TÜRKİYE PAKİSTAN'DAN NÜKLEER SİLAH ALABİLİR Mİ?

Mehmed Mazlum Çelik

Mehmed Mazlum Çelik

Suudi Arabistan harekete geçti! Peki, Türkiye de Pakistan’dan nükleer silah ithal edebilir mi?

Riyad ile İslamabad arasında imzalanan “Stratejik Savunma Anlaşması”, Ortadoğu’da yeni bir nükleer dönemin kapısını mı aralıyor?

İslam dünyasının tek nükleer gücü Pakistan, Suudi Arabistan’a bölgede denklemi değiştirecek o ihracatı yapacak mı?

Ve Ankara bu tabloyu nasıl okuyor?

Son günlerde Riyad ile İslamabad arasında ticaretten savunmaya sayısız anlaşma yapılıyor ve nükleer konusu birçok anlaşmada yer alıyor.

Elbette Suudi Arabistan legal olarak bu ithalatı gerçekleştiremeyecek. Yapılan anlaşmalar da enerji ve savunma adı altında olsa da herkes biliyor ki Suudiler atom bombası satın almaya çalışıyor.

Daha önce Prens Selman bunu ABD’den almayı denemiş; ama eli boş gönderilmişti. Pakistan, özellikle Hindistan-İsrail ittifakına karşı Suudi Arabistan-Türkiye-Katar gibi ülkelere daha çok yakınlaştı.

Buyurun ayrıntılara yakından beraber bakalım.

Riyad–İslamabad Hattında Sessiz Bir Nükleer İhtilal

Orta Doğu artık yalnızca enerji değil, nükleer strateji coğrafyasıdır.

Bir yanda Pakistan’ın “İslam dünyasının nükleer kalkanı” olma iddiası; öte yanda Suudi Arabistan’ın kendi caydırıcılığını inşa etme ihtirası ve sonsuz para kaynağı…

Bu iki çizgi 17 Eylül 2025’te imzalanan Stratejik Savunma Anlaşmasıyla kesişti.

Anlaşma sonrasında Pakistanlı yetkililerin “İslam dünyasının güvenliği için nükleer caydırıcılığımız kullanılabilir” sözleri, sadece bir diplomatik nezaket ifadesi değil; uluslararası güvenlik sistemine verilmiş bir mesajdı. Bu cümle, Riyad’a uzanabilecek bir “nükleer şemsiye”nin ilk somut sinyaliydi.

Pakistan atom bombasını Suudi Arabistan’a borçlu

Pakistan’ın nükleer gücü 1974’te Hindistan’ın nükleer denemesine verilen tarihî cevaptı. Ancak bu güç, yalnızca askeri değil, psikolojik bir zaferdi: “Müslüman bir ülke de bağımsız caydırıcılığa sahip olabilir.” Çok sayıda kaynak, Pakistan’ın 1970’lerdeki programını Suudi finansmanı ile yürüttüğünü belirtir. O dönem Riyad, petrol gelirlerinden bir kısmını “güvenlik yatırımı”na çevirmiş, İslamabad’la görünmeyen bir ittifak kurmuştu. Bir anlamda Pakistan, Suudi güvenliğinin “manevi garantörü”, Riyad ise Pakistan’ın nükleer hamlesinin “maddi sponsoru” olmuştu.

Riyad artık Washington’ın güvenlik gölgesinde kalmak istemiyor; kendi caydırıcılığını İslam dünyasının bir gücüyle pekiştirmek istiyor.

Eğer ki nükleer silahı olursa tartışmasız bir şekilde Türkiye’nin de İran’ın da önüne geçecek bu yarışta.

Her şeyden önemlisi de İsrail korkusu bir nebze azalacaktır…

Hukuken Suudi Arabistan, NPT’ye (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) üyedir; ama Suudilerin bu anlaşmadan ayrılma sinyalleri de olası bir ihracatı güçlü bir ihtimal olarak ortaya koyuyor.

Türkiye’nin alması mümkün mü?

Hayır!

Hatta Suudi Arabistan’ın şu an bu silaha sahip olamamasının nedeni Türkiye ve İran gibi ülkelerin de böylesi bir ihracata teşebbüs etme ihtimalidir.

Bölgede her Müslüman ülke nükleer sahibi olabilir aslında; fakat İsrail açısından bedeli ne olursa olsun İran ve Türkiye asla bu silaha sahip olmamalıdır.

Bu gerekçenin dışında Türkiye öncelikle NPT’yi imzalamıştır.

Ve tabi ki NATO üyesi bir ülkedir.

NATO diyor ki biz zaten sana nükleer koruma sağlıyoruz; bu tür şeylere heves etme…. Elbette bu yalana inanmak mümkün değil. Hangi NATO ülkesi 30 senedir terör saldırısına bu kadar maruz kaldı ve bu denli yalnız bırakıldı?

Elbette, Türkiye’nin Pakistan’dan nükleer silah alması hukuken mümkün değildir. Ancak uluslararası sistem, her zaman açık kapılarla yürümez; gri alanlar vardır. Pakistan–Suudi anlaşması, “savaş başlığı transferi”nden değil, “ortak caydırıcılık” anlayışından bahseder. Bu model, Türkiye için bir emsal niteliğinde olabilir.

Elbette şöyle bir gerçeklik var; Pakistan’ın atom bombasının bedelini ekonomisi çökertilerek ödedi. Suudi Arabistan ise parası ve sayısız silahı olmasına rağmen kendisini asla güvende hissetmiyor.

Demek ki ne silah ne de para tek başına istikrar ve güvenliği garanti etmiyor.

Silahı olan değil, silahı yöneten aklı olan ayakta kalır. Ve o akıl, uranyumdan değil; iradeden, tarih şuurundan ve stratejik öngörüden beslenir. Bugün Pakistan da Suudi Arabistan her krizde Ankara’nın kapısını çalıyor.

2017’de Türkiye, DAEŞ’i temizlemeseydi; teröristler çölü geçip Suudi Arabistan’ı işgal edeceklerdi. Bunu yayınlanmış tüm istihbarat raporları ve düşünce kuruluşları açıkça söylüyor.

Türkiye müdahale etmese Afgan mücahitlerinin Pakistan’ı kendini toparlayamayacak hale getirmesi bir ay sürmez. Hele ki bir dönemin Mısır ordusunu andıran Pakistan ordusu gibi sorunlu bir orduyu düşündüğümüzde bir aydan dahi kısa sürebilir. Ayrıca Hindistan karşısında olan istihbarat savaşlarında Türkiye’nin rolünden bahsetmeye gerek dahi yok…

Suudi Arabistan’ın Pakistan’dan nükleer silah alıp alamayacağı belirsizdir; fakat Türkiye alabilir; ama ithal ederek değil, inşa ederek. Aslında buna gerek de yok. Pakistan’ın ekonomisi, istihbaratı, eğitim sistemi Türkiye için artık dev bir pazar alanı hâline gelmiştir. Türkiye bu alanda ilerledikçe, İsrail ve Hindistan hattında rahatsızlık büyüyor. Zira İsrail, Türkiye’nin İslamabad’daki nüfuzunu dikkatle izliyor; ve bu nedenle Yeni Delhi ile stratejik ilişkilerini derinleştiriyor.

Velhasıl; nükleer silahın düğmesine değil, aklın ve iradenin düğmesine sahip olan kazanır. Türkiye, hem Riyad’ın hem İslamabad’ın krizlerinde denge unsuru olarak kalabildiği sürece, ne atom bombasına ne de nükleer şantaja ihtiyaç duyar.