Üniversite Tercihi Yapacaklara Tavsiyem: Sevdiğini Alamazsan Aldığını Seveceksin!
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu — İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü
2026 YKS sonuçları açıklandı ve milyonlarca genç ile ailesi için yılın en zorlu günleri başladı. Sınava girmek bir maratonsa, tercih yapmak o maratonun son ve en dik yokuşudur. Çünkü sınav bir günlük bir performanstır; tercih ise en az dört yılı, çoğu zaman da bir ömrü şekillendiren bir karardır. Kendini ve meslekleri henüz doğru dürüst tanımayan gençler; arkadaş, aile ve çevre baskısı arasında sıkışıp kalıyor. Uzun yıllar bölüm başkanlığı ve öğrenci danışmanlığı yapmış, iki çocuğuyla bu süreci bizzat yaşamış biri olarak, naçizane önerilerimi paylaşmak istiyorum.
Bu Sabah Çalan Bir Telefon
Bu yazıyı yazmaya, bu sabah çalan bir telefonla karar verdim. Sonuçların açıklandığı saatlerde bir veli aradı. Geçen yılki sıralamasını beğenmeyip bir yıl bekleyen, ancak bu kez daha düşük bir sıralamayla karşılaşan bir adayın babasıydı. İstediği bölüme yine giremiyordu; bu kez aynı üniversitede başka bir bölüme yerleşip oradan yatay geçiş yapmayı düşündüklerini anlattı. Telefonu kapattığımda filmi geriye sardım ve yatay geçiş hayaliyle istemediği bir bölüme girip, bu hayali gerçekleştiremeyince ruh sağlığını yitiren onca genç gözümün önünden geçti.
Yatay Geçiş: Açık Görünen Kapalı Bir Kapı
Elbette bu yolu deneyip başaranlar da var. Ama dürüst olalım: yatay geçiş kontenjanları son derece kısıtlı, buna talip olan aday sayısı ise çok yüksektir. Yani çoğunluk için bu kapı fiilen kapalıdır. Yıllar önce, notlarını yükseltip başka bir bölüme geçmeyi garantilemeye çalışırken defalarca kopya çekerken yakalanan bir öğrenciyle çok uğraşmıştık. Üniversitenin psikolojik destek birimi devreye girmiş, aileyle uzun uzun görüşülmüştü. Ailesi, çocuğu henüz o bölümde okumuyorken bile, geçmesini istedikleri bölümden mezun olacakmış gibi “oğlum şu mühendisi olacak” diye çevreye tanıtıyor, gencin üzerine kaldıramayacağı bir yük bindiriyordu. Genç depresyondaydı; eli ayağı birbirine dolaşıyordu. Sonuçta çok küçük bir küsuratla bölüm değiştiremedi.
Birinci Öncelik Diploma Değil, Ruh Sağlığı
Bu hikâyeden çıkarılacak ders açıktır: Genç elbette elinden gelenin en iyisini yapmalı. Ama yatay geçiş gerçekleşmezse de, okuduğu bölümü ruh sağlığını yitirmeden tamamlayıp mezun olabilmelidir. Birinci önceliğimiz gencin kendisi, mutluluğu ve ruh sağlığıdır; “ne mühendisi”, “ne doktoru” olduğu değil. Hiçbir diploma, bir gencin iç huzurundan daha değerli değildir. İşte bu yüzden bu yazının başlığını, Adem Ekiz’in seslendirdiği “Aldığımı Severim” adlı sevdiğim Karadeniz türküsünün o unutulmaz dizesinden ödünç aldım: “Sevdiğini alamazsan, aldığını seveceksin.” Karadeniz insanının hayata dair olgunluğunu bir tek dizeye sığdıran bu türkü, bize bir teselli değil, bir olgunluk çağrısı sunar.
Nasıl Bir Ortamda Çalışmak İstersiniz?
İkinci mesele, gençlerin çoğunun ne kendini ne de meslekleri yeterince tanımasıdır. Elde ettikleri puan ve sıralama, akran baskısı ve kimi zaman açık bir yönlendirme baskısı altında karar vermek zorunda kalıyorlar. Ben gençlere hep şunu sorarım: Nasıl bir ortamda çalışmak istersiniz? Yağlı, paslı makinelerin arasında mı; şantiyede, arazide, tozun ve çamurun içinde mi; sürekli insanlarla yüz yüze, gergin ilişkilerin ortasında mı; yoksa kanın, gözyaşının ve ağır sorumluluğun olduğu bir ortamda mı? Cevap çoğunlukla “masa başı, bilgisayar karşısı” oluyor. Oysa “kan görünce bayılırım” diyen bir genç, sırf puanı yettiği ya da ailesi istediği için tıp yazmak zorunda kalabiliyor.
Puan Sizi Tam Olarak Anlatmaz
Matematik sorularını çözerek girdiği bölümde, matematik derslerinden kalan öğrencileri de az görmedim. Sınavda hangi soruları daha çok çözdüğünüz, aldığınız puan ya da sıralama, aslında sizin kim olduğunuzu tam olarak göstermez. Bu nedenle “puanım tuttu, o hâlde bu bölümü yazayım” takıntısı bana anlamsız gelir. “Ben aslında hep meteoroloji mühendisi olmak istiyordum ama sıralamam beklediğimden iyi geldi, o yüzden hiç düşünmediğim şu bölümü yazacağım” diyen bir gence rastladığımda içim burkulur. Puan bir araçtır, amaç değil.
Aradığımız Yüksek Puan Değil, Meraktır
Bir öğretim üyesi olarak yıllardır edindiğim tecrübeyle çok net söyleyebilirim: Bölümüme almak istediğim öğrencinin puanının ve sırasının benim için hiçbir önemi yoktur. Tek istediğim, konumuza gerçekten ilgili, meraklı ve öğrenmeye hevesli olmasıdır. En yüksek sıralamayla gelen ama gönlü başka yerde olan, isteksiz bir öğrenci hem kendini hem de çevresini yorar; buna karşın alanı yürekten merak eden bir öğrenci, zamanla en parlaklarını bile geçer. Çünkü öğrenmenin gerçek yakıtı puan değil, meraktır. Bu yüzden gençlere sesleniyorum: Önce neyi merak ettiğinizi bulun; puanınızın izin verdiği en iyi seçeneği ondan sonra düşünün.
Kendinizi Tanımanın Üç Anahtarı: İlgi, Yetenek, Değer
Peki genç kendini nasıl tanır? Üç basit soruyla işe başlanabilir. Birincisi ilgi: Hangi konuyu kimse zorlamadan saatlerce okur, izler, dinlerim? İkincisi yetenek: Hangi işi görece kolay ve iyi yaparım? Üçüncüsü değer: Hayatta asıl neyi başarmak, kimlere dokunmak bana iyi hissettirir? Bu üç dairenin kesiştiği yer, çoğu zaman doğru meslektir. Bu kesişimi bulmak için üniversitelerin tanıtım günlerine gitmek, o bölümün hocalarıyla ve son sınıf öğrencileriyle konuşmak, mezunların gerçekte nerede çalıştığına bakmak; kısacası bölümü sadece adından değil, içeriğinden tanımak şarttır.
Diploma Tek Başına İş Garantisi Değildir
Bir de illa “dört yıllık bir bölüm” takıntısı var. Oysa bugün market gibi her köşede açılmış, mezununu işsiz bırakan dört yıllık bölümler yerine; talebi yüksek, kontenjanı butik, mezunu aranan iki yıllık ön lisans programları da ciddi biçimde düşünülmelidir. Unutmayalım: Hiçbir diploma tek başına iş garantisi vermez. İşverenin aradığı, kâğıt üzerindeki unvan değil; işi yapabilen, öğrenmeye ve kendini yenilemeye açık insandır. Bazen iyi bir iki yıllık teknik programın mezunu, dört yıllık ama doygunluğa ulaşmış bir bölümün mezunundan çok daha rahat iş bulur.
Şehir, Yurt ve Bütçe: Serinkanlı Bir Denge
Tercihte gözden kaçırılmaması gereken bir başka boyut da şehir ve barınmadır. Öğrenci yurdu sorununun büyük olduğu illerde çocuk okutmak, başlı başına ayrı bir sıkıntıdır ve aile bütçesini derinden etkiler. Burada tek bir doğru yoktur; ailenin kendi koşullarına göre tartması gereken bir denge vardır. Şehir dışında, ağır masraflarla, sıradan bir devlet üniversitesinde okumak ile ailesinin yanında, oturmuş bir vakıf üniversitesinde okumak arasında serinkanlı bir seçim yapılmalıdır. Her iki seçeneğin de faydası ve mahzuru vardır; önemli olan kararı duygusal baskıyla değil, gerçek koşulları konuşarak vermektir.
Ailelere Bir Çift Söz: Hayalinizi Çocuğunuza Giydirmeyin
Bu noktada ailelere de birkaç söz etmek isterim. Sevgili anne babalar, çocuğunuzun sırtına kendi gerçekleşmemiş hayallerinizi yüklemeyin. “Bizim oğlan doktor olacak, kızımız şu mühendis olacak” cümlesi çoğu zaman gence verdiğiniz bir hediye değil, taşımakta zorlanacağı bir yüktür. Sizin göreviniz onun yerine karar vermek değil; dinlemek, doğru bilgiye ulaşmasına yardım etmek ve hangi kararı verirse versin yanında olduğunuzu hissettirmektir. Kararın gerçek sahibi genç olduğunda, o bölüme ve o hayata sahip çıkar; başkasının seçtiği yolda ise ilk zorlukta tutunacak bir dalı kalmaz.
Tercih, Sonun Değil Başlangıcın Adıdır
Son olarak şunu hatırlatmak isterim: Tercih, hayatın sonu değil, yalnızca bir başlangıcıdır. Bugün “hayalimdeki bölüm değildi” diye üzülen nice genç, yıllar sonra o bölüme minnetle bakabiliyor; çünkü orada sevmeyi, üretmeyi ve kendini yeniden keşfetmeyi öğreniyor. Meslek hayatı boyunca çoğu insanın, ilk yazdığı bölümden bambaşka alanlarda çalıştığını da unutmayalım. Bu yüzden aceleye ve panikle değil; kendinizi tanıyarak, gerçek bilgiyle ve iç huzurunuzu koruyarak karar verin.
Sevdiğinizi alabilirseniz ne mutlu; alamazsanız da, aldığınızı sevmeyi başaracak olgunluğa ve güce sahip olduğunuza yürekten inanın. Tüm gençlere ve ailelerine hayırlı, huzurlu ve bahtlarına uygun bir tercih diliyorum. Daha fazla bilgi almak ve dilediğince sohbet etmek isteyen genç ve velilerimizi ise 29 Temmuz’da görevli olacağım İTÜ Tercih Günü’nde aramızda görmekten mutluluk duyarım; hepinizi bekliyorum.
Yorumlar