Kurban Bayramı Yağmuru, Londra'nın Sıcağı ve Gökyüzündeki Dev “Ω”

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu

Türkiye'de “kurban bayramında mutlaka yağmur yağar” diye bir inanış vardır. Oysa Türkiye kocaman bir ülke ve bayram dört gün sürer; bu kadar geniş bir coğrafyada, dört gün boyunca bir yerlere yağmaması neredeyse imkânsız. Yani bu bir kehanet değil, basit bir olasılık meselesidir. Asıl üzerinde durmaya değer olan, son günlerde Türkiye'nin üzerine âdeta çakılıp kalmış, bir türlü geçmek bilmeyen yağışlar.

Bu inatçı yağışların sırrını anlamak için gözümüzü yerden gökyüzünün üst katlarına, yani üst seviye hava haritalarına çevirmemiz gerekir. Orada karşımıza “omega blokajı” denen bir yapı çıkar. Adını Yunan alfabesinin Ω (omega) harfinden alan bu desen, jet akımının batıdan doğuya doğru olağan akışını bozup tıpkı bir Ω gibi kıvrılmasıyla oluşur: tam ortada sıcak ve kararlı bir yüksek basınç kubbesi, onun iki yanında ise soğuk havanın güneye sarktığı birer alçak basınç oluğu. Bu yapının en sinsi yanı hareketsizliğidir; basınç merkezleri birbirini âdeta kilitler ve sistem günlerce, kimi zaman bir haftadan fazla yerinden kıpırdamaz. İşte bütün mesele, bu dev harfin neresinde durduğumuzdur.

Omega blokajının şematik gösterimi. Ortadaki sıcak yüksek basınç kubbesinin altında İspanya ve Portekiz kavruluyor, İngiltere ısınıyor; sağ ayaktaki soğuk olukta ise Türkiye yer alıyor.

Aynı gökyüzü, iki ayrı dünya

Şu an Londra'da termometreler 30 °C'yi aşarken, Türkiye gök gürültülü sağanaklar ve serin havayla boğuşuyor. Bu çelişki tesadüf değil. Omega'nın tam ortasında kalan İspanya ile Portekiz adeta yanıyor; bu hafta İber Yarımadası'nın iç vadilerinde sıcaklıklar 35–38 °C'ye tırmanıyor. İngiltere, harfin orta-kıyı kesiminde, sıcak kubbenin batı eteğinde yer aldığı için açık ve sıcak bir havanın tadını çıkarıyor. Biz ise bu yapının ortasında değil, sağ ayağındayız — yani kuzeyden bir oluk halinde sarkan soğuk havanın tam altındayız. Aşağıdaki karşılaştırma, aynı kalıbın iki şehre nasıl bambaşka bir hava getirdiğini özetliyor.

Haritayı okumak: 500 hPa ve omega

Meteorologların bu yapıyı gördüğü yer, yaklaşık 5,5 kilometre yükseklikteki 500 hPa haritalarıdır. Aşağıdaki haritada siyah eş yükselti çizgileri (jeopotansiyel yükseklik) havanın izlediği yolu, renkler ise yaklaşık 1,5 kilometredeki (850 hPa) sıcaklığı gösterir. Çizgilerin kuzeye doğru kabardığı yer sırt, yani yüksek basınç; güneye doğru saldığı yerler ise oluk, yani alçak basınçtır. Haritada sırtın Batı Avrupa üzerinde yükseldiği, iki yanında ise birer oluğun sarktığı açıkça görülüyor. İber Yarımadası en koyu kırmızıyla, yani en sıcak havayla kaplı; Türkiye ise sağdaki oluğun içinde, kuzeyden inen serin havanın altında. Kısacası gökyüzünün üst katındaki bu desen, sokakta hissettiğimiz havayı doğrudan belirliyor.

500 hPa jeopotansiyel yükseklik (siyah çizgiler) ve 850 hPa sıcaklık (renk) için omega blokajının şematik reprodüksiyonu. “Y” yüksek, “A” alçak basınç merkezlerini gösterir.

Neden günlerce sürüyor?

