Şaka gibi: "Konya Çöküyor, Biz 'İklim Değişikliği' Deyip Yatıyoruz!

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

"Küresel iklim değişikliği" demek, sedece ve daha çok kontrolümüz dışındaki bir güce suçu atmak demek. Peki ya kontrolümüzde olanlar? Bu bir akıl tutulmasıdır!

Konya'da her yıl onlarca yeni obruk açılıyor. Tarlalar, yollar, hatta evlerin altı bir anda çöküveriyor. Bu felaketin sebebi sorulduğunda en sık duyduğumuz cevap: "Küresel iklim değişikliği." Bu cevap kulağa bilimsel, modern ve kaçınılmaz geliyor. Ama bir dakika durup düşünelim: Bu cevap, aynı zamanda bizi sorumluluktan kurtaran en kolay kaçış yolu değil mi?

Rakamlar Ne Diyor? Önce Aynaya Bakalım
Konya Kapalı Havzası'nda şu anda yaklaşık 40.000 ruhsatlı ve 120.000'den fazla kaçak kuyu bulunuyor. Evet, yanlış okumadınız: Yasal kuyuların üç katı kadar yasadışı kuyu var! Yeraltı su seviyesi yılda ortalama 4-5 metre düşüyor; bazı bölgelerde bu rakam 10-20 metreyi buluyor. 300 metreden su çıkmayan kuyular artık sıradan haber.

Şimdi kendinize sorun: Bunun sorumlusu kim? Çin'deki fabrikalar mı, Amerika'daki otomobiller mi, yoksa Konya'nın ortasındaki o 120.000 kaçak kuyu mu?

"Kuraklık Var" Demek Yetmez, Neyi Ektiğimize Bakalım
Konya Ovası, yüzyıllardır buğday, arpa, nohut gibi kuru tarım ürünleriyle ünlüydü. Bu bitkiler, yağmur suyuyla yetinirdi. Ama son 20-30 yılda ne oldu? Çiftçilerimiz, ekonomik getirisinin yüksekliği nedeniyle mısır, şeker pancarı ve yonca gibi "su canavarı" bitkilere yöneldi.

Basit bir karşılaştırma yapalım: Bir dekar buğday için sezonluk 400-600 mm su yeterlidir. Aynı alan için mısır ne kadar su ister biliyor musunuz? 800-1400 mm! Yani neredeyse dört kat daha fazla su.

Peki bu suyu nereden buluyoruz? Gökten yağmıyor, kuralık var maalesef. Cevap basit: Yeraltından! Ve işte tam da bu noktada obruklar sahneye çıkıyor.

Obruk Nasıl Oluşuyor? Masalı Bırakın, Gerçeği Dinleyin
Konya'nın altında "karstik yapı" denen, eriyebilen kayaçlardan oluşan bir jeoloji var. Bu kayaçların içinde doğal boşluklar, mağaralar bulunuyor. Bu boşlukların tavanını ayakta tutan şey, içindeki yeraltı suyunun basıncı. Su, adeta bir "direk" görevi görüyor.

Şimdi düşünün: 160.000 kuyudan vahşice su çektiğinizde ne olur? O direk yavaş yavaş çekilir. Ve bir gün, üzerindeki toprağın ağırlığını taşıyamayan tavan çöker. İşte obruk budur. Tıpkı bir evin temelini kazmak gibi düşünün; temeli kazarsanız ev çöker. Biz de havzanın temelini "su" kazıyoruz.

İklim Değişikliği Suçsuz mu? Hayır! Ama Asıl Suçlu Değil
Elbette küresel iklim değişikliği işleri zorlaştırıyor. Yağışlar azalıyor, sıcaklıklar artıyor, kuraklık dönemleri uzuyor. Bunlar gerçek. Ama iklim değişikliği tek başına obruk oluşturmaz! İklim, sadece sistemi kırılgan hale getiriyor. Asıl darbe, bizim vurduğumuz.

Düşünün: Aynı iklim koşulları altında, eğer kaçak kuyular olmasaydı, eğer su yoğun ürünler yerine geleneksel ürünler ekilseydi, eğer damlama sulama yaygın olsaydı, bu kadar obruk açılır mıydı? Kesinlikle hayır. Yani iklimi günah kecisi olarak kullanmak çözüm değil!

Sadece "Küresel iklim değişikliği" diyerek ellerimizi yıkamak yerine, önce kendi elimizle açtığımız yaraları sarmalıyız.

Peki Ne Yapmalıyız? İşte Elimizdeki Güç
İyi haber şu: Sorunun büyük bölümü bizim kontrolümüzde ve çözümü de öyle. İşte hemen yarından itibaren yapılabilecekler:
1. Kaçak Kuyulara Son: 120.000 kaçak kuyu kontrol altına alınmalı. Denetim, ceza ve teşvik bir arada uygulanmalı. Popülist siyasetci yerine devlet adamı olmalıyız.
2. Akıllı Sulama: Vahşi sulamadan damlama sistemlerine geçiş, su kullanımını %50'ye kadar azaltabilir.
3. Ürün Deseni Değişikliği: Mısır ve şeker pancarı yerine az su isteyen buğday, arpa, ayçiçeği teşvik edilmeli. Ankaraya güne birlik kazanç için baskı yapılmamalı.
4. Su Fiyatlandırması: Su bedava değil! Gerçek maliyetini yansıtan fiyatlandırma, israfı önler.
5. Havza Bazlı Yönetim: Suyun ne kadar çekilebileceği bilimsel olarak hesaplanmalı ve herkes bu kurallara uymalı.

Son Söz: Sorumluluğu Almak Cesaret İster
"İklim değişikliği" deyip geçmek kolay. Çünkü o zaman yapacak bir şey yok gibi görünüyor; suç başkasının, çözüm de başkasının elinde. Ama gerçek şu ki, Konya'daki obrukların asıl sebebi bizim tercihlerimiz:

Hangi ürünü ekeceğimiz, suyu nasıl kullanacağımız, doğru ürüne teşvik vereceğiz, kaçak kuyulara göz yumup yummayacağımız bizim elimizde.

Evet, iklim değişikliği gerçek ve çok ciddi bir tehdit. Ama önce elimizdeki düzeltmeleri yapalım. Önce kendi ayağımıza sıkmayı bırakalım. Sonra iklime karşı mücadele etmek çok daha kolay olacak.

Konya Ovası, Türkiye'nin buğday ambarı, stratejik öneme sahip bir bölge. Bu ovayı kurtarmak, sadece bir çevre meselesi değil; gıda güvenliğimiz, ekonomik istikrarımız ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz meselesidir. Günü değil geleceğimizi kurtaracak bir irade lazım. Alo!