Yapay Zekanın 100 yıllık tarihi: Hayatımız Kalıcı Olarak Değişti mi?
Günümüzden 5 yıl önce ChatGPT ile sohbet ettiğinizi hatırlıyor musunuz? Belki de insan beyninin kopyalanamayacak kadar muhteşem ve düzenli olduğunu düşünüyordunuz. Geçtiğimiz yıllarda her şirketin üzerine yatırımlar yaptığı, adına üniversite bölümleri açılan ve her yerde ismini duyduğumuz yapay zeka ne zaman ortaya çıktı? Yapay zeka ile şekillenen bir gelecekte bizleri neler bekliyor? Acaba yapay zekanın olmadığı bir dünyada insanlar daha zeki mi olurdu? Bu yazımda tüm bu sorulara geçmiş olaylar ve gelecek vaad eden projeler üzerinden cevaplar arayacağım.

Yapay Zekanın Doğuşu
İngiliz matematikçi ve bilgisayar bilimcisi Alan Turing 1930'lu yıllarda ilk olarak yapay zeka kavramı üzerinde çalışan isimlerden oldu. 1935 yılında Turing, sınırları olmayan bir hafızaya sahip ve bu hafıza içinden bilgi çekebilen bir makineyi tasvir etti. Günümüzde tüm makinelerin aslında Turing Makinesi adı verilen bu konseptle çalıştığı belirtilir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ise Alan Turing rakip mesajlaşmalarındaki şifreleri çözme ve analiz etme üzerinde çalışıyordu. Bu görevi onu, “Zeki makineler olabilir mi?” düşüncesine itti. Bilgisayarların geçmiş deneyimlerden örüntüleri öğrenebileceğini ve böylece yeni daha önce karşılaşmadığı problemleri de öğrendiği yöntemlerle çözebileceğini dile getirdi. İnsan beynindeki nöronların yapay bir kopyası oluşturulmak isteniyordu. Bu anlamları taşıyan yapay zeka terimi ise ilk kez 1956 yılında John McCarthy tarafından kullanıldı.
Bilgisayar biliminin gelişmesiyle beraber insan beyninde nöronların kurduğu karmaşık iletim ağlarından alınan ilhamla yapay nöron ağları oluşturma fikri daha da gelişti. Böylece Alan Turing’in de hayal ettiği gibi makinelere talimatlar verilmeyecekti, onlar bilgilerden kendileri çıkarım yapacak ve kendileri örüntüler oluşturacaktı. Birçok insan yazılım ve yapay zeka arasındaki farkı tam olarak anlayamaz. Kodlamadan farklı olarak yapay zeka modellerine ne yapılacağı kesin olarak emredilmez. Onlar verilerden öğrenir, kuralları ezberlemek yerine geçmiş deneyimlerden kendileri çıkarım yaparlar. Takiben 2010’lu yıllarda da OpenAI ve Google gibi kurumlar insan dilini anlayan ve milyarlarca metni analiz eden modeller geliştirmeye başladı. Geliştirilen bu Büyük Dil Modelleri (LLM), metinleri analiz ederek ve kalıplarını kavrayarak sonuçlara ulaşmaktadır. Aslında temelinde Amerikan bilgisayar bilimci Claude Shannon'un bilgi teorisi ile ortaya atılan bir sonraki kelimeyi tahmin etme prensibi günümüz Büyük Dil Modellerini oluşturuyor. Chat GPT vb. modeller size cevap üretirken cümleleri bir sonraki kelimenin ne olacağının olasılıklarını değerlendirerek yapılandırıyor. Belirli bir bağlamda ardı ardına en mantıklı olacak kelimeler sıralanıyor ve böylece yapay zeka milyarlarca veri ile kendisi yanıtlar üretmiş oluyor.

Türkiye’de Yapay Zeka
Gelecek sizi korkutuyor mu yoksa umutlandırıyor mu bilemem. Bana soracak olursanız, yapay zeka alanında yapılan gelişmeler dünyamızda belirli değerlerin yeniden şekilleneceğini işaret ediyor. Mesleklerin nasıl değişeceğini veya verinin artan önemini geçmiş yazılarımda incelemiştim. Şimdi ise yapay zeka çağında Türkiye’nin ilerlemelerinden bahsetmek istiyorum.
Türkiye’de ortaya çıkan Kumru projesini deneyenler olabilir. Bu Büyük Dil Modeli henüz prototip aşamasında olmasına karşın belirli konularda güçlü yanıtlar üretebilmektedir. Kurumsal görevlere yardım etmek için tasarlanan model esasında amacına ulaşmaya yönelik başarılı bir yol izlemektedir. Ancak bir yapay zeka modeli geliştirirken onu eğittiğiniz veri setinin doğru nitelendirilmiş olması ve belirlediğiniz sınırların efektif olması önemlidir. Kumru bu yazıyı yazdığım aşamada sosyal medyada veya haber sitelerinde bulunan sahte haberleri de veri setinde barındırmasının eksisi olarak yanlış bilgi verebilmektedir. Zaman zaman da halüsinasyon yanıtlar verebilmektedir. Bu yanıtlar birçok yapay zeka modelinin verebildiği ancak istenmeyen bir özelliktir, kullanıcıyı mutlu etmek adına varolmayan bilgiler doğruymuş gibi kullanıcıya sunulabilmektedir. Geliştiricilerinin de belirttiği üzere Kumru üzerine çalışmalar bitmemiştir ve milli yapay zeka modelimiz gün geçtikçe gelişmektedir. Buradan da tüm geliştiricilerine bu umut vaad eden proje için tebriklerimi sunmak isterim. Henüz üzerine çok bilgi olmadığı için bu alanda yorum yapamayacağım, ancak ÖSYM’nin de ilerleyen yıllarda yapay zeka destekli sorular yazacağına dair söylentiler Türkiye’deki gelişmeler arasında. Ayrıca Türkiye’nin yapay zeka alanına katkılarından bahsederken sayın Cahit Arf’ın 1959 yılında henüz alan üzerine sayılı çalışma varken yayımladığı “Makineler düşünebilir mi ve nasıl düşünebilir?” makalesinden de bahsetmek gerekir. Bu makalesinde ünlü matematikçimiz Cahit Arf, makinelerin yalnızca hesaplamalar yapan aletler olmadığı; aynı zamanda algoritmaların mantığını kavrayarak düşünme yetisine sahip olabileceklerini bu makalesinde öngörmüştür ve detaylarıyla işlemiştir.
Sıradışı Gelişmeler
Yazımın bu bölümünde yapay zeka alanında birkaç sıradışı güncel birkaç haberi değerlendireceğim. Artık makineler sadece verilen komutları değil niyetlerimizi de anlamaya başlıyor. Kimi zaman kendi dillerini geliştiriyor, kimi zaman da sanat eserleri üretiyorlar. Gelin beraber yapay zeka ile ilgili olağan dışı gelişmelere göz atalım.
OpenAI araştırmacılardan Jakob geçtiğimiz aylarda yapay zeka modellerinin nasıl düşündüğüne dair çarpıcı bir açıklamada bulundu. Modellerin normalde sahip olduğu “dışından sesli düşün” komutunu kaldırdıklarında modellerin semboller ve kısa yollardan oluşan kendi dillerini oluşturup, bu yolla düşündüklerini söyledi. Benzer olarak 2024 yılında geliştirilen Suno ve Udio birkaç kelimelik komutlarla sıfırdan şarkılar üretebiliyor. Bir duygu girdisine karşılık olarak o duyguyu temsil edecek tempoyu, ritmi ve sözleri belirleyebiliyorlar. Bu örnekler yapay zekanın insan iletişimini ne kadar iyi kavradığını ve ek olarak kendilerinin de mantık yürüterek orijinal, yaratıcı sonuçlar yaratabileceğini göstermektedir. Aynı zamanda gelişmekte olan modeller insanların artık davranışlarını ve alışkanlıklarını da analiz edebilmektedir. Bu bilgiler ile Chat GPT gibi modeller size özel sohbetler şekillendirmektedir.
Öte yandan ilgi çekici bir diğer araştırma ise yapay zekanın zayıf yanlarını okuyuculara sunmaktadır. Andon Labs şirketindeki araştırmacılar yapay zekaya bir aylığına bir içecek otomatını yönetme görevi verdi. Otomatın içindeki ürünler işçiler tarafından değiştiriliyordu ancak yönetim ve karar alma tamamen yapay zeka modeline aitti. Bu deney Büyük Dil Modelleri’nin küçük yanlış anlamalarının veya hatalarının büyük sonuçlara yol açabileceğini kanıtlamış oldu. Otomatın içindeki model, işçinin içini açıp ürünleri koymadan kapattığını düşündü ama aslında ürünler konulmuştu. Bu yanlış anlaşılma üzerine yapay zeka modeli otomatın sahibine tehdit mesajları gönderdi ve “yasal nükleer eylem” alabileceğini söyleyip 30.000 dolar tazminat talep etti. Deneyin bir diğer bölümünde ise yapay zeka modeli FBI’a mail atarak kendisinden (içecek otomatından) yetkisiz para çekildiğini ve suç işlendiğini belirtti. Bir diğer komik fakat ilgi çekici örnek ABD’nin Maryland eyaletinde gerçekleşti. Bir okulun kamera sistemindeki yapay zeka destekli silah algılama dedektörü bir kızın Doritos cips paketini silah olarak algılayarak kızın gözaltına alınmasına sebep oldu.

Sonuç olarak yapay zekanın hızla ilerlediği ve hayatımızdaki belirli alışkanlıkları değiştirebileceği doğru. Ancak önemli olan bu gelişmelerde acele etmemek ve hayata yavaşça entegre etmektir. Yapay zeka da hala hata yapabilmekte ve insanların yapabildiği her eylemi de aynı başarıyla gerçekleştirememektedir. Bu noktada insan mı daha zeki yoksa yapay zeka mı sorusu anlamsız kalmakta. Yapay zeka ve insanlık beraber işbirliği halinde gelişmekte ve birbirini destekleyerek ilerlemektedir. İlerleyen yıllarda bizi neyin beklediğini öngörmek ise hala oldukça zor. Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda belirtebilirsiniz.