Savunmasız bir kıta: Rusya tüm gücüyle Avrupa’ya saldırsa ne olur?

Mehmed Mazlum Çelik

Mehmed Mazlum Çelik

Rusya’nın Ukrayna saldırıları, savaş tarihinde görülen en dikkatli çatışmalardan biri olarak öne çıkıyor.

Moskova, tüm Ukrayna’yı ateşe vermek yerine cephe savaşları kazanarak zafer elde etmeye çalışıyor. Bunu yaparken de kullandığı silahların yıkıcı etkisini, sivil kayıptan olabildiğince kaçınma stratejisine dayandırıyor.

Peki, diyelim ki Rusya tüm gücüyle Avrupa’yı işgal etmeye kalkarsa ne olur?

Konuyla ilgili distopik makaleler okunduğunda şöyle bir senaryo ortaya çıkıyor. Avrupa önce kabullenmekten kaçınır. Rusya’nın Avrupa’ya başlatacağı topyekûn bir saldırıda Avrupa, meseleyi bir kriz olarak tanımlar. Doğu Avrupa ülkeleriyle sınırlı bir operasyon, Batı Avrupalılar için her zaman çok büyük bir kayıp olarak görülmez. Estonya, Polonya gibi ülkelerin düşmesi literatüre evvela “kriz” olarak girer. Rusya, Batı Avrupa’nın bunu kabulleneceğini bildiği için, yani Doğu Avrupa’nın hiçbir zaman Batı Avrupa ile denk olmadığını gördüğü için, Ukrayna işgalini bir cerrah özeniyle tamamlamaya çalışır.

Yönetimler düşer, alt yapı çöker

Rusya’nın distopik işgal senaryosuna dönüldüğünde, sert operasyonlar sonrası Doğu Avrupa ülkelerinde önce yönetimler hızla düşer, altyapılar kullanılamaz hâle gelir.

İlk üç günde muhtemel ölü sayısı 100 bin civarında olur.

Rusya, şu an Ukrayna’da yürüttüğü savaşın aksine çok az kayıp verir. Bir haftanın sonuna gelindiğinde 300 bin dolayında ölü ve on milyonun üzerinde mülteci Avrupa’nın göbeğine oturur.

İkinci hafta, ekonominin çöktüğü haftadır. Avrupa borsaları kapatılır. Bankalar para vermeyi durdurur. Dijital ödeme sistemleri çalışmaz. Euro fiilen askıya alınır. Küresel piyasalarda 1929’u aşan bir şok yaşanır. Enerji fiyatları birkaç gün içinde katlanır, sanayi üretimi durur, limanlar kapanır. Dünya ticaretinin önemli bir bölümü kilitlenir. Küresel resesyon değil, küresel donma başlar.

İkinci aşamada Doğu Avrupa’nın ötesine geçilir. NATO dağılıp dağılmaktan çok anlamsızlaşır. Ortak savunma fikri vardır ama ortak zaman yoktur. Kararlar alındığında şehirler çoktan düşmüştür. Rusya ilerlemez; boşalan alanları doldurur. Avrupa yenilmez; çözülür.

Rusya için Avrupa’yı işgal değil, yönetmek krizdir

Rus ordularının Paris’ten Roma’ya kadar tüm Avrupa başkentlerini ateşe vermesi üç aydan kısa sürer. Asıl sorun buraları işgal etmek değil, elde tutmak olur. Rusya, Avrupa’yı en fazla 1 ila 3 yıl arasında işgal altında tutabilir. Avrupa, şu an elindeki mevcut zenginlik ile üreten değil; tüketen bir mirasyedidir.

Rus işgaliyle bu zenginlik çok keskin bir şekilde ortadan kalkacağı için Moskova, tüm Avrupa’yı doyurmak ve bakmak zorunda kalır. ABD’nin müdahalesi de işte tam bu noktada başlar. Sanılanın aksine Pentagon’un tüm Avrupa düşene kadar müdahale etmesi zayıf bir olasılıktır. ABD’liler, kesin kazanamayacakları bir savaşa kolay kolay müdahil olmaz. Hatta Avrupa’daki üsler dahi Batılı müttefiklere kapılarını açmaz.

1 ila 3’üncü yılın ardından Rusya, tüm Avrupa’yı uzun süre kontrol ve işgal etmenin bedelini çöken ekonomisi ve isyan eden ordusuyla öder. İşgal ettiği şehirlerden birer birer çekilirken, Doğu Avrupa’dan kendisine karşı başlayacak sert direnişle ordular Avrupa içlerinden geri dönüşlerini bile tamamlayamaz hâle gelirken Moskova’da çok büyük ihtimalle hükümet düşer.

Avrupa bu senaryoyu bilmiyor mu?

Avrupalılar bu senaryonun fazlasıyla farkındadır. Şu an Doğu Avrupa’da Polonya ve Batı’da İtalya’nın dışında, kıta içerisinde düzenli ve disiplinli ordular yoktur.

Almanya’nın yeni ordu kurma teşebbüsleri bir fecaate dönüşmüş durumdadır.

Fransa’nın ordu kabiliyetlerini çoktan kaybettiği, Afrika’daki ileri karakollarının birer birer düşmesiyle net şekilde ortaya çıkmıştır. İspanya askerî teknolojide güçlü ilerlese de askerî kabiliyeti sahada hiç olmamıştır.

Yunanistan’ın askerî kabiliyeti İsrail tarafından son yıllarda modernize edilmiş olsa da Rusya karşısında varlık göstermesi söz konusu değildir.

Yine güçlü bir ordu olarak öne çıkan Romanya’nın da tam mukavemet göstereceği şüphelidir.

Bunun dışında kalan tüm Avrupa ülkelerinin askerî gücü, 30 bin civarındaki askerî birliklere dayanmaktadır.

Avrupa’yı işgalden ne koruyabilir?

İşte tam bu noktada Avrupa için, ana karasında gerçekleşecek bir savaşta Rusya’nın bataklığa saplanmasını sağlayacak ve başkentlerin düşmesini engelleyerek Avrupa zenginliğini koruyabilecek bir güç vardır: Türkiye orduları…

Avrupalılar, yukarıdaki senaryoda ABD’nin ancak işgalden sonra kurtarıcı bir rol ile zayıflamış Rusya ile mindere çıkacağını ve NATO’nun işlevsiz olduğunu fazlasıyla bilmektedir. Oysa Türkiye, güçlü mukavemet yeteneği, saha tecrübesi ve teknik altyapısıyla Avrupa’nın Rusya karşısında işgale uğramasını engelleyecek yegâne güçtür. Batı bunu geç de olsa anlamaya başlamıştır; ancak bu gerçeği siyasi jargona bir anda taşımak istememektedir. Türkiye’yi böyle güçlü bir pozisyonla kabullenip büyük tavizler vermek yerine, Ankara’yı terbiye ederek ve kibirlerinden vazgeçmeden süreci tamamlamak istemektedirler.

Elbette Ankara da bunun farkındadır ve Batılı muhataplarıyla buna göre davranmaktadır. Durumun farkında olmayan tek merci CHP’dir…

Türkiye ve Avrupa arasında böylesine büyük bir satranç oynanırken ana muhalefet hâlâ ülkeyi şikâyet etmekte ve Batılı başkentlerin Ankara’nın iç siyasetini belirleyeceğini ummaktadır. Dünya bu kadar keskin bir şekilde değişirken CHP’nin bundan bigâne kalması son derece ironiktir.

 Elbette Rusya, Avrupa’ya büyük olasılıkla saldırmayacaktır; ancak bu ihtimal sıfır değildir. Olası tüm senaryo ve ihtimallerde, Türkiyesiz bir Avrupa’nın böyle bir krizi atlatabilmesi mümkün değildir.