Yandex
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Solcuların haberi var mı?Marx’ın Türklerle ilgili kehaneti ve övgüleri

Mehmed Mazlum Çelik

Mehmed Mazlum Çelik

[email protected]
Tüm Yazıları

Karl Marx denildiğinde akla ilk gelen başlık iktisattır. Sermaye, emek, sömürü, sınıf mücadelesi… Oysa Marx’ı yalnızca ekonomik determinizme hapseden her okuma eksiktir. Çünkü Marx, en az iktisadi meseleler kadar siyasi güç dengeleriyle, hatta yer yer jeopolitik hesaplarla da derinden ilgilenen bir figürdü. Bu ilginin en çarpıcı örneklerinden biri ise Osmanlı Devleti’ne dair kaleme aldığı yazılardır.

Marx, 1850’li yıllardan itibaren New York Daily Tribune gazetesinde yayımlanan makalelerinde Türkler, İslam dünyası ve Osmanlı Devleti hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapar.

Solcuların haberi var mı?Marx’ın Türklerle ilgili kehaneti ve övgüleri

Marx’a göre Türkler’in üstünlüğü dinleri İslam’dır

Türkleri; işgalce ve barbar bir medeniyet olmaktan ayıran en önemli özelliğin İslam olduğunu savunan Marx’a göre; Osmanlı’yı bölgede yönetici bir elit kılan da asırlarca Avrupa’nın kalbine demir atmasını sağlayan en önemli özelliği budur. Ünlü düşünürün ifadelerine göre; Türkleri diğer istilacı barbar topluluklardan ayıran ve Viyana surlarına kadar dayanıp “Avrupa Türkiyesi” tanımlamasına aydınları mücbir kılan İslam’dı. Aksi halde tarihte 6 asır yaşamış bir Barbar millet yoktur.

Marx’a göre; Avrupa ve Batı kamuoyunun giriştiği Yunan hayranlığı ile karşılarına aldıklarını yalnızca Türkler değil, tüm İslam medeniyetiydi.

Bu yazı serimizde Marx’ı Türkler hakkındaki düşünce ve yaklaşımlarını ele alacağız. Evvela Marx’a göre düşünülenin aksine Türkler yönettikleri coğrafyaların hiçbirinde yönetici sınıf falan değildir:

“Türkleri, Türkiye'nin yönetici sınıfı olarak görmek güçtür, çünkü Türkiye'de çeşitli toplumsal sınıfların arasındaki ilişkiler, çeşitli ırkların arasındaki ilişkilerden da ha az karışık değildir. Türk, şartlara ve bulunduğu yere göre; ekici, küçük çiftçi, esnaf, derebeylik (feodalite) düzeninin en alt ve en barbar döneminde bulunan toprak sahibi, memur ya da askerdir. Türk, imtiyazlı bir dinin ve milletin mensubudur ... Bosna - Hersek'te Slav menşeli asilzadeler, İslam dinini kabul etmişlerdir ... Bundan dolayı, Bosna - Hersek bölgesinde hakim sınıf ve hakim din birbirine karışmıştır.” (Türkiye Üzerine Düşünceler – K. Marx)

Solcuların haberi var mı?Marx’ın Türklerle ilgili kehaneti ve övgüleri - Resim : 2

Marx’ın yukarıda biraz da şaşkınlıkla belirttiği şuydu: Türkler Osmanlı’da en alt sınıfta da olabilirdi, muarızı İslam’ı kabul ettiği anda onun (Türk’ün) idarecisi dahi olabilmekteydi. Türk’ün Osmanlı’daki en büyük imtiyazı mensup olduğu dindi. Dini onu fakir de olsa farz-ı muhal zengin bir Rum ya da Ermeni karşısında korurdu; ama aynı sistemde Rum veya Ermeni, İslam dinini seçtiği anda Türk basit bir çiftçi olabilir, Ermeni/Rum veya Arap fark etmeksizin onun idarecisi olabilirdi.

