Bu sorunun yanıtı aslında meselenin özünü oluşturuyor. Bugüne kadarki en büyük eksiklik, “etkin ve köklü” mücadeleydi.
2014’ten beri FETÖ’nün devletteki paralel yapılanmasıyla operasyonel mücadele ediliyor. 15 Temmuz darbe girişimi başarısızlığa uğratıldı. TSK, Emniyet, yargı ve mahrem yapılanmalarına ağır darbeler vuruldu.
Peki FETÖ bitti mi?
Hayır.
Çünkü örgütün elemanlarıyla mücadele edildi ama FETÖ’yü meydana getiren ideolojik, dini, sosyolojik ve uluslararası ilişkiler ağıyla aynı ölçüde mücadele edilmedi.
Fetullah Gülen nereden çıktı?
Kimlerle beraber hareket etti?
Hangi Nurcu çevrelerle ilişki kurdu?
Kimler önünü açtı?
FETÖ’den ayrılan veya tasfiye edilen kadrolar daha sonra nereye gitti?
Başka cemaat, vakıf ve Nurcu gruplar içerisinde yeniden nasıl konumlandılar?
İşte etkin ve köklü mücadele bu soruların cevabını vermekle başlar.
Ve burada açılması gereken en önemli dosyalardan biri KEMALETTİN ÖZDEMİR, yani KÖZ dosyasıdır.
KÖZ sıradan bir isim değildi.
FETÖ’nün Emniyet yapılanması ve devlet içerisindeki üst düzey rolü ve hala devam eden yapılanması ile yıllardır adı geçen kritik isimlerden biriydi.
KÖZ’ün kardeşi Cemalettin Özdemir’in Hizmet Vakfı ve Hizmet Vakfı Mütevelli Heyeti çevresiyle ilişkileri de bu tablonun içerisinde incelenmelidir.
KÖZ’ün FETÖ içerisindeki geçmişini araştırıp kardeşinin içerisinde bulunduğu dini ve kurumsal ilişkiler ağını tamamen görmezden gelmek mümkün değildir.
Kim kiminle beraberdi?
Bu ilişkiler hangi tarihlerde başladı?
17/25 Aralık’tan sonra ne değişti?
15 Temmuz’dan sonra ne oldu?
FETÖ’den kopan kadrolar hangi çevrelere yöneldi?
HİZMET VAKFI DOSYASI BU NEDENLE ÖNEMLİDİR.
Mütevelli heyetinden geçmiş yöneticilerine, çevresindeki isimlerden diğer Nurcu yapılarla ilişkilerine kadar tarihsel ağ bütünüyle ortaya konulmalıdır.
Bir başka dikkat çekici hat Muhammed Orakçıoğlu çevresidir.
FETÖ şüphelisi Elazığ’da faaliyetlerine devam eden Muhammed Orakçıoğlu’nun Nurcu çevrelerdeki geçmişi, yeğeni üzerinden gündeme gelen Hizmet Vakfı bağlantısı ve bu çevredeki ilişkiler de araştırmanın dışında tutulmamalıdır.
Mustafa Sungur’un FETÖ yöneticisi oğlu Muhammet Nur Sungur önceki dönem Hizmet Vakfı Mütevelli heyeti başkanıydı.
Çünkü FETÖ’nün tarihini yalnızca Fetullah Gülen’in biyografisini okuyarak çözemezsiniz.
AĞLARA BAKACAKSINIZ.
Kişilere bakacaksınız.
Vakıflara bakacaksınız.
Mütevelli heyetlerine bakacaksınız.
Dershanelere bakacaksınız.
Bir yapıdan çıkan kişinin nereye geçtiğine bakacaksınız.
Aynı nedenle Mehmet Kırkıncı, Muhammed Nur Sungur ve Meşveret çevresinin Fetullah Gülen’le tarihsel temasları da bütün açıklığıyla ortaya konulmalıdır.
Kim hangi dönemde Gülen’le temas kurdu?
Kim hangi dönemde yanında durdu?
Kim ne zaman ayrıldı?
17/25 Aralık’tan sonra tavırlar nasıl değişti?
15 Temmuz’dan sonra ilişkiler gerçekten tamamen sona erdi mi?
FETÖ’nün Nurculuk içerisindeki tarihini araştırmadan FETÖ’nün ideolojik ve sosyolojik kaynaklarını anlayamazsınız.
Ve burada SAİD YÜCE–RIZA DERİNDAĞ HATTI ayrıca ele alınmalıdır.
Eski milletvekili Said Yüce’nin İstanbul İlim ve Kültür Vakfı çevresindeki konumu, Rıza Derindağ’ın aynı Nurcu çevre içerisindeki faaliyetleri ve bu isimlerin uluslararası Risale-i Nur faaliyetleri kapsamında kurdukları temaslar kronolojik biçimde ortaya konulmalıdır.
Çünkü bu noktada karşımıza yalnızca Türkiye içerisindeki Nurcu ilişkileri değil, uluslararası bir temas ağı çıkıyor.
Thomas Michel.
George Marovitch.
Colin Turner.
Bu isimlerin Nurcu çevrelerle yıllara yayılan ilişkileri neden bütün ayrıntılarıyla konuşulmasın?
Thomas Michel sıradan bir isim değildir.
Katolik bir din adamı olan Michel’in Fetullah Gülen ve Gülen hareketiyle geçmişteki yakınlığı, Gülen hakkında verdiği röportajlar ve diyalog faaliyetleri kamuoyuna açık kaynaklarda yıllardır tartışılıyor.
Aynı Thomas Michel’in Nurcu çevrelerle de uzun yıllara yayılan ilişkileri bulunuyor.
Risale-i Nur üzerine çalışmalar yaptı.
Nurcu organizasyonlara katıldı.
Kitapları Nurcu yayın çevrelerinde yayımlandı.
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı çevresiyle temasları oldu.
Peki FETÖ’yle bu kadar yakın geçmişi bulunan bir isimle Nurcu çevrelerin ilişkileri neden ayrıntılı biçimde araştırılmasın?
Aynı şekilde George Marovitch ve Colin Turner gibi yabancı isimlerin Risale-i Nur çevreleriyle ilişkileri, katıldıkları organizasyonlar, konferanslar ve yayın faaliyetleri de aynı bütünlük içerisinde ele alınmalıdır.
Said Yüce’nin bu uluslararası Nur faaliyetlerindeki rolü nedir?
Rıza Derindağ’ın rolü nedir?
Ali Kemal Pekkendir’in rolü nedir?
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı bu ilişkilerin neresindedir?
Thomas Michel’in hem Gülen çevresiyle hem Nurcu çevrelerle temaslarının kronolojisi nedir?
George Marovitch ve Colin Turner hangi organizasyonlarda, hangi isimlerle bir araya gelmiştir?
Bunlar komplo teorisiyle değil, toplantı kayıtları, yayınlar, fotoğraflar, açıklamalar ve kurumsal belgeler üzerinden araştırılmalıdır.
Çünkü etkin mücadele tam olarak budur.
Bir başka hayati dosya ise TAHŞİYE’DİR.
FETÖ’yle mücadele tarihinden bahsedip, örgütün devlet içerisinde son derece güçlü olduğu dönemde hedef aldığı Tahşiye grubunu görmezden gelemezsiniz.
Molla Muhammed Doğan ve çevresine yönelik Tahşiye kumpası, FETÖ’nün Emniyet, medya ve yargı içerisindeki gücünü muhalif gördüğü dini bir çevreye karşı nasıl kullanabildiğini gösteren en önemli örneklerden biridir.
Fakat Tahşiye içerisinde deşifre olan FETÖ/KÖZ bağlantılı isimler önemlidir.
