Beykoz’daki binanın bodrumuna El Niño su taşımıyor
El Niño Pasifik’te, bodrum İstanbul’da. Sel için on bin kilometre öteye değil, evimizin önündeki dereye bakmalıyız.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü
14 Ekim gecesi İstanbul’da sokaklar daha sudan çıkmadan sosyal medyada açıklama hazırdı: “Rekor El Niño geldi, İstanbul’u vurdu.” Kimisi okyanuslardaki rekor sıcaklıkları, kimisi iklim değişikliğini, kimisi “84 yıllık rekoru” gösterdi. Anlatı çok çekiciydi; çünkü suçlu uzaktaydı, görünmezdi ve hesap sorulamazdı. Oysa Beykoz’daki bir binanın bodrumunu basan su Pasifik’ten gelmedi. O bodrumu su basmasının nedeni, binanın nereye ve nasıl yapıldığıdır.
El Niño nedir, nerede etkilidir?
El Niño, ekvator boyunca Pasifik Okyanusu’nda yaşanan bir okyanus–atmosfer salınımıdır. Normal yıllarda doğudan esen alize rüzgârları sıcak yüzey suyunu Endonezya ve Avustralya tarafına yığar, Güney Amerika kıyısında ise derinden soğuk su yüzeye çıkar. El Niño yıllarında alizeler zayıflar, sıcak su doğuya, Peru ve Ekvador açıklarına doğru yayılır; tropik Pasifik’teki büyük sağanak ve yükselici hava hücreleri de onunla birlikte doğuya kayar. Bu nedenle El Niño’nun en güçlü ve en tutarlı etkileri tropiklerdedir: Peru ve Ekvador kıyılarında seller, Endonezya ve Avustralya’da kuraklık ve orman yangınları, Hindistan musonunun zayıflaması, güney Afrika’da kuraklık. Orta enlemlerde etkisi Kuzey Amerika’da kışın belirgindir; Avrupa ve Akdeniz’de ise zayıf, yıldan yıla değişen ve çoğu zaman diğer etkenlerin arasında kaybolan bir sinyaldir.
Bu yılki El Niño gerçekten güçlüdür; bunu inkâr etmiyorum. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin 8 Ekim değerlendirmesine göre Pasifik’in Niño-3.4 bölgesinde deniz suyu son bir ayda ortalamanın 2,1 °C üzerindeydi ve ekim–aralık döneminin kayıtlardaki en güçlü olaylardan biri olma olasılığı yüzde 83’tür. Copernicus’a göre eylül 2026, 60° güney ile 60° kuzey arasında okyanus yüzeyi sıcaklığı bakımından kayıtların en sıcak eylülüdür. Bunlar bilimsel olarak önemli ve izlenmesi gereken gelişmelerdir. Ama “El Niño güçlü” cümlesi ile “İstanbul’daki seli El Niño yaptı” cümlesi arasında bilimsel bir köprü yoktur.
Uzak bağlantılar: El Niño’nun sinyali neden Akdeniz’e zayıf ulaşır?
Tropik Pasifik’teki ısınma, orta enlemlere atmosferdeki büyük ölçekli dalgalar aracılığıyla “uzak bağlantı” (teleconnection) yoluyla ulaşır. Bu dalgaların izi en açık biçimde Pasifik–Kuzey Amerika hattında görülür; ABD’nin güneyinde yağışlı, Kanada’da ılık kışlar bu yüzden El Niño ile birlikte anılır. Avrupa ve Akdeniz’e gelindiğinde ise sinyal, Kuzey Atlantik Salınımı gibi bölgesel salınımların, Atlantik’teki koşulların ve bölgenin karmaşık dağ ve deniz dağılımının içinde zayıflar. Bu yüzden El Niño, Türkiye için mevsimlik tahminlerde dikkate alınan etkenlerden biridir; ama bir gecelik sağanağı açıklayan bir anahtar değildir. Tarımda ve turizmde aylık ve mevsimlik tahminleri kullanmamız gerektiğini yıllardır söylüyorum; El Niño bilgisi orada, olasılıklarla ve dikkatle kullanılmalıdır. Sosyal medyada ise tam tersine, mevsimlik bir sinyal tek bir günün suçlusu ilan ediliyor.
El Niño’nun herkesi ilgilendiren en güvenilir küresel izi sıcaklıktadır: Güçlü El Niño olaylarını izleyen yıllar (1998, 2016, 2024 gibi) küresel ortalama sıcaklıkta öne çıkan yıllar olmuştur; bu yılki olayın da 2027’yi sıcak bir yıl yapma olasılığı konuşuluyor. Ama bu bir küresel ortalamadır. Küresel ortalamanın birkaç onda bir derece artması, Beykoz’daki bir sokağın neden su altında kaldığını açıklamaz.
El Niño’nun Türkiye’ye bir garezi yok
El Niño’nun Türkiye ve İstanbul yağışları üzerinde doğrudan ve tutarlı bir etkisi bilimsel olarak ortaya konmuş değildir. Yapılan çalışmalar bazı bölgelerde ve mevsimlerde zayıf ilişkiler bulmuş, ama bu ilişkiler yıldan yıla değişkendir; güçlü El Niño yıllarının bir kısmında Türkiye’de yağış artmış, bir kısmında azalmıştır. Tek bir günlük yağışı El Niño’ya bağlayan bir bilimsel yöntem de yoktur. El Niño’nun ne İstanbul’a bir garezi vardır, ne de Beykoz’un adresini bilir.
