Türk istihbaratının sabrı! MİT-MOSSAD savaşı ne zaman başladı?

Mehmed Mazlum Çelik

Mehmed Mazlum Çelik

Türkiye Cumhuriyeti, jeostratejik konumunun dayattığı tarihsel gerçeklik nedeniyle, dün olduğu gibi bugün de küresel ve bölgesel istihbarat örgütlerinin en yoğun faaliyet yürüttüğü alanların başında gelmektedir.

Bu yapıların operasyonları zamanla yalnızca istihbarat toplama faaliyeti olmaktan çıkmış; Rusya’nın Çeçen dosyaları üzerinden yürüttüğü infazlar, İran rejiminin muhalif unsurları hedef alan tasfiye süreçleri gibi örnekler, artık olağan kabul edilen istihbarat hesaplaşmaları olarak literatürde yerini almıştır.

Rusya-Ukrayna Savaşının sınırlarımızı zorlamaya başlaması ve İsrail’in aymazlıkları ile istihbarat savaşları daha da bir önem kazandı.

Fakat son yıllarda istihbarat teşkilatlarının gerçekleştirdiği bazı eylemler bizi 1940 -1945 yılları arasında Türkiye’de gerçekleşen istihbarat savaşlarının bir benzeri ile karşı karşıya bırakıyor. Bu yıllarda sınırlarımıza dayanan bir dünya savaşı vardı ve büyük güçler bizden bir taraf seçmemizi bekliyordu. Suikastlar, bombalamalar ve çift taraflı ajanlar köşe başlarını işgal etmiş durumdaydı.

Yabancı istihbaratların aymazlıkları yeni bir gelişme değil; ama yeni olan Türk istihbaratının ulaştığı nokta ve güç olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde istihbaratların en küçük eylemine dünyanın bir ucunda cevap verebilecek kabiliyeti geliştirmiş olmamız sadece Türkiye için değil, bölgenin barışı adına da büyük bir şans. Çünkü İsrail istihbaratı gibi ne insan hakkından ne de uluslararası ilkelerden anlamayan bir yapının terbiyesi için Türk istihbaratı son derece kritik bir rol oynuyor.

Refah Vapuru’nu kim vurdu

Uzun süredir Türkiye’yi oyalayan Birleşik Krallık, Türkiye’nin sipariş ettiği 4 denizaltının hazır olduğunu bildirdi. Bu kararın verilmesindeki en önemli gerekçe Türkiye ve Nazi Almanya’sının son dönemde yakınlaşmaya başlamasıydı.

21 Haziran 1941 yılında yaklaşık 201 Türk askeri mürettebatını taşıyan Refah İsimli şilep Mısır’a doğru hareket ederken belirlenemeyen bir sebeple havaya uçarak Akdeniz’in soğuk sularına gömüldü.

Refah’ın batması sonucu 169 Türk askeri şehit olmuş; yalnızca 28 kişilik mürettebat sahile ulaşırken İngiliz arama gemilerin desteği sonucu yalnızca 4 asker daha kurtarılabilmişti. Hükümet haberi alır almaz konuyu gizlemeye çalışmış; fakat olayın duyulması sonucu geniş bir tahkikat başlatmıştı. Ortadaki asıl soru ise Refah Şilebini kim patlatmıştı. İngilizler, Almanları suçlarken Naziler ise İngilizleri hedef göstermişti.

Sonraki yıllarda da olay aydınlatılamamış olmasına rağmen Refah’ın bir istihbarat eylemi sonucu İtalyanlar tarafından patlatıldığı iddialar arasındaydı.

İddialara göre; askeri dalgıçlık eğitimi almış Luigo Ferraro isimili İtalyan komandosu diplomat kılığında birçok ülkeye gidiyor ve silah ticareti yapan gemilere hareket etmeden önce bir tür zaman ayarlı patlayıcı işlevi gören mıknatısa benzer dinamitler yerleştiriyordu.