Mehmet Nuri Turan ve Yılmaz Düşünüklü’nün 17/25 Aralık öncesinde Tahşiye çevresinden ayrılmaları, bu ayrılığın arkasında FETÖ yönlendirmesi ve sonrasında Molla Muhammed Doğan aleyhinde yürüttükleri belirtilen faaliyetler bütün belgeleriyle incelenmelidir.
Çünkü burada daha büyük bir soru vardır:
FETÖ hedef aldığı dini grupları yalnızca dışarıdan operasyonlarla mı vuruyordu, yoksa içeriden bölme ve etkisizleştirme yöntemleri de kullanıyor muydu?
Eğer böyleyse bunun başka hangi yapılarda uygulandığı da araştırılmalıdır.
Bugün milyonlarca gence ulaşan Hayalhanem, Sözler Köşkü ve benzeri yeni nesil Nurcu yapılanmalar da aynı şeffaflık ölçüsünden muaf tutulamaz.
Kim kurdu?
Hangi Nurcu gelenekten geliyorlar?
Kimlerle bağlantılılar?
Finansmanları nasıl sağlanıyor?
Yönetim mekanizmaları nasıl çalışıyor?
Geçmişte FETÖ çevrelerinde bulunmuş kişilerin bu yapılarda faaliyetleri var mı?
Burada mesele Risale-i Nur okumak değildir.
Mesele dini faaliyetin kapalı hiyerarşiye, ekonomik bağımlılığa, mutlak itaate ve devlet içerisinde kadrolaşmaya dönüşüp dönüşmediğidir.
Çünkü FETÖ’nün hikâyesi tam olarak budur.
Dün “Bunlar öğrenci okutuyor” denildi.
Sonra dershaneler çıktı.
Şirketler çıktı.
Bankalar çıktı.
Medya çıktı.
Emniyet imamları çıktı.
Yargı imamları çıktı.
TSK mahrem yapılanması çıktı.
Ve sonunda 15 Temmuz çıktı.
SÜLEYMANCILAR MESELESİ DE BU NEDENLE ÖNEMLİDİR.
Devlet içerisindeki kadrolaşma iddiaları, kapalı cemaat hiyerarşisi, öğrenci yurtları üzerinden oluşturulan insan ağı ve Avrupa’daki büyük teşkilatlanması bütün yönleriyle araştırılmalıdır.
Almanya, Hollanda, Avusturya ve diğer ülkelerdeki yapılanmanın finans kaynakları ve Türkiye’deki yapıyla ilişkileri şeffaflaştırılmalıdır.
FETÖ konusunda yapılan hata başka bir cemaatte tekrarlanmamalıdır.
FURKAN YAPILANMASINDA DA SORULMASI GEREKEN SORULAR VAR.
2018’de Alparslan Kuytul ve Furkan çevresine büyük bir operasyon yapıldı.
Furkan Vakfı’na kayyum atandı.
Kuytul tutuklandı.
Ağır suçlamalar gündeme geldi.
Sonra ne oldu?
Kuytul cezaevinden çıktı.
Davalar yıllarca sürdü.
Furkan Vakfı binasını geri aldı.
2018’de başlayan bir süreç yıllarca sonuçlandırılamıyorsa etkin mücadeleden nasıl söz edeceğiz?
Suç varsa delili ortaya konulur ve hukuk gereğini yapar.
Suç yoksa insanlar yıllarca zan altında bırakılmaz.
Devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
Ve bütün bunların üzerinde FETÖ’nün ABD ve Avrupa’daki yapılanması duruyor.
Örgütün yurt dışındaki insan, medya, eğitim ve finans ağı devam ettiği müddetçe Türkiye içerisindeki yapıyı yeniden destekleme kapasitesi de tamamen ortadan kalkmış değildir.
Maydonoz Döner ve HAKMAR soruşturmalarında gündeme gelen finansman mekanizmalarının önemi de burada ortaya çıkıyor.
Bir finans kanalını kapatıyorsunuz, başka kanal açılıyor.
Bir haberleşme programını çözüyorsunuz, başka program kullanılıyor.
