Ekim Seçimleri Öncesi Suriye'de Tehlikeli Oyun: İsrail-Türkiye Çatışması Kapıda mı?
Suriye sahası, Ankara ile Tel Aviv arasında yeni bir cepheye dönüşebilir mi?
Ortadoğu’da dengeler yeniden şekillenirken Suriye, Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik rekabetin en hassas alanlarından biri haline geliyor. İsrail’in 18 Ağustos 2026’da Suriye’nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği hava saldırısı, bu gerilimin artık yalnızca diplomatik açıklamalar seviyesinde olmadığını gösteren önemli bir gelişme oldu. Saldırının ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Türkiye, İsrail ve Suriye arasında çatışmaları önlemeye yönelik bir "çatışmasızlık mekanizması" üzerinde çalışıldığını açıkladı. Bu açıklama, sahadaki yanlış hesaplama riskinin ne kadar ciddiye alındığını ortaya koyuyor.
Ebu Zuhur saldırısını önemli kılan bir başka husus ise Türkiye boyutu... İsrail’in Suriye’deki askerî hareketleri ile Türkiye’nin Suriye’deki güvenlik ve yeniden yapılanma politikaları giderek daha fazla aynı coğrafyada kesişiyor. Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve yeni Şam yönetiminin devlet kapasitesinin güçlenmesini savunurken; Tel Aviv, Suriye’nin özellikle güneyinde ve askerî altyapısında kendisi açısından tehdit oluşturabilecek gelişmeleri önceden engellemeye çalışıyor. Böylece Suriye, iki ülkenin güvenlik hesaplarının birbirine temas ettiği bir sahaya dönüşüyor. Eğer İsrail ve Türkiye arasında silahlı bir çatışma boyutu olursa bu Suriye topraklarında olacak gibi... Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan savaş çıkmasının bugün için kaçınılmaz veya en muhtemel senaryo olmadığıdır. Asıl risk, kontrol dışı bir tırmanmadır. Bir hava operasyonunun Türkiye’nin askerî unsurlarına yaklaşması, hava sahası ihlali, radar kilitlenmesi veya yanlış istihbarat gibi bir gelişme, başlangıçta bir askerî karşılaşmayı doğurabilir. ABD’nin çatışmasızlık mekanizması arayışı da esas olarak bu riski azaltmaya yöneliktir.
Tüm bu gelişmelerin İsrail’de 27 Ekim 2026’da yapılacak genel seçimlerin hemen öncesine denk gelmesi ise siyasi boyutu daha da önemli hale getiriyor. Seçim, Netanyahu’nun liderliği açısından kritik bir sınav olarak görülüyor. Üstelik
Netanyahu’nun Likud Partisi son günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yer aldığı tartışmalı seçim afişleriyle Türkiye’yi doğrudan seçim kampanyasının söylemine taşıdı. Bu durum, Ankara-Tel Aviv geriliminin İsrail iç siyasetinde de kullanılmaya başlandığını gösteren dikkat çekici bir işaret. Muhtemelen seçim kazanma uğruna İsrail’den Türkiye’ye yönelik bazı provakasyonlar da devreye girebilir. Netanyahu hükümeti açısından Suriye’de İsrail güvenliğini tehdit ettiği düşünülen bir gelişmeye sert cevap vermek, iç politikada güvenlikçi bir mesaj oluşturabilir. Fakat bunun Türkiye ile doğrudan çatışmaya dönüşmesi hususu gayet önem teşkil etmektedir.
Önümüzdeki haftalarda üç başlık özellikle takip edilmeli: Türkiye’nin Suriye’deki askerî ve güvenlik varlığının kapsamı; İsrail’in Suriye’deki hava operasyonlarının kuzeye doğru genişleyip genişlemeyeceği; ABD’nin Ankara, Tel Aviv ve Şam arasında kurmaya çalıştığı çatışmasızlık mekanizmasının ne kadar etkili olacağı. Bu üç alandan herhangi birinde yaşanacak ciddi bir kırılma, mevcut dengeleri hızla değiştirebilir. Suriye’nin kuzeyi ile güneyi de bu nedenle aynı stratejik denklem içerisinde değerlendirilmelidir. Kuzeyde Türkiye’nin etkisi ve Şam yönetimiyle ilişkileri öne çıkarken, güneyde İsrail’in güvenlik kaygıları ve askerî faaliyetleri belirleyici oluyor. Şam yönetimi ise iki bölgesel güç arasındaki rekabetin ülkesini yeni bir savaş alanına çevirmesini önlemeye çalışıyor. Bu tablo, Suriye’nin geleceğinin yalnızca Suriye iç siyasetiyle değil, Türkiye-İsrail rekabetiyle de yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak, Ekim seçimlerine kadar Türkiye ile İsrail’in Suriye sahasında doğrudan karşı karşıya gelmesi muhtemel risklerin başında geliyor. Fakat risk geçmişe göre daha görünür hale gelmiştir. Bugün asıl mesele büyük bir savaş planından ziyade tarafların birbirlerinin kırmızı çizgilerine ne kadar yaklaşacağıdır. Ebu Zuhur saldırısı, Türkiye sınırlarına yakın bir sahada gerçekleşen askerî operasyonların nasıl daha geniş bir bölgesel krize dönüşebileceğini gösterdi. Unutmamak gerekir ki:
"Ortadoğu’da bazen savaşlar büyük planlardan değil, yanlış zamanda yapılan tek bir yanlış hesaptan doğar."
Yorumlar