OSMANLI NEDEN FETHETMEDİ?UMMAN'IN KURULUŞUNDA TÜRK İSTİHBARATININ ROLÜ

Mehmed Mazlum Çelik

Mehmed Mazlum Çelik

Osmanlı’nın fethetmediği tek ülke: Umman’ın kuruluşunda Türk istihbaratının rolü

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Umman ziyareti yalnız diplomatik değil; tarihî hafızamızla yeniden yüzleşmemize vesile oldu.

Peki Umman neden önemli? Sorusu bu seyahatten sonra daha anlamlı bir hale geldi.

Bilhassa Umman halkının gelenekleri kamuoyunun yakın ilgisini çekti.

Birçok kimse Umman’ı basit ve tarihi olmayan bir Körfez ülkesi olarak görüyor.

Oysa Umman; Osmanlı’nın hiçbir zaman fethetmediği, Portekizli işgalcilere kök söktüren ve bir şekilde tarihin hep doğru tarafında durmayı başarmış Arap ülkelerinin başında geliyor.

Bilhassa 2020 senesinde vefat eden Sultan Kabûs b. Said, Umman’da bir cennet yaratmış ve Körfezin en müreffeh insanlarından oluşan bir devlet inşa etmişti.

Ummanlıların Türklere olan muhabbeti ve ünsiyeti de her zaman özel bir durum ihtiva etmişti. Hakeza Türkler de eskiden beri Ummanlıları diğer tüm Arap halklarından ayrı bir yere konumlandırmış ve bunu siyasetlerine de yansıtmıştı.

Kadirşinas karakterini bu asırda da koruyan Umman, başta Filistin meselesi olmak üzere pek çok konuda net bir tavır ortaya koyuyor.

İsrail’i bir devlet olarak dahi tanımayan Umman, sahip olduğu serveti müsrifçe harcayan ülkelerden değil.

Meseleyi daha iyi anlamak adına buyurun insanlığın en kadim coğrafyalardan birisi olan Umman’ın tarihi serüvenine ve Türklerle olan münasebetlerine yakından bakalım.

Portekizlileri yendiklerinde Türklerin saygısını kazandılar

1508 senesinde Portekizliler, Arap körfezindeki birçok stratejik nokta gibi Umman coğrafyasını da işgal etmişlerdi.

Yaklaşık 150 senelik bu işgal sürecinden sonra diğer bölgelerin aksine Osmanlı yardımı gelmeden bağımsızlığını elde etmeyi başaran nadir ülkelerden birisi Umman olacaktı.

Osmanlı Devleti, Ummanlıların bu çabasına saygı göstererek Umman’ın bağımsızlığını tanımış ve Ya’rubilerin kendi yönetimlerini kurmalarına karışmamıştır.

Ayrıca savaşçı bir halkın Portekizlilerle arasında güçlü bir tampon oluşturması İstanbul’u memnun etmişti.

Sonraları Sultan İkinci Abdülhamit, İngilizlere karşı benzer bir politikayı Yemen’de deneyecek ve Umman tipi devlet modeli Osmanlı için makul bir siyasal sistem olarak ele alınacaktı.

Başka bir deyişle Anadolu’dan asker getirip işgalcileri durdurmak yerine bölgede savaşçı halkları eğit-donat projesiyle Portekiz, İngiliz ve Hollandalıların karşısına çıkarma yaklaşımı Umman örneği ile bir politikaya dönüşecekti.

Osmanlı’nın kudretli yıllarında imparatorluk kurdular

Ummanlılar, Portekizlileri yalnız kendi topraklarından değil; tüm coğrafyadan söküp atmayı aklına koymuştu. Al Bu Said hanedanı bu bağlamda harekete geçti kısa sürede öyle bir imparatorluk kurdular ki 1750 yılında sınırları Pakistan’dan Zangibar’a uzanıyordu.

Osmanlı ile aralarında yazılı olmayan bir anlaşma var gibiydi: Osmanlı’nın doğal hinterlandının dışındaki her nokta Ummanlılara helal sayılıyordu.

Maskat İmamlığı denilen Umman idaresi, Osmanlı ne zaman talep ederse asker göndermesi sebebiyle İstanbul ile hiç karşı karşıya gelmemiş ve çok ciddi bir siyasi kriz yaşanmamıştı.

Hatta Portekizlilerin elinden kurtardığı bazı stratejik noktaları Osmanlı’ya bırakması İstanbul’un Maskat’a olan müspet bakışını güçlendirmişti.

Portekizler bölgeden sökülmüşse de yerlerine İngilizler gelmiş ve Umman’da iktidar kavgası bu denize dayalı bu ihtişamlı imparatorluğun bir sömürgeye dönüşmesine neden olmuştu.

Modern Umman’ın kuruluşunda Türk istihbaratının rolü

Umman’da Sultan Kâbus devlet felsefesini Süleyman el Barunî isimli Libyalı eski bir devlet adamın görüşleri üzerine inşa etmişti.

Sultan Kâbus, 1940 senesinde doğdu.

Süleyman el Barunî ise 1940 senesinde öldü.

Başka bir deyişle ikisi hiç tanışmadılar; ama fikirleri bir noktada buluşmuştu.

Peki, Umman’da başta bakanlık olmak üzere olan birçok önemli görev üstlenen Süleyman el Barunî kimdi ve biz Türklerle bağı neydi?

Barunî her şeyden önce Taşkilat-ı Mahsusa’nın bir üyesiydi. Başka bir deyişle Türk istihbaratının bir üyesiydi.

Osmanlı Paşa’sıydı. Yani resmen bir Türk devlet memuruydu.

Enver Paşa’nın en önemli adamlarından birisiydi. Libya’dan Umman’a geçişi de elbette tesadüf değildi.

Millî Mücadele’nin içindeydi. Yani Barunî için vatan sathı sadece Libya ve Umman’dan değil; Anadolu’dan başlıyordu.

Onun fikirleri genç bir Ummanlı ki sonraları Sultan olarak tanınacak Kâbus bin Said’i fazlasıyla etkileyecekti.

Libya’dan Anadolu’ya ve Umman’a varıncaya dek Müslümanların bağımsızlığını, birliğini savunan ruh olan Barunî, 1970 senesinde Umman Sultanlığının ideolojik arka planının da esasen mimarı sayılırdı.

Merhum Sultan Kâbus bin Said nasıl ve ne kadar Umman’da bu ruhu temsil ediyorsa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da aynı ruhun içinde Anadolu’nun temsilcisi olarak görülüyor Umman’da.

Umman’ın mevcut Sultanı ve Kâbus’un kuzeni Heysem bin Tarık gösterdiği iltifatla tarihi mirasına sahip çıkmış oldu halkı nazarında.

Ne yazık ki bizler meseleleri, sembolleri ve geçmişi bu şekilde okumasak ve hatta bilmesek de Ummanlılar her ayrıntıda bu geçmiş birikime dikkat ederek hareket ettiler. Yazık ki bu ziyaretten sonra Umman’a dair Türkiye’den en çok yapılan aramaların başında haritadaki yerlerine bakmak olmuş.

Haritada yerini aradığımız ülke, tarihte Türklerin hafızasında çoktan yerini almıştı oysa. Sadece hatırlamaya ihtiyacımız var.