şey yaptırmayasın, sözü dinlemeyenleri adlarıyla ve eşkâlleriyle yazıp bildiresin (7 numaralı Mühimme Defteri, hüküm 1655). Önleme bir kerelik inşaat değil, sürekli bir görev olarak tanımlanmıştı.

1468094064158

Kadıdan Şehremanetine: 30 Eylül 1913

Kadının yerini Şehremaneti aldığında da takvim değişmedi. Ali Akyıldız’ın arşiv ve gazete taramasına göre 29’u 30 Eylül 1913’e bağlayan gece lodosla gelen sağanakta Kâğıthane, Alibeyköy, Silahtarağa, Eyüp, Sarıyer, Büyükdere ve Rumelikavağı’nda dereler taştı. Sarıyer’de 18, Büyükdere’de 15 kişi boğuldu; Kâğıthane vadisine kurulan ve açılmasına az kalan Silahtarağa Elektrik Fabrikası’nda en az 40 işçinin öldüğü tahmin edildi. Devlet askerî kordon kurdu, ekmek ve çadır dağıttı, 1912 Şarköy depremi için toplanan yardımdan 200 lirayı Sarıyer’e aktardı, Anadolu ve Rumeli yakası için iki hasar tespit komisyonu kurdu. En önemli karar ise şuydu: Sarıyer’de derenin çevresinin kamulaştırılıp geniş bir cadde yapılması planlandı. Akyıldız’ın tespiti bugün de geçerli: Sur içi önemli bir zarar görmemiş, sel ağırlıkla dere yatağındaki yerleşimleri vurmuştu. Afet, büyük ölçüde insan eliyle büyümüştü.

Bugüne ne kaldı?

Cumhuriyet döneminde bilgi ve araç arttı; ama aynı vadiler yine su aldı. 9 Eylül 2009’da Ayamama’da 31 kişi öldü. 14 Ekim 2026’da Sarıyer istasyonu 24 saatte 176 milimetre ölçtü, yani 1913’te dere kenarının kamulaştırılması planlanan ilçe yine en çok yağış alan yerler arasındaydı; Balat’ta 14 yaşında bir çocuğumuzu suyla buluşan elektrik akımı yüzünden kaybettik. 1913’te Kâğıthane vadisine kurulan fabrika ile bugün dere vadilerinin tabanına kurulan yerleşimler aynı kararın iki ucudur.

Osmanlı kadısının dosyasından bugüne üç ders çıkıyor. Birincisi, yasak kayda dayanmalıdır: taşkın alanları 1/1000 ölçekte haritalanmalı ve her vatandaş adresinin bu alanda olup olmadığını görebilmelidir. İkincisi, dere yatağının korunması bir kerelik yıkım değil, sorumlusu adıyla belli sürekli bir görevdir. Üçüncüsü, bedel açıkça paylaşılmalıdır: korunan, korumanın maliyetine de ortak olmalıdır. Kâtiplerin bazı hükümlerin kenarına düştüğü “tecdîd”, yani yenileme notu, emrin ilk seferde yerine getirilmediğini gösterir. Bardakçı haklı: Şehrin özelliklerini unuttuk. Ama unuttuğumuz yalnız sellerin takvimi değil, kadının o takvime karşı tuttuğu dosyadır.

Kaynaklar

Akyıldız, A. (2025). 30 Eylül 1913’te İstanbul’da meydana gelen ölümcül seller. F. M. Emecen ve A. Akyıldız (Ed.), Osmanlı İstanbulu X (ss. 33–46). İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi. https://hdl.handle.net/20.500.12723/3102

Altın, A. ve Pakırdağ, N. (Haz.). (2019). İstanbul kadı sicilleri: İstanbul Mahkemesi 172 numaralı sicil (H. 1257–1258/M. 1841–1842) (Cilt 96, ss. 301–303, kayıt 256). Kültür AŞ.

Bardakçı, M. (2026, 16 Ekim). İstanbul’un sel belâsı asırlardır Eylül’de ve Ekim’dedir! Habertürk.

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. (1995). 6 numaralı mühimme defteri (972/1564–1565), hükümler 548, 555.

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. (1999). 7 numaralı mühimme defteri (975–976/1567–1569), Cilt II, hükümler 1654–1656.

Gönüllü, A. R. (2010). Osmanlı Devletinin son döneminde meydana gelen sel baskınları (1857–1913). Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (28), 351–373.

82-1 numaralı mühimme defteri (1618–1619), hüküm 390 (transkripsiyon).

Ürekli, F. (2010). Osmanlı döneminde İstanbul’da meydana gelen âfetlere ilişkin literatür. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 8(16), 101–130.

Yorumlar

Yorum Yaz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.