Çünkü adı üstünde: blokaj. Bu sistem yerinden kıpırdamayan, çok yavaş hareket eden bir yapıdır; bu yüzden yağıyor, yağıyor, bir türlü dinmiyor. Önce oluğun doğu tarafındayken kuvvetli yağışlar görmüştük; şimdi oluk tam tepemizde ve yukarıda kocaman bir soğuk hava kubbesi asılı duruyor. Sabah güneş yeryüzünü ısıttıkça, sıcak yer ile buz gibi üst seviye arasındaki sıcaklık farkı açılıyor; ısınan nemli hava hızla yükselerek yer yer sağanaklara, gök gürültülü fırtınalara, hatta doluya dönüşüyor. Bu hücreleri Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) radar sayfasından adım adım izlemek mümkün.

Modellerin birleştiği bir başka nokta da şu: hafta ortasında omega çözülmeye başladıkça serin hava batıya doğru kayıyor ve Londra perşembe günü 19 °C'ye kadar geriliyor. Yani bu kalıplar kalıcı değil; ama sürdükleri birkaç gün boyunca etkileri çok belirgin oluyor.

Dışarı çıkmadan önce radara bakın

Aslında herkes MGM'nin meteoroloji uygulamasını telefonuna indirmeli ve dışarı çıkmadan önce mutlaka radara bir göz atmalı. Üzerinize bir yağış geliyorsa ve bekleyebilecek durumdaysanız, içeride beklemek en akıllıcası; yoksa bir alt geçitte sulara kapılabilir, dolu taneleriyle bizzat tanışabilirsiniz. Birkaç dakikalık sabır çoğu zaman büyük dertlerden korur.

Cebinizdeki üç adım

• MGM'nin resmî meteoroloji uygulamasını telefonunuza indirin.

• Dışarı çıkmadan önce radar görüntüsüne bakın; üzerinize gelen yağışı önceden görün.

• Sağanak yaklaşıyorsa alt geçit, dere kenarı ve açık alanlardan uzak durun; geçmesini bekleyin.
Bu uçlar neden daha sık konuşuluyor?

Son yıllarda bilim insanları, Avrupa üzerindeki bu tür blokaj kalıplarının daha inatçı hâle gelebildiğine ve aynı anda bir yerde rekor sıcaklık, bir başka yerde sel üretebildiğine dikkat çekiyor. Tek bir olayı tek başına iklim değişikliğine bağlamak doğru olmaz; ama ısınan bir dünyada hem sıcak hava dalgalarının hem de şiddetli yağışların daha güçlü yaşanması beklenen bir sonuç. Bu yüzden bugün “sıra dışı” dediğimiz havaların yarın daha sık karşımıza çıkması şaşırtıcı olmayacak.

“Ben hayatımda böyle yağmur görmedim” tuzağı

Lütfen “ben hayatımda böyle yağmur görmedim” demeyin. 40–60 yıllık bir ömre dayanan, kayıt altına alınmamış gözlemlerin bilimsel bir anlamı yoktur. Hele çocukken dışarıda hoplayıp zıplarken havaya dikkat eden kim var? Arabası ya da bahçesi olmayanın doluyla pek alıp veremediği de olmaz. Hafıza yanıltıcıdır; ölçüm ise kalıcı. Bir yağışın gerçekten “rekor” olup olmadığına ancak uzun yıllara dayanan kayıtlar karar verebilir.

Asıl mesele: kenti nasıl planladığımız

Sonuç olarak kentler, son birkaç yılın değil, 500 yılın en yüksek yağış miktarı hesaba katılarak planlanmalı. Bu yağışa göre belirlenen “temel taşkın su seviyesi” esas alınmalı ve binalar uygun yerlere, uygun su basmanıyla inşa edilmeli. Burada yaygın bir yanlış anlamayı düzeltelim: Türkiye'de “subasman” kavramının “su basması” ile hiçbir ilgisi yoktur; yalnızca ses benzerliği vardır. Bu kavram temel taşkın su seviyesiyle ilişkilendirilmedikçe ve dere ile taşkın yataklarına bina yapılması engellenmedikçe sellerden başımızı kurtaramayız.

Yani “yap-sat” mantığıyla dere ve taşkın yataklarına sıfır girişli, bodrum katlı binalar diktikçe işimiz Allah'a kalmış demektir. Sel sonrası “şu kadar kamyon, bu kadar dozer sevk ettik” diye saymak bir marifet değildir; sellere karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuzun ilanıdır. Maalesef övündüğümüz şeyler, aslında dövünmemiz gereken şeylerdir.