Marx’a göre Osmanlı muhakkak yıkılacaktır. Türkler, Anadolu’ya hapsolacak ve Avrupa’dan sökülüp atılacaktır. Asıl mesele Osmanlı’nın tasfiyesinin nasıl gerçekleşeceğine odaklanmaktadır. Türklerin giriştiği bazı reform hareketleri ve Avrupalılarla kurduğu diyalogun anlamsız olduğunu düşünmektedir:

“Türkiye çürümüş durumdadır ve Avrupa’daki denge ve statu quo'nun muhafazası devam ettikçe, daha da çürüyecektir. Kongrelere, protokollere ve ültimatomlar a rağmen, siyasi güçlüklere ve milletlerarası karışıklıklara kendi açısından o da etkide bulunacaktır. Çürümekte olan bir organizmanın çevresine koku yayması kadar kaçınılmaz bir şeydir bu.” (Age.)

Marx’a göre Osmanlı hasta adam değil, çürümeye başlayan bir cesettir.

Solcuların haberi var mı?Marx’ın Türklerle ilgili kehaneti ve övgüleri - Resim : 3

Yahudi medyasının Rus taraftarlığına karşı Marx

Marx’a göre birkaç büyük Yahudi şirketin ve finans çevresinin kısa vadeli menfaatleri uğruna, Rus yayılmacılığı karşısında Osmanlı’yı ezmeye çalışmak yalnızca siyasi bir hata değil, Avrupa’nın kendi geleceğine karşı işlenmiş bir cinnettir. Bu noktada Marx, gazeteleri tek tek karşılaştırır; hangi yayın organının hangi ekonomik çevreyle temas hâlinde olduğunu, hangi haber dilinin hangi politik sonucu beslediğini açık biçimde ortaya koyar:

“Bütün Londra basını, sabah da akşam gazeteleri veya haftalık dergiler, ‘Yönetici Organ’ aleyhinde hep bir ağız dan bağrışıyorlar. Morning Post, Times'da çalışan meslektaşlarını alaya alıyor ve onları, bile bile yanlış ve saçma haber yaymakla itham ediyor. Onlara, ‘İbrani-Rus-Avusturyalı’ çağdaşlarımız. Yarım düzine Yunan şirketinin ticari öneminden ötürü, Türk imparatorluğunu Rusya'ya teslim etmeyi teklif olarak ortaya atan gazeteciler yalnız kendi kafalarının çalıştığını kolayca ileri sürebilirler…”(Age.)

Bugünün modern dünyasında Avrupa hala Rus yayılmacılığı karşısında umut olarak Türkleri görmesi tarihin cilvesi olsa gerek.

Bölgede meydana gelen karışıklıkları aydınların Yunan hayranlığından doğru okuyamadığını düşünen Marx, çoğu musibetin nedeni olarak Türkleri değil, Rus casusları olarak görmektedir:

“Öte yandan, Rusların, bir yabancı dili iyice bilmeden kolayca konuşmak konusunda gösterdikleri malum yatkınlık; bol para alan Rus casuslarının Türk meselelerini iyice öğrenmelerini mümkün kıldı. Yüzlerce Rus casusu Türkiye'yi dolaşıyor ve Rum Hıristiyanların dikkatini, Ortodoks Hükümdarın, tabii şefin ve kurtarıcının üzerine çekiyordu. Casuslar, bu aynı hükümdarı, güney Slavlarına, eninde sonunda, aynı tahtın çevresinde büyük Slav ırkının bütün gruplarını toplayacak ve bu ırkı Avrupa'yı egemenliği altında tutan bir ırk haline getirecek olan güçlü bir Çar olarak tasvir ediyorlardı. Rum Kilisesine mensup din adamla aradan çok geçmeden, tek bir amacın çevresinde toplanmıştı. Bu amaç, yukarda sözü geçen fikirleri yaymaktı. 1809 Sırp ayaklanması ve 1821 Yunan isyanı, az çok, Rus parası ve nüfuzu ile kışkırtılmış hareketierd i . Türk paşalarının merkezi idareye karşı isyan bayrağını açtığı her yerde, Rus entrikaları işe karışmış bulunuyor ve Rus parası rol oynuyordu.” (Age.)

