Ne dedi, ne demedi?

Prof. Dr. B. Zakir Avşar

Prof. Dr. B. Zakir Avşar

Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci televizyonda konuştu. Konuşurken de içeriği hakaret olan cümleler sarf etti. Hakaret ettiği kişi ise Sayın Cumhurbaşkanı idi.

Bu konuda görüşlerimi soranlara televizyonlarda aktardım. Burada da yazdım.

Hakaret ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Suçtur.

Kanunlarımız konuyu iki türlü ele almıştır birisi hakaret suçu olarak, diğeri de devlete karşı işlenen suçlar kapsamında.

Devletin varlığı ve birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı’na hