DEPREMİNİ BEKLEYEN İSTANBUL DEPREME HAZIR MI?
Ne zaman bir yerde yer sallansa ekranlarda aynı sahneyi izliyoruz: Kaç arama kurtarma ekibimiz var, kaç yeni araç alındı, kaç gönüllü eğitildi... Sanki bir şehrin depreme hazırlığı kurtarmacı sayısıyla ölçülürmüş gibi. Bugün bu ezberi bozmak istiyorum: İstanbul'da kurtarmacı sayısını on katına da çıkarsak İstanbul'un deprem riski bir gram azalmaz. Çünkü insanlar ekipler yetişemediği için değil, binalar başlarına yıkıldığı için ölür. Kurtarmacı, kayıp gerçekleştikten sonra devreye girer; risk ise depremden yıllar önce binalarımızın kolonlarında, zeminlerimizde ve imar kararlarımızda birikir.

Bunu slogan olarak değil, resmi rakamlarla gösterelim. AFAD'ın 2022 tarihli güncelleme çalışmasında ürettiği 7,5 büyüklüğündeki senaryo depremi sonuçlarına göre: 41.189 can kaybı ve 77.292 ağır yaralı bekleniyor; buna 132.589 hafif yaralı ve 352 bin kişilik ayakta tedavi talebi ekleniyor. İstanbul'daki 1.215.017 binanın 64.089'u yıkılacak, 275.414'ü ağır hasar alacak; yani her dört binadan biri ya enkaz ya oturulamaz halde olacak. 205 bin bina orta, 186 bin bina hafif hasar görecek. Yaklaşık 3 milyon insan geçici barınma ihtiyacı duyacak ve depremden etkilenecek toplam nüfus 15 milyonu aşacak. Bu sarsıntıda su, doğalgaz ve elektrik şebekelerinin de yüzlerce noktadan yaralanacağını unutmayalım. Şimdi bu ihtiyaç listesinin karşısına elimizdeki kapasiteyi tek tek koyalım.
Enkaz sayısı ile kurtarmacı sayısı
Senaryo, 64 binden fazla yıkık binadan, yani 64 binden fazla enkazdan söz ediyor; hepsi aynı anda, aynı dakikada ortaya çıkacak. Bir tek çökmüş binadan sağ insan çıkarmak, donanımlı bir profesyonel ekibin saatlerce, çoğu kez günlerce çalışmasını gerektirir. Türkiye'nin ve dünyanın bütün akredite ekipleri İstanbul'a gelse dahi 64 bin enkaza ekip düşürmek matematiksel olarak imkânsızdır; kaldı ki köprü ve viyadük hasarlarıyla kilitlenen yollarda ekipler enkaza ulaşamayacaktır bile. Dünya deneyimi de nettir: Enkazdan sağ çıkarılanların büyük çoğunluğunu, altın saatler içinde, profesyoneller daha yoldayken komşuları kurtarır; 1995 Kobe depreminde devletin hasarın tamamını öğrenmesi bile üç gün sürmüştür. Kurtarmacı sayısını artırmak bu tabloda can kaybı hanesini değiştirmez; olsa olsa cenazelere birkaç gün erken ulaşmamızı sağlar. Nitekim 41 bin can kaybı, kişi başı 5 metrekareden 200 bin metrekareyi aşan yeni mezarlık alanı demektir; bu hesabı yapmak zorunda kalmamak, kurtarmacıların değil, mühendislerin elindedir.
Yaralı sayısı ile sağlık kapasitesi
Senaryo, 77 binden fazla ağır yaralının yanına 132 bin hafif yaralı ve 352 bin ayakta tedavi talebi koyuyor: Yarım milyonu aşkın hasta ve yaralı, tek seferde sağlık sistemine yüklenecek. İstanbul'daki toplam hasta yatağı kapasitesi bunun çok küçük bir kesri; üstelik o hastanelerin bir kısmı da aynı depremi yaşayacak, hasar görecek, suyu ve elektriği kesilecek. Bu uçurum ambulans alarak kapanmaz; ancak yaralı sayısını azaltarak, yani binaları yıkılmaz hale getirerek ve ilkyardımı halka yayarak kapanır. Kendine ve komşusuna yardım edebilen vatandaş, süper ambulanstan daha çok can kurtarır.
