ABDULLAH ÇATLI’NIN KAYIP ÇANTASI NEREDE? ‘’Susurluk’un Hiç Kapanmayan Dosyası’’
3 Kasım 1996…
Türkiye’nin yakın tarihinin en tartışmalı gecelerinden biri. Susurluk’ta meydana gelen trafik kazası yalnızca dört kişinin bulunduğu bir Mercedes’i değil, Türkiye’de devlet, siyaset, güvenlik bürokrasisi ve yeraltı dünyası arasındaki ilişkiler üzerine yıllarca sürecek tartışmaların kapısını da açtı. Araçta bulunan Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ ve Gonca Us hayatını kaybetti; Sedat Bucak ise ağır yaralı olarak kurtuldu. Kazanın ardından ortaya çıkan silahlar, kimlikler, ilişkiler ve istihbarat raporları Türkiye’nin gündemini değiştirdi. Ancak yıllar geçmesine rağmen hâlâ cevaplanamayan sorulardan biri var ki çok önemli... Türkiye’de son yıllarda bazı eski dosyalar açılıyor ve belki de ‘’Abdullah Çatlı’nın kayıp çantası’’ dosyası da açılabilir...
Çanta gerçekten var mıydı? Bu sorunun cevabı artık yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret değil. Çantanın varlığı ve akıbeti hakkında yıllar içerisinde farklı tanıklıklar, mahkeme ifadeleri ve basına yansıyan açıklamalar ortaya çıktı. Haluk Kırcı’nın 1999 yılında verdiği ifadeye göre Çatlı’nın sürekli yanında taşıdığı siyah, şifreli bir çanta vardı. Kırcı, çantada bir silah, telefon rehberi, kişisel belgeler ve günlük benzeri bir defter bulunduğunu ileri sürüyordu. Hatta daha çarpıcı bir iddia ortaya atıyordu: “Çanta bulunursa Susurluk çözülür.” İşte bu cümle, çantayı sıradan bir eşya olmaktan çıkarıp Susurluk dosyasının sembollerinden biri haline getirdi. Özellikle kaza sonrasında çantanın kim tarafından alındığı konusunda birbirinden farklı anlatımlar ortaya çıktı. Sedat Bucak’ın korumalarından Ercan Ersoy, çantanın Bucak’ın şoförü tarafından alındığını ve saklandığını anlatırken; başka iddialarda çantanın farklı kişilerin eline geçtiği de ileri sürüldü.
Yıllar sonra ise Sami Hoştan, 2009 yılında mahkemede yaptığı açıklamada “Susurluk çantası bende” dedi. Hoştan, çantayı kazadan sonra olay yerinden aldığını ve içerisinde yaklaşık 26 bin mark ile Çatlı’nın kızına ait bir kolye bulunduğunu söyledi. Para ve kolyeyi Çatlı’nın ailesine verdiğini, çantanın ise kendisinde kaldığını belirtti. Ve birkaç gün sonra gerçekten de söz konusu çanta mahkeme salonuna getirildi. Fakat burada yeni bir soru doğdu... Eğer bulunan çanta Çatlı’nın kayıp çantasıysa, yıllardır anlatılan o günlük, telefon rehberi ve diğer belgeler neredeydi? Çünkü mahkemeye sunulan çanta boştu. Çanta bulundu ama asıl sır bulunamadı. Özellikle Abdullah Çatlı’nın ilişkilerini ve faaliyetlerini içerdiği ileri sürülen günlük veya ajanda hiçbir zaman aynı şekilde ortaya konulamadı. Dolayısıyla mesele artık, “Çanta nerede?” sorusundan çıkıp, “Çantanın içindeki belgeler nerede?” sorusuna dönüştü.
Çünkü Susurluk yalnızca bir trafik kazası değildi. Bir Mercedes'in içinden Türkiye'nin görünmeyen ilişkiler ağına dair tartışmalar çıktı. Ve o tartışmaların merkezinde, yıllarca bulunamayan küçük bir deri çanta vardı. Bugün hâlâ kamuoyunda “Çatlı’nın günlüğünde bütün ilişkiler yazıyordu”, “devlet içindeki bağlantılar kayıtlıydı” gibi çok daha büyük iddialar dolaşıyor.
Evet sevgili dostlar belgeler belki kayboldu, belki parçalandı, belki de farklı kişilerin eline geçti. Asıl sır çanta değil, hafıza olabilir... Susurluk’un üzerinden onlarca yıl geçti ve insanlar değişti, davalar görüldü, raporlar hazırlandı ve tanıklar konuştu lakin hâlâ aynı soru dönüp dolaşıp karşımıza çıkıyor: ‘’O gece Mercedes’ten gerçekten neler çıktı ve neler kayboldu?’’ Çünkü bir devletin yakın tarihindeki en önemli kırılma noktalarından birinin cevabı, bazen yüzlerce sayfalık raporlarda değil, hiçbir zaman bulunamayan tek bir belgede saklı olabilir. Abdullah Çatlı’nın kayıp çantası, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük “kayıp parça” olaylarından biri olarak hafızalardaki yerini korumaya devam ediyor. Türkiye’de son zamanlarda eski dosyalar bir bir açılmaya başlandı ve kim bilir belki bu hususta yakın zamanda gündemimizde daha çok yer tutabilir...
Yorumlar