Marx, körkütük ve romantik heyulalar ile Yunan muhibliği yapan Batılılara saldırdığı gibi Türk’e dost olan isimlere de sert eleştirilerde bulunur. Bunların başında İskoç asıllı İngiliz devlet adamı Urquhart, gelmektedir:

“Türkiye hakkındaki bu aşırı hayranlığın ve coşkunluğun kaynağını, Parlamento üyesi M. David Urquarth'ın eserlerinde bulabiliriz. Aslı İskoçyalı olan bu bay, yurdunun ortaçağvari ve ataerkil (patriarcale) hatıraları ile dopdoludur. Ama modern İngiltere’nin öğrenimi ve kültürü ile yetişip, önce, Yunanistan'da Türklerle savaşarak üç yıl geçirmiştir. Daha sonra, Türkiye'ye gitmiş ve Türklerin en coşkun hayranlarından biri olmakta gecikmemiştir. Bu romantik dağlı, Pinde boğazlarında ve Balkanlar'da, kendini evinde gibi hissetmiştir.

İçinde değerli bilgiler de bulunan ve Türkiye ile ilgili olan eserleri , üç şaşırtıcı temel düşünceye dayanır. Bu düşünceler kök bakımından şunlardır: M . Urquarth, iİngiliz tebaası olmasaydı, Türk olmak isterdi ; Presbiterian Kalvenci olmasaydı Müslüman olmak isterdi ; İngiltere ve Türkiye, bağımsız bir idareye sahip olduğu gibi dini ve medeni hürriyete de sahip yegane iki ülkedir. Böylece, Şark meselelerinde, Palmerston'a düşman olan bütün İngiliz liberallerinin gözünde bir otorite haline gelmiş olan bu M . Urquarth, Daily News'un Türkiye hakkında övgüler düzmesini sağlayan , bilgileri veren kimsedir.”

Ünlü felsefeci Marx’ın Türkler ve Osmanlı hakkındaki sıra dışı görüşleri bu kadarla sınırlı değil elbette ancak biz köşemizdeki yerin sonuna geldik.

Dosyamızın ilerleyen bölümünde meseleyi yalnızca Marx’ın metinleriyle sınırlı tutmayacağız. Asıl ihmal edilen, hatta bilinçli biçimde görmezden gelinen bir başlığa eğileceğiz: Osmanlı aydınlarının Karl Marx’a bakışı. Zira Marx, Osmanlı entelektüel dünyasına bütünüyle yabancı bir isim değildir. Tanzimat’tan II. Meşrutiyet’e uzanan dönemde Osmanlı aydınları, Marx’ı körü körüne benimsemek yerine; onun fikirlerini devlet, toplum ve imparatorluk gerçekliği süzgecinden geçirerek tartışmışlardır. Kimi isimler Marx’ı Batı’nın yeni bir ideolojik ihraç aracı olarak görmüş, kimi isimler ise sınıf, emek ve sömürü kavramlarını kendi toplumsal yapımızla karşılaştırarak temkinli okumalar yapmıştır. Bu bağlamda Osmanlı aydını, ne Marx’a teslim olmuş ne de onu bütünüyle reddetmiştir. Aksine, onu okumuş, tartışmış, eleştirmiş ve yer yer dönüştürmüştür. Bu yaklaşım, Osmanlı düşünce geleneğinin en ayırt edici vasfını da ele verir: Fikre teslim olmak yerine, fikri terbiye etmek.

Tabii A Haber Viyana İngiltere
Anasayfa
Foto Galeri
Video Galeri
Yazarlar
Son Dakika Haberleri
Yerel Haberler
Kategoriler
Gündem
Ekonomi
Dünya
Spor
Magazin
Seyahat
Yaşam
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Medya
Eğitim
Popüler Haberler
Gözden Kaçmasın
Sayfalar
Gizlilik İlkeleri
Çerez Politikası
Künye
İletişim
Hukuka Aykırılık Bildirimi
Kullanım Şartları