Masonluğun kısa tarihi:Selanik’ten Çırağan’a uzanan sızmanın anatomisi
Remzi Sanver’in gözaltına alınmasından sonra dikkatler yeniden Masonluk üzerine çevrildi; ama asıl soru şu; Bu devlet ve millet, neden 200 yıl boyunca masonluk kelimesini duyunca tedirgin oluyor?

Remzi Sanver
Aslında cevap belli ne tarihte hiçbir Türk devleti ne de halk kapalı kapılar arkasında gizlenen hiçbir yapıyı sevmedi. Bu yüzden Haşhaşiler, Kadızadeler veya FETÖ gibi yapılar nefretten başka bir şey üretmedi.
Masonluk da gizliliğe ve saklanmaya dayanan yapısı nedeniyle her daim nefretin merkezinde yer aldı.

Masonluk nedir?
Masonluk topraklarımıza girdiğinden beri birçok tanımı yapılmıştır. Sözlükleri incelediğimizde Şemsettin Sami’nin tanımını hayretle okuduk. Büyük Türk sözlükçüsü ve adeta kelimelerin efendisi olarak tanımlayacağımız Şemsettin Sami hakkında cilt cilt kitaplar yazılmış Masonluğu sadece bir tek kelime ile tanımlamıştır: Dinsizlik.

Şemsettin Sami
Felsefe sözlüğüne göre ise Masonluk şudur: Din, millet farkı gözetmeden insanları erdemde birleştirmeyi amaçlayan hoşgörü cemiyeti.
Mason kelimesi köken itibariyle taş yontma ustası demektir. Bu ustalar Avrupa’daki ilk ve en güçlü lonca teşkilatını kuran sınıftır. Yani esasen Masonluk dinden önce ticari birlik olarak ortaya çıkmıştır. Ticaret ve din birleşerek siyaset üzerinde tahakküm kurmayı başaracaktı.
Avrupa’daki büyük cemiyet boşluklarını dolduran Masonluk, Lale Devri ile topraklarımıza girecekti. Masonlukla temas kuran ilk isimler Yirmisekiz Mehmed Çelebi, İbrahim Müteferrika ve Humbaracı Ahmed Paşa (Bonneval)’dir.
Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin teması gayet normaldi; çünkü Batı ile ilk ünsiyetimiz onun ile mümkün oldu.
İbrahim Müteferrika’nın Masonluğu bir Türk aydının ilk cürret ve teşebbüsü idi.
Humbaracı Ahmed Paşa (Bonneval) ise Müslüman olmadan önce zaten tanınan bir Mason idi.
Osmanlı’da modernleşmeyi başlatan hemen her fikir adamı, masonlukla ya organik bağ kurmuş ya da bu çevrelere temas etmiştir. Bu da gösterir ki masonluk, Osmanlı’nın “küffar oyunu” olarak değil, modernleşmenin mutfağı olarak anlaşıldı ilk başlarda. Peki gerçekten öyle miydi?

V.Murad
Mason Osmanlı Padişahı var mıydı?
V.Murad, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle 1876’da padişah olduğunda, Avrupa seyahatinden dönmüş modernist bir prens idi. Paris’te kaldı, mason localarına girdi, piyano çaldı, Victor Hugo okudu. Fransız Büyük Doğu Locası kayıtlarında “Prince Mourad Effendi – Orient de Constantinople” diye geçer.
Yani evet, Mason locasına üye bir padişah vardı. Lakin Türk aydını ve kamuoyu hala Masonluğun gerçek yüzünü bilmiyordu.
18 Mayıs 1878 tarihinde Ali Suavi ve küçük bir grup, tahttan indirilen V. Murad’ı yeniden padişah yapmak için Çırağan Sarayı’nı basar. Bu olay tarih kitaplarına “Ali Suavi Vakası” diye geçer ama masonluk tartışmaları burada alevlenir.
Bazı kaynakların iddiasına göre bu Masonluğun ilk darbe girişimiydi.
Buna en büyük delil olarak Sultan Abdülhamit’in Mason localarına savaş açarak çoğunu kapatması gerekçe olarak gösterilir.
Yani Abdülhamit kendisine yönelik bu kalkışmayı affetmeyecekti.
Selanik’te Doğan Gölge: Masonluk, Ordu ve İttihatçılar
Muhalefet, Sebatayizm ve devlet aklı ile çatışan diğer her şey gibi Masonluğun da başkenti Selanik’ti.
Selanik’te etkili olan localar şunlardı; Macedonia Risorta, Veritas, Labor et Lux ve L’Union d’Orient’ti.
Bu locaların kimisi gazeteciler kimisi aydınlar ve politikacılar kimisi de tüccar taifesi içindi.

İttihatçıların bir kısmı Masonlar ile işbirliği yaptı; ama her İttihatçıya Mason demek doğru değildir. Resneli Niyazi, Enver Bey (Paşa) ve Talat Paşa gibi isimlerin farklı localarda isimleri geçer. Talat Paşa hatıralarında açıkça der: “Bektaşi olduğum gibi farmasonum da.”
Cavit Bey, Meşrutiyet Locası'nın Üstad-ı Âzam'ıdır. 1908 Hürriyet Devrimi’nden önce Selanik’te mason locaları siyasi toplantı mekânı olarak kullanıldı.
Tüm olmazları bir araya getiren Sultan Abdülhamit karşıtlığıdır.
Yine yazıktır ki 1902–1908 yılları arasında Macedonia Risorta Locası’nda 180’den fazla Osmanlı subayı tekris edildi (üyeliğe kabul edildi).
1909 yılında İstanbul’da Avcı Taburları ve medrese öğrencileri “Şeriat isteriz!” diye ayaklandı. Meclis basıldı, bazı nazırlar öldürüldü. Lakin o isyanda en çok atılan slogan “Mason Paşa istemeyiz!” lafzıdır. Mesela bu yargılamaların hiçbirinde görülmez, yalnızca Şeriat üzerinde durulur.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında masonluk: İttihatçıların mirası, Cavit Bey’in idamı, Atatürk’ün tavrı
İttihatçıların Maliye Nazırı Cavid Bey, Atatürk’e suikasta teşebbüs eden ve öldürülen isimlerin başında geliyor.
Bu adam hem Yahudi kökenlidir hem de açıkça Masondur.
Onun bu tavrından sonra Atatürk’ün Mason localarına ne yapacağı tartışma konusu olmuştur. Sanıldığının aksine Atatürk 1935’e kadar Mason localarına dokunmamıştır.
Bunun en temel sebebi Fransa’nın siyasi gücüdür.

Yine de Mahmut Esat Bozkurt gibi Mason düşmanlığı bilinen bir ismi kritik görevlere getirmesi Atatürk’ün masonluk konusunda bir denge siyaseti izlediğini gösterir.
1935’te Türk kamuoyu artık Masonluğa açıkça savaş ilan etmişti.
Mason locaları toplanarak Atatürk’e gelmiş ve devletle kavga etmeyeceklerini belirterek faaliyetlerine kendileri son verecekti. Mustafa Kemal Atatürk bunu memnuniyetle karşıladı.
Bu elbette hikâyeydi.
Masonlar asırlardır gizliliği ilke edinmişti. Bu kararla faaliyetlerini bitirmiyor, sadece eski yöntemlerine dönecekti.
Masonlara 1948 yılında yeniden faaliyet iznini ise İsmet İnönü verecekti.
(Devam edecek…)