14 Ekim yağışını hazırlayan etkenler ise yerel ve bilinen etkenlerdir: Balkanlar’dan Ege’ye inen bir yüksek seviye oluğu, Karadeniz üzerinden kuvvetli esen poyraz ve yaklaşık 20 °C sıcaklıktaki Karadeniz’in üzerine akan 1–6 °C’lik soğuk hava. Sıcak deniz yüzeyinden buharlaşan su buharı, poyrazla kıyıya ulaşan havanın Belgrad Ormanı ve Beykoz–Şile yaylası yamaçlarında yükselmesiyle yoğuştu ve aynı hat üzerinde saatlerce sağanak oluştu. Bu, İstanbul’un sonbaharda bildiği “Karadeniz etkili sağanak”tır; Pasifik’e gitmeye gerek yoktur. Isınan hava ve deniz, derece başına yaklaşık yüzde 7 daha fazla su buharı bulundurabildiği için bu sağanakları bir miktar daha verimli kılabilir; ama bu bir arka plan etkisidir, sel haritasını çizen etken değildir.
Rekor yağış, selin tek sorumlusu değildir
Diyelim ki rekor kırıldı. Sarıyer istasyonundaki 176 kilogram, MGM’nin 1981’deki 136,1 kilogramlık günlük rekorunu aşmış görünüyor; ön veriler doğrulanırsa bu bir rekor olacak. Peki rekor, iki ölümü ve bin 277 su baskınını açıklıyor mu? Hayır. Yağışın en çok olduğu yer ile selin ve ölümlerin olduğu yer aynı değildir: En çok yağış alan Beykoz’da (230 kilogram) can kaybı yaşanmadı. Fatih’e Beykoz’un yarısından az, 93 kilogram yağış düştü; ama Balat’ta 14 yaşındaki bir çocuğumuz su birikintisinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Sarıyer’de bir yurttaşımızı, adı bile Dereboyu olan bir caddede kaybettik. Mahsur kalmaların bir kısmı yağışın 50–60 kilogramda kaldığı Bahçelievler ve Güngören’deki alt geçitlerde yaşandı. 2009’da Çatalca’ya 205 kilogram yağış düştüğünde Marmara’da 31 can kaybetmiştik. Rekor yağış tehlikeyi büyütür; ama zararın nerede ve ne kadar olacağını belirleyen, yağışın neyin üzerine düştüğüdür.
Cambaza bakmayı bırakın
El Niño’yu, okyanus rekorlarını ya da iklim değişikliğini her selin baş sorumlusu ilan etmek, “cambaza bak” oyunudur. Herkes gökyüzüne bakarken yerde olan biten görünmez kalır. Oysa yerde olanlar belgelidir: İstanbul’da açık havza konumundaki 168 dere havzasının 108’i, yani yüzde 64’ü, fiziksel yapısını kısmen ya da tamamen kaybetmiştir; yaklaşık 3.344 kilometrelik dere sisteminin 901 kilometresi dönüştürülmüştür (Dinç, 2019). İSKİ’nin içme suyu havzaları yönetmeliğinde 1984’te derenin her iki yanında 100 metre olan yapı yaklaşma mesafesi, 2 Ocak 2013 tarihli kararla 10 metreye indirilmiş, kuru dereler dere statüsünden çıkarılmıştır. Kuzey Ormanları’nda su geçirimsiz yüzeyler yalnızca 2009–2017 arasında yüzde 63 artmıştır. Aşırı yağışlarda derenin yatağına ve taşkın alanına ihtiyaç vardır; biz o alanları imara açtık, üstünü kapattık, içine girdik.

Sosyal medya kirliliğine kurban olmayın
Afet anlarında bilgi kirliliği de bir tehlikedir. Meteoroloji eğitimi almamış, bir haritayı ilk kez gören, ama binlerce takipçisi olan hesaplar, El Niño’dan “iklim silahı”na kadar akla gelen her şeyi sel gecesinin açıklaması diye sunuyor. Bu anlatılar, kimseyi sorumlu tutmadığı için rahatlatıcıdır; ama bir sonraki selde kimseyi korumaz. Hava ve iklim bilgisini Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden, AKOM’dan, AFAD’dan ve bu alanda eğitim almış bilim insanlarından alın. Bir paylaşımda kaynak, istasyon, tarih ve birim yoksa, o paylaşım bilgi değil, gürültüdür.
El Niño Pasifik’te kalır; bodrumu basan suyun hesabı İstanbul’da verilir. Bir sonraki sağanakta gökyüzünde suçlu aramak yerine sokağımıza, mahallemizdeki kapatılmış dereye, bodrumdaki elektrik panosuna ve o binaya ruhsat veren imzaya bakarsak, El Niño ne kadar güçlü olursa olsun, yağmur yalnızca yağmur olarak kalır.
Yorumlar