Evsiz sayısı ile barınma kapasitesi
İhtiyaç yaklaşık 3 milyon kişi, yani 700 binden fazla hane; 1999 Marmara depreminden sonra devletin aylar süren seferberlikle kurabildiği geçici konut sayısı ise 32.346 idi. Başka bir deyişle İstanbul'un barınma açığını 1999 performansıyla kapatmak, yirmi küsur Marmara seferberliğine bedeldir. Halk okullara, kamu tesislerine, fabrikalara sığınacak; çadır ve konteyner stokları 3 milyonluk rakamın yanında devede kulak kalacaktır. Bu açık depremden sonra kapatılamaz; ancak depremden önce, yıkılacak bina sayısı azaltılarak küçültülebilir.
Şebeke hasarı ile itfaiye ve tanker kapasitesi
340 bine yakın binanın yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı bir şehirde su, doğalgaz ve elektrik şebekeleri de yüzlerce noktadan kopacak; şehir susuz, gazlı ve karanlık kalacak, aynı anda onlarca yangın çıkacak. İtfaiye olağan bir günün yangınlarına göre boyutlandırılmıştır; Kobe'nin dersiyle söylersek tankerle taşınan su da zamanla, yerle ve miktarla sınırlıdır. Depreme dayanıklı su şebekesi, mahalle ölçeğinde itfaiye su depoları ve gazı otomatik kesen sistemler, yeni itfaiye aracından önce gelir.
Denklemde kurtarmacı yok
Afet biliminin temel denklemi şudur: Risk = Tehlike × Zarar görebilirlik. Fayı ve depremin büyüklüğünü değiştiremeyiz; ama zarar görebilirlik tamamen bizim eserimizdir: kaçak yapılaşma, denetimsiz kentleşme, gevşek zeminlere verilen imar, eğitim eksikliği... Dikkat edin, denklemin hiçbir yerinde kurtarmacı sayısı geçmiyor. Aynı büyüklükteki deprem Bam'da kerpiç şehri yerle bir ederken Japonya'da hayatı birkaç saat aksatıyorsa, fark kurtarmacıda değil, bina ve şehir kalitesindedir. Peki müdahale kapasitesinin hiç mi önemi yok? Burada risk yönetiminin evrensel pusulası olan ALARP, yani 'mümkün olduğu kadar makul ve yapılabilir' havuç üçgeni devreye girer: Üçgenin geniş tepesi katlanılamaz risk bölgesidir; orada tek meşru seçenek riski azaltmaktır. Ortadaki ALARP bölgesinde, önlemin maliyeti faydasıyla açıkça orantısız olana dek risk azaltmaya devam edilir. Sivri uçtaki kabul edilebilir düzeye inen artık risk için ise hazırlık ve müdahale kapasitesi tutulur. Sıralama nettir: Önce azalt, azaltamadığına hazırlan, en sona kalan artığa müdahale et. On binlerle ölçülen can kaybı senaryosuyla İstanbul'un riski üçgenin tepesinde, katlanılamaz bölgededir; katlanılamaz riske kurtarmacı ve ambulans alarak cevap vermek üçgeni tepetaklak etmektir. Müdahale, risk azaltmanın alternatifi değil, riski küçülttükten sonra elde kalan artığın sigortasıdır.
Son söz: Kentsel dönüşüme hızlandırıp katlayarak devam
Çağdaş afet yönetimi zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirmeden oluşan bir bütündür; tek başına kriz yönetimi tepkiseldir, zamansızdır ve afetin felakete dönüşmesine yardım eder. İstanbul'un çoğumuzun ömrü içinde büyük bir depremle sarsılacağı bilimsel bir gerçek olduğuna göre, bu şehirde riski gerçekten azaltan tek büyük hamle bellidir: 340 bin yıkık ve ağır hasarlı bina senaryosunu ortadan kaldıracak olan kentsel dönüşümdür. Yıkılmayan binanın enkaz istatistiği, kurtarmacı ihtiyacı, hastane kuyruğu, çadır sorunu ve mezarlık hesabı olmaz. Öyleyse depremini bekleyen İstanbul'un işi kurtarmacı saymak değil, kurtarılmayı bekleyecek insan sayısını azaltmaktır. Sözün özü: Rant odaklı değil risk odaklı, mahalleliyi yerinde tutan, en riskli ilçelerden başlayan kentsel dönüşüme, hızını artırıp ölçeğini katlayarak devam! İstanbul'a 'depreme hazır' dedirtecek olan budur; gerisi filin kuyruğunu tutup 'fil ipe benzer' demektir.
Yorumlar