Mekke Savunma Anlaşması sonrasında dünya basını aynı soruyu soruyor: Türkiye Yemen'de çatışmaya girecek mi?

"Mekke'de imzalanan savunma paktının ardından uluslararası basından ses getiren iddia. Türkiye, Suudi Arabistan ile Yemen'deki Husiler arasında alevlenen savaşın ortak tarafı mı oluyor? Financial Times ve Guardian gibi küresel yayınların tartışmaya açtığı kritik senaryoda tehlikeli olasılıklara değinildi.

Mekke Savunma Anlaşması sonrasında dünya basını aynı soruyu soruyor: Türkiye Yemen'de çatışmaya girecek mi?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, uluslararası kamuoyunda ve dış basında geniş yankı uyandırdı.

Mekke'de imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması, bölgede yeni bir güvenlik mimarisi oluşturma amacı taşırken, anlaşmanın zamanlaması ve Yemen'deki gelişmeler dikkat çekti.

Mekke Savunma Anlaşması’nın ilk sınavı Yemen’de olacak. Uluslararası basında artık aynı soru soruluyor:

Husiler Suudi Arabistan’ı vurdukça Türkiye ne yapacak?

9 Ağustos sabahı ilk saldırı haberi ajanslara düştü. Husi güçleri Suudi Arabistan’ın Jazan’daki Aramco rafinerisini vurduklarını açıkladılar.

7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması, ilk bakışta bölgede yeni bir güvenlik mimarisi kurma girişimi olarak sunuldu. Fakat anlaşmanın imzalandığı coğrafya kadar imzalandığı zamanlama da önemli. Suudi Arabistan ile Yemen’deki Husiler arasındaki savaş yeniden alevleniyor. Husiler uzun bir süredir Suudi petrol tesislerini, tankerlerini ve sınır bölgelerini hedef alıyor. Suudi Arabistan’ın ise Yemen’de denizden ve muhtemelen karadan büyük bir harekâta hazırlandığı bildiriliyor. Mekke’de imzalanan anlaşma tam bu cepheleşmenin ortasında Türkiye’yi Suudi Arabistan’ın kolektif savunma ortağı yaptı.

Artık mesele teorik değil.

Anlaşmanın imzalanmasından yalnızca iki gün sonra, 9 Ağustos’ta Husiler Suudi Aramco’nun Jazan rafinerisine İHA saldırısı düzenlediklerini açıkladılar. Tesiste çıkan yangın söndürüldü; Suudi Enerji Bakanlığı yangının nedenini doğrulamadı. Ancak saldırının sorumluluğunu Husilerin üstlenmesi bile Mekke Anlaşması’nın önüne ilk somut soruyu koydu:

Suudi Arabistan’a yönelik bir Husi saldırısı Türkiye’ye yapılmış saldırı sayılacak mı?

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın kamuoyuna açıklanan en önemli hükmü son derece açık:

“Üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkeye birden yapılmış saldırı olarak değerlendirilecek.”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 8 Ağustos’ta mekanizmanın teknik açıdan NATO’nun 5. maddesiyle aynı olduğunu söyledi. Ancak önemli bir ayrıntıyı da ekledi: “Saldırı durumunda verilecek desteğin niteliği ve kapsamı tarafların yapacağı istişarelerle belirlenecek.” Dolayısıyla anlaşma Türk askerinin otomatik olarak Yemen’e gönderileceğini söylemiyor.

Fakat anlaşmanın oluşturduğu stratejik durum bundan daha önemli.

Türkiye artık Suudi Arabistan’ın güvenliğini kendi güvenliğiyle ilişkilendiren resmî bir savunma düzenlemesinin tarafı.

Ve bugün Suudi Arabistan’a fiilen saldıran güçlerin başında Yemen’deki Husiler geliyor.

FINANCIAL TIMES: TÜRKİYE’NİN HUSİ HAREKATINA KATILMASI BEKLENEBİLİR

Uluslararası basında meseleyi en açık biçimde ortaya koyan yayınlardan biri Financial Times oldu.