Buna göre İtalyan istihbaratı, Ferraro’nun gerçekleştirdiği iddia edilen eylemde Refah şilebine limpet mayını yerleştirerek 169 Mehmetçiği Akdeniz’de şehit etmişti. Emekli Deniz Subayı Osman Öndeş, Milliyet gazetesindeki röportajında Ferrano’nun yalnızca Refah’ın değil, Mersin’den açıldıktan sonra kim tarafından batırıldığı belirlenemeyen 4 geminin daha faili olduğunu iddia etmişti;

“Ferrano, 2 yıl sonra İskenderun’a İtalyan diplomat olarak atandı. Haziran-Ağustos 1943’te Giovanni Roccardi işbirliği ile Mersin’den denize açılan krom yüklü 4 gemi daha aynı şekilde batırıldı. S.S Kaituna adlı gemi, Ferraro’nun fark edilmesini sağladı. Batmayan gemi Kıbrıs’tan gelen İngiliz eskort gemiler ile karaya oturtulduğunda kıç tarafında patlamamış limpet mayını bulundu”(Milliyet)

Refah’ı; Fransızlar mı, Almanlar mı, İngilizler mi, yoksa İtalyanlar mı batırdı asla tespit edilemedi veya bu bilgi kamuoyu ile hiçbir zaman paylaşılmadı

Nazilerin Büyükelçisi Von Popen, Rus Karlov’un akıbetinden son anda kurtuldu

1942 yılına gelindiğinde Avrupa’da savaş şiddetini artırmıştı. Bu durum Türkiye’deki istihbarat savaşlarının da ivme kazanmasına sebep olmuştu.

Bir dönem Almanya Başbakanlığı da yapmış olan Von Popen’nin bombalı saldırıya uğraması Türk kamuoyunu yine şok etmişti. Akıllardaki yegâne soru şuydu: Bu eylemin arkasında kim vardı?

İlk bakışta böyle bir saldırıyı İngilizlerin gerçekleştirmiş olması güçlü bir ihtimal gibi dursa da eylemi gerçekleştiren kişinin bir Müslüman olması işlerin tuhaf bir hal almasına sebep oldu. Yapılan tahkikatta eylemi gerçekleştiren kişinin bir Yugoslav Türk’ü Ömer Tokat olduğu ortaya çıktı.

Sonrasında yaşananlar ise daha sıra dışıydı. Türk yetkililer olayın azmettirici olarak ulaştığı istihbaratçıların SSCB elçiliğinde saklandıklarını tespit etti ve Sovyet Elçiliği kolluk kuvvetlerimiz tarafında çevrilerek suçluların teslim edilmesi talep edilecekti.

Von Popen Ankara’daki büyük istihbarat savaşını İlyas Bazna ile şiddetlendirdi

Von Popen uğradığı saldırıdan yaklaşık bir yıl sonra İlyas Bazna ile tanıştı. İlyas, ailesinin ölümünden İngilizleri suçlayan bir Balkan Türk’üydü. Güzel sesi sayesinde Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliğine sızarak Huge Knatchbull-Huessen ile yakın dostluk kurdu.

Bazna’nın belli bir para karşılığı Bon Popen’e getirdiği istihbaratlar neredeyse savaşın gidişatını değiştirecekti. Neyse ki İngilizlerin şansı dönmüş ve Almanların büyük kibri Çiçero 1 koduyla istihbarat alınan İlyas Bazna’yı İngilizler ve ABD lehine çalışan bir çifte ajan olarak görmüştü.

Oysa İlyas Bazna, Normandiya Çıkarması başta olmak üzere Müttefik kuvvetlerinin pek çok operasyonunu Nazi Almanya’sına bildirmişti. Kimilerine göre nam-ı diğer Çiçero, İlyas Bazna, aslında Türk istihbaratına çalışan bugünkü adıyla bir MİT elemanıydı. Atatürk’ün yanında dahi hizmet etmiş olan Çiçero’nun öyküsü de her istihbarat eyleminde olduğu gibi bir sır perdesi olarak kalacak gibi görünüyor.

İstihbarat savaşları devlet kademesine uzanır

16 Ekim 1945 yılında gerçekleşen bir cinayet ise artık rutinleşen istihbarat cinayetlerini farklı bir safhaya taşıdı; çünkü SSCB elçisinin doktoru Neşet Naci Arzan, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay ve onun arkadaşı Reşid Mercan tarafından öldürülmüştü.