Bir kadroyu deşifre ediyorsunuz, başka yöntem geliştiriliyor.
Çünkü operasyon elemanı etkisizleştirir; köklü mücadele örgütlenme modelini ortadan kaldırır.
İşte etkin ve köklü mücadele budur:
KÖZ dosyasını bütün bağlantılarıyla araştıracaksın.
Cemalettin Özdemir–Hizmet Vakfı–mütevelli heyeti ilişkilerini inceleyeceksin.
Muhammed Orakçıoğlu çevresindeki bağlantıları araştıracaksın.
Mehmet Kırkıncı, Muhammed Nur Sungur ve Meşveret çevresinin Gülen’le tarihsel ilişkilerini ortaya koyacaksın.
Said Yüce–Rıza Derindağ–İstanbul İlim ve Kültür Vakfı hattındaki uluslararası temasları araştıracaksın.
Thomas Michel, George Marovitch ve Colin Turner gibi isimlerin Nurcu çevrelerle ilişkilerini, toplantılarını, yayınlarını ve kurumsal temaslarını kronolojik olarak ortaya koyacaksın.
Tahşiye kumpasını öncesi ve sonrasıyla araştıracaksın.
Hayalhanem ve Sözler Köşkü gibi yeni nesil yapılanmaların şeffaf olmasını sağlayacaksın.
Süleymancıların devletteki yapılanmasına ilişkin iddiaları araştıracaksın.
Hakyol yapılanmasını araştıracaksın.
Furkan dosyalarını yıllarca sürüncemede bırakmayacaksın.
2018’de Alparslan Kuytul ve Furkan yapılanmasına yönelik kapsamlı operasyon gerçekleştirildi, Kuytul tutuklandı ve Furkan Vakfı’na kayyum atandı. Ancak yıllara yayılan yargılama sürecinin ardından Kuytul cezaevinden çıktı, Furkan Vakfı binasını geri aldı ve yapı faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. İşte “etkin ve köklü mücadele” derken kastettiğimiz tam olarak budur: Aynı eksiklik FETÖ’nün dış ayağında da karşımıza çıkıyor. Örgütün ABD ve Avrupa’daki insan, finans, medya ve eğitim ağı ayakta kaldığı müddetçe Türkiye’deki yapılanmasını yeniden besleme kapasitesi devam eder. Türkiye, FETÖ mensuplarının iadesini reddeden müttefiklerinden bunun siyasi ve diplomatik hesabını sormadan köklü mücadele yürütemez. NATO üyeliği ve İncirlik dâhil Türkiye’nin güvenlik ilişkileri de FETÖ meselesinden bağımsız değerlendirilemez. Türkiye, NATO içerisindeki ilişkilerinde 15 Temmuz ve FETÖ konusunda cevapsız kalan soruları açıkça gündeme getirmeli; ABD ve Avrupa ülkelerinden örgütün faaliyetlerinin engellenmesini ve hukuken mümkün olan iadelerin gerçekleştirilmesini ısrarla istemelidir. İçeride cemaat yapılanmalarıyla mücadele edip dışarıdaki siyasi, finansal ve örgütsel zemini görmezden gelirseniz sonuç değişmez:
FETÖ’nün yurt dışındaki finans ve insan ağını dağıtmak için siyasi ve diplomatik mücadele vereceksin.
Çünkü FETÖ’yle mücadele yalnızca FETÖ’cü yakalamak değildir.
FETÖ’YÜ DOĞURAN, BESLEYEN VE YENİDEN ÜRETEBİLEN ÖRGÜTLENME MODELİNİ ORTADAN KALDIRMAKTIR.
Bunu yapmazsanız isim değişir.
Tabela değişir.
Abi değişir.
Hoca değişir.
Kullanılan program değişir.
Ama sistem yaşamaya devam eder.
Yeni bir FETÖ istemiyorsak yalnızca FETÖ’nün sonucuyla değil, onu meydana getiren sistemle mücadele etmeliyiz.