Holdingleşen Menzil'de büyük kavganın sebebi ne?
Ali İmran Suresinin 103. Ayetinde Allah şu sözlerle kullarına seslenir;
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.”
Bugün Türkiye’nin en büyük cemaati/tarikatı konumundaki Menzil, o ateş çukurunun, fitne belasının başında tehlikeli işler yapıyor. Bu ateş çukuru sadece Menzil’in değil, Anadolu Müslümanlığın da kenarında kazılıyor. Dolayısıyla bu kavga yalnızca Menzil özelinden okunamaz.
Menzilin şirketleşmesi ve dünyalık kavgası hem yaptıkları hayırlı işlere hem de Müslümanların imajına büyük zararlar veriyor. Buyurun Türkiye’nin en büyük cemaatinin yaşadığı krize beraber yakından bakalım.
Menzil hangi ihtiyaçtan doğdu!
Rahmetli Cemil Meriç der ki “İzmler idraklarımıza giydirilmiş deli gömlekleridir.” Türk halkı birçok izm’le, ideolojiyle yaklaşık iki asırdır kendisine giydirilen deli gömleklerinin içinde ehlileştirilmeye çalışıldı.
İslam, insanın evreni anlama kılavuzudur; ama insanın kendisine bizzat kendisi unutturulduğunda tüm evren bomboş nesneler kıyametinden ibarettir. Bu izm’lerin İslam’a ve Müslümanlara fütursuz saldırıları tam bir şizofreni haliydi ki ardından inanç bunalımının getirdiği Milyonlarca yaralı bilinç yarattı.
Elbette İslam, Hz. Muhammet ile Hicaz’dan dünyaya yayıldığında ne bir tarikat ne bir mezhep yoktu.
Lakin Menzil gibi cemaatler bu yaralı bilinçlere ilaç olmak adına ortaya çıkmış ve müesses nizama karşı alternatif söylemler geliştirmeyi başarmış yapılardı. Başka bir örnekle Menzil’in hangi ihtiyaçtan doğduğunu söyleyecek olursak;
Eğer bir yerde vatan tehlikedeyse vatanperverler ortaya çıkar.
Milli değerler tehlikedeyse milliyetçiler ortaya çıkar.
Eğer bir yerde özgürlükler tehlikedeyse özgürlükçüler ortaya çıkar.
Menzil gibi tarikat ve cemaatler din tehlikede, İslam saldırı altında olması münasebetiyle ortaya çıkmış, tesadüfi olmayan yapılardır.
Sözün özü Menzil Tarikatı bir ihtiyaç sonucu ortaya çıktı. Sosyolojide temel bir kaide vardır; eğer birinin canını yakarsanız onun inancını bombaya çevirirsiniz. Menzil canı yanmış milyonların farklı reaksiyonlarından birisidir.

Menzilin doğuşu
Mevlana talebeleriyle bir yerden geçerken öğrencisi insicamla oynayan köpekleri göstererek “Keşke Müslümanlar da şu köpekler kadar anlaşabilse” der.
Mevlana cevaben “Sen önlerine bir kemik at sonra seyret!” cevabını verir.
Örnek sert olsa da bugün Menzil’in yaşadığı kriz ve kaos dışarıdan bu hikayeden farklı görünmemektedir.
Elbette bu sözlere Menzile gönül vermiş ve hasbiyetinden zerre şüphe etmediğimiz kardeşlerimiz kırılacaktır; ama dost kişinin aynasıdır. Eğer saçınız başınız dağılmışsa bundan sebep aynaya kızmaz, kendinize çekidüzen verirsiniz.
Gelelim, Menzil’in hikâyesine…
Adıyaman’ın Kâhta ilçesine bağlı küçük bir köy: Menzil.
Bu köy, Nakşibendî-Hâlidî geleneğinin bir kolu olarak ortaya çıkan ve adını köyden alan Menzil Tarikatı’nın tarih sahnesine adım attığı mekândır.
Kurucu hat olarak, Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî’den başlayıp oğlu Muhammed Râşid Erol’a, ardından Abdülbaki Erol’a uzanan bir silsile vardır.
Aile Adıyaman’a Siirt’ten göçmüştür.
Yapının bir diğer merkezi Eskişehir’deki Buhara köyüdür.
1970’lerin sonuna, 1980’lere kadar, Menzil sadece köy ziyaretleriyle, gece sohbetleriyle, “zikirle” büyüyen bir yapıydı. Şehirleşme arttıkça Menzil’e de olan talep adeta patladı.
Büyük şehrin kaosu, kimsesizliği ve günahları arasında Menzil insanlara tutunacak bir el uzattı.
Birçok kimse oturduğu yerden bu ihtiyacı küçümseyebilir; ama uyuşturucu, alkol gibi müptelalara bulaşmış sayısız kimse Menzil’de şifa bulması buraya olan ihtiyacı artırmıştır.