Aslında olay gerçekleştikten sonra Reşid Mercan cinayeti üstüne almıştı. İddialara göre tutuklama öncesi Reşid Mercan ile görüşen dönemin kudretli Ankara Valisi Nevzad Tandoğan süreci tamamen Reşid Mercan’ın üzerine yıkılmasına sebep olmuş ve Genelkurmay Başkanının oğlu Haşmet Orbay’ın cinayetten sıyrılmasını sağlamıştı.

Fakat dönemin basınından beklenmeyecek bir şekilde olayın üzerine gidildi ve dosya tekrar açıldı. Sonrasında Haşmet Orbay’ın olayın içinde olduğu ve hatta tetiği bizzat onun çektiği anlaşıldı; fakat olay göründüğünden daha karışıktı. Öncelikle Haşmet Orbay ABD Büyükelçiliği ile iletişim halindeydi. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay ABD adına casusluk, hatta tetikçilik yapıyordu.

Elbette her istihbarat vakasında olduğu gibi bu da tam anlamıyla aydınlatılamadı; fakat bu dava Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın istifasıyla sonuçlandı. Daha kötüsü ise mahkemeye sanık olarak çıkartılan Nevzad Tandoğan bu muameleyi izzet-i nefsine sığdıramayarak intihar etti. Olayın savcısının dava sürecinde ölmesi ise başka bir soru işaretiydi.

Son yıllarda istihbarat savaşları neden arttı?

Son yıllarda Türkiye’de 1940-1945 yılları arasındakine benzer şekilde istihbarat savaşlarının arttığı gözlemleniyor. Dünyanın her yerinden gizli servisler bir şekilde Türkiye’de eylem yapıyor. Bu eylemlerin bazısı James Bondvari yöntemlerle arkasında büyük bir sır perdesi bırakarak icra edildiği ortadadır.

Türkiye’nin ise bu operasyonlara cevabı son derece önemli ve güçlüdür.

Bu bağlamda Rusya ve İsrail’e yönelik operasyonlar son derece önemlidir.

Özellikle İsrail’in hücre yapılanmaları MİT’in başarılı operasyonları ile deşifre edilmektedir. Bu hadiseler sanıldığının aksine Gazze Savaşları Sonrası başlamadı.

İsrail hücrelerine ilk başarılı operasyon 2021 yılında gerçekleştirilerek MOSSAD için keşif, gözetleme, takip, darp ve kaçırma gibi faaliyetlerle bilgi topladığı belirlenen 15 kişi tutuklanmıştı.

Bu noktada MİT ve MOSSAD arasında adı konulmamış bir savaş başlamış oldu.

Bu noktadan sonra MİT, MOSSAD ile dünyanın her noktasında köşe kapmaca oynayacaktı.

Bu noktada herkes Demir Kubbe’yi çökerten Filistinli Ömer’in kurtarılma operasyonunu bilse de MİT ateşkes dahi imzalanmamış ve savaşın en kanlı günlerinde bir başka Filistinli füze mühendisi Loay el-Basyuni’yi 4 gün süren bir operasyonun sonunda Gazze’den güvenle çıkarmayı başaracaktı.

Loay, Alman pasaportu taşımasına rağmen Almanya kendi vatandaşının kurtarılması operasyonuna cevap dahi vermeyecekti.

MOSSAD karşısında kendi vatandaşlarını dahi feda etmekten çekinmeyen Batılı ülkelerin hukukunu dahi Türk istihbaratı korumak zorunda kaldığı bir süreç yaşıyoruz.

Dünyadaki tüm istihbarat birimleri sıcak savaşın Türkiye’ye ne olursa olsun sıçramaması ilkesi bulunuyordu; fakat İsrailliler kendi yumurtalarını pişirmek adına dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen bir zihniyete sahip.

O yüzden Türkiye açısından çok meşakkatli bir süreç olacaksa da Türk istihbaratı şu anda insanlığın onuru ve şerefi için büyük bir sorumluluk yüklenmiş durumda.