FT, Türkiye’nin anlaşmaya katılımını yalnızca genel bir bölgesel güvenlik hamlesi olarak değerlendirmiyor. Haberde, Türkiye’nin özellikle Deniz Kuvvetleri kapasitesinin yeni düzenlemeye önemli bir katkı sağladığına dikkat çekiliyor. Pakt, Suudi Arabistan’ın Husilerle yeniden tırmanan çatışması ve Kızıldeniz güvenliği bağlamına yerleştiriliyor.

Bu bağlantı son derece önemli. Çünkü Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu problem artık yalnızca ülkesinin güney sınırından atılan füzeler değildir. Husiler temmuz ayında Suudi gemilerine yönelik deniz ablukası ilan etti. Suudi petrolü taşıyan tankerler Kızıldeniz’de rota değiştirmeye başladı. 5 Ağustos’ta Husiler Yanbu açıklarında ve Aden Körfezi’nde iki Suudi petrol tankerine füze saldırısı düzenlediklerini açıkladılar.

Tam da bu nedenle Türkiye’nin güçlü donanması Riyad açısından değer kazanıyor.

FT, haberinde, ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in temmuz ayında Ankara’daki görüşmelerinde Husilerin Suudi Arabistan’a ve Kızıldeniz taşımacılığına yönelik saldırılarına karşı ortak hareket etmeyi görüştüklerini aktarıyor.

Bu açıdan bakıldığında Mekke Anlaşması’nın Yemen cephesindeki muhtemel sonucu yalnız Türk askerinin Yemen toprağına ayak basması değildir.

Türk savaş gemilerinin Suudi tankerlerini koruması, Kızıldeniz’de devriye görevi üstlenmesi, Suudi hava savunmasının Türk sistemleriyle desteklenmesi, istihbarat paylaşılması veya lojistik destek verilmesi de Türkiye’nin savaşın tarafı haline gelmesinin farklı biçimleri olabilir.

GUARDIAN: PAKTIN İLK SINAVI YEMEN OLABİLİR

The Guardian daha da açık bir çerçeve çizdi: Yeni savunma paktının ilk sınavının Yemen’de ortaya çıkabileceğini yazdı.

Gazetenin değerlendirmesinin arkasında önemli bir gelişme bulunuyor. Suudi Arabistan’ın Husilere karşı denizden ve muhtemelen karadan büyük bir askerî harekât hazırlığında olduğu bildiriliyor. Amaçlardan biri Husilerin Kızıldeniz’deki Suudi petrol taşımacılığı üzerindeki baskısını kırmak.

Haberde Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin danışmanlarından Hesameddin Aşena’nın değerlendirmesine yer veriliyor. Aşena’ya göre anlaşmanın doğrudan sonuçlarından biri şöyle;

“Suudi Arabistan saldırıya uğradığı takdirde Türkiye ve Pakistan’ın çatışmaya girme ihtimalinin artmasıdır.”

AL JAZEERA: HUSİLER SUUDİ ARABİSTAN’I VURURSA TÜRKİYE SAVAŞA GİRER Mİ?

Al Jazeera de anlaşmanın en önemli bilinmezlerinden birini doğrudan Yemen üzerinden ortaya koydu.

Analizde sorulan soru basit: “Husiler Yemen’den Suudi Arabistan’a saldırırsa, bu Türkiye’yi savaşa sokar mı?”

Eski ABD deniz subayı ve Killowen Group Başkanı Harlan Ullman şöyle soruyor:

“Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’a saldırdığını varsayalım. Bu Türkiye’yi savaşa sokar mı? Pakistan’ı savaşa sokar mı?”

Yanıtı: “Bunu henüz bilmiyoruz.”

Gerçekten de bugün bu sorunun kesin cevabı yok. Çünkü anlaşmanın kamuoyuna açıklanan bölümü kolektif savunma ilkesini ortaya koyarken, hangi saldırının hangi askerî karşılığı doğuracağını ayrıntılı biçimde açıklamıyor.

Ancak tam da bu belirsizlik Türkiye açısından başlı başına bir sorun.

Türkiye, sınırlarının yüzlerce kilometre uzağındaki bir savaşta hangi koşullarda askerî yükümlülük altına gireceği önceden belirlenmeden yeni bir kolektif savunma düzenlemesine dahil olmuş durumda.

INDIAN EXPRESS: TÜRK BOMBALARININ YEMEN’E DÜŞMESİ İHTİMALİ DIŞLANAMAZ

Hindistan’ın önde gelen gazetelerinden The Indian Express ise meseleyi çok daha çarpıcı bir ifadeyle ortaya koydu.

Gazete, savunma anlaşmasının her saldırıda otomatik askerî müdahale anlamına gelmediğini hatırlatıyor. Fakat mevcut belirsizliğin Türk bombalarının Yemen’e düşmesi ihtimalini dışlamadığını belirtiyor.

Financial Times’tan Guardian’a, Al Jazeera’den Indian Express’e kadar farklı ülkelerden yayınlar aynı ihtimali tartışmaya başlamıştır.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: BUNU YALNIZCA KONJONKTÜREL ASKERİ BOYUTLA DEĞERLENDİRMEK YANLIŞ OLUR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra merkezli Şarku'l Avsat gazetesine verdiği mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Mekke Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni koşullar ve üç ülkenin ortak sorumluluklarının bilinci sonucunda doğdu. Bu anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik bilincini güçlendirmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Bunu yalnızca konjonktürel bir gelişme veya askeri boyutla değerlendirmek yanlış olur. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesinde tanımlanan meşru savunma hakkını teyit eden bu anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır; vizyonumuz bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır."

BAKAN FİDAN: TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN VE PAKİSTAN YAYILMACI POLİTİKALARI OLAN ÜLKELER DEĞİL

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası'nda yaptığı açıklamada Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin şu ifadeleri kullanmıştır:

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması, teknik açıdan NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5'inci maddesiyle aynı esaslara dayanmaktadır ancak bu ittifakla yazıya bağladığımız ortak bir tehdit bulunmamaktadır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan dış politika tavırları itibarıyla yayılmacı politikaları olan ülkeler değildir; kendi sınırları içerisinde kalkınmalarıyla meşgullerdir ve bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değildir. Bölgesel sahiplenmemizin artırılması, dışarıdan gelen hegemonların sorunları daha da akut hale getiren maliyetli müdahalelerini engellemek adına kritik önem taşımaktadır. Sekreteryasının merkezi Suudi Arabistan'da olacak bu ortak yapı bünyesinde elbette askeri tatbikatlar, eğitim faaliyetleri, istihbarat paylaşımı, lojistik ve savunma sanayii iş birliği gibi ortak çalışabilirliği sağlayacak adımlar atılacaktır; Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda bu yapının üç ülkeyle sınırlı kalmamasını, önümüzdeki aşamada doğal ortak gördüğümüz Mısır'ın da dahil olmasıyla gerekirse bütün bölge ülkelerini bu çatı altında toplamayı hedefliyoruz."

MEKKE ANLAŞMASI NEDİR?

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'deki Safa Sarayı'nda imzalanan, taraflardan birine yönelik düzenlenecek olası bir silahlı saldırıyı üç ülkenin tamamına yapılmış sayan tarihi bir kolektif güvenlik paktıdır.

Bölgesel istikrarsızlıkların tırmandığı bir dönemde Körfez'den Güney Asya'ya uzanan yeni bir stratejik eksen kurmayı hedefleyen anlaşma; üye ülkeler arasında ortak askeri tatbikatların düzenlenmesini, savunma sanayiinde yüksek teknoloji transferini ve kapsamlı istihbarat paylaşımını yasal bir çerçeveye oturtmaktadır.

Türkiye'nin ileri savunma sanayii ve üretim gücü, Suudi Arabistan'ın finansal kaynakları ve Pakistan'ın nükleer caydırıcılık kapasitesini bir araya getiren bu çok uluslu askeri ortaklık, Orta Doğu ve küresel güç dengelerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilmektedir.

Kaynak: Aydınlık

Yorumlar

Yorum Yaz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.