Menzil’i toplum içinde güçlü kılan bir diğer unsur da “Tevbe”nin gücünden ziyadesiyle yararlanmasıdır. Modern insan işlediği günahlardan sıyrılırken “Tevbe”nin gücü ve ihtiyacı düşünülenden çok daha büyük bir boyuttadır.
Yine de Tevbe’nin kabulünün bir yetki gibi devredilmesi Müslüman yürek ve zihinlerde sorun işareti doğurmaktadır.
Bilindiği üzere Kur’an Tevbenin doğrudan Allah’la kul arasındaki bir bağ olduğunu açıkça vurgular. (en-Nisâ 4/17; el-En‘âm 6/54; en-Nahl 16/119, el-Mâide 5/39; Tâhâ 20/82 Tevbenin ne olduğu, nasıl olduğu ve sınırları belirtilmiş ve belirlenmiştir.)

Menzilin holdingleşmesi eleştirileri
2000’lere gelindiğinde Menzil, yalnızca “tarikat” kategorisinde okunamaz hâle geldi. Artık bir vakıf-dernek ağı, medya bağlantıları, gençlik organizasyonları ve hatta ticari ölçekte faaliyetlerle birlikte anılmaktaydı. Bu dönüşüm, tarikatın refah/hizmet anlatısıyla birleşti: yurt-okul-yardım projeleriyle görünürlük yükseldi.
Ayrıca yükselen ekonomisiyle Menzil artık Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birisiydi.
Sorun zenginlik değil, şeffaflığın kaybolması yalnızca; çünkü güç, hesap verilmediğinde yozlaşır; tıpkı iman, tefekkürle beslenmediğinde donuklaştığı gibi… Bugünkü kavgadan da görüyoruz ki “zenginlik-deve-iğne deliği paradoksu” ve imtihanı Menzil için durup düşünmesi gereken bir konuya dönüşmüştür.
Yine çoğu muhaliflerin isnadı ve iftirası olsa da devlet kademesinde görev yapan bazı bürokratların isminin sık sık Menzil ile anılması yıpratıcı bir sürece dönüştü.
Bu süreçte 2019 yılında harekete geçen bazı klikler sözde Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğu iddia edilen raporda “Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler" şeklinde bir fişleme dosyasını tedavüle soktu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı bunu kesin bir dille reddetti; fakat bu teşebbüs dini yapıların asimetrik istihbarat çalışması yapan odakların hedef ve gündeminde olduğunu açık bir şekilde gösteriyordu.
Hal vaziyet böyle iken Menzil’in miras kavgası ve batağına düşmesi sadece kendisine değil, tüm Müslümanlara zarar veren bir hadiseye dönüştü.
Miras kavgasının arka planı
2023 yılı, Menzil açısından bir dönüm noktası oldu. Şeyh Abdülbaki Erol’un 12 Temmuz 2023’te vefatı, yalnızca bir lider değişimi değil aynı zamanda kurumsal krizi de beraberinde getirdi.
Ardından gelen süreçte, “Şeyh kim olacak?”, “vakıf ve dernek ağları nasıl paylaşılacak?”, “tarikatın kamu içindeki gücü kimde kalacak?” sorularıyla başlayan kavga Menzil’i üçe böldü.
Yer yer silahların dahi çekildiği bu çekişme ve miras kavası Menzil’in hayırlı işlerinin ve güzel hizmetlerinin önüne geçerek büyüyen bir kargaşa haline dönüştü.
Şimdi her grup kendisinin asıl mirasçı olduğunu söyleyerek kardeşlerine saldırmakta ve dünya malı dediğimiz tatlı nesne için Müslüman’ın haysiyet ve şerefini yere düşürmekten imtina etmekten çekinmemektedir.
Herkesin kendini hak ve haklı olarak gördüğü bu kavgada fıkhi, kelami veya tasavvufi değil de siyasi (menfaat) kaynaklı bölünmeyi düşünerek Halil Cibran’ın şu öyküsü ile tamamlayalım;
“Bir köpek bir kedi sürüsünün yanından geçiyordu. Şişman bir kedi diğerlerine va’z ediyordu.
- Kardeşlerim! Kutsal kitabımızın va’dettiği günler yaklaştı yakında gökten fare yağacak! Diyordu. Köpek bıyık altından güldü ve şöyle dedi:
- Şu ahmaklara bakın! Bizim kutsallarımızdan nasıl da habersizler. Oysa gökten yağacak olan fare değil kemiktir.”
Dileriz Menzil’e gönül verenlerin bu kavganın o melun ateş çukurunun başında cereyan ettiğini ve tek çözümün Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak olduğunu hatırlarız. Bu kavga hikmetten değil de hırstan kaynaklanması bu çukurun ateşini harlayan bir unsurdur.
Bugün Menzil’in karşı karşıya olduğu mesele, bir “şeyh kim olacak” meselesi değil; “maneviyat mı, menfaat mi?” sorusudur. Allah’ın ipine tutunmak, artık sadece imanî bir çağrı değil; vicdani ve ahlaki bir sorumluluk hâline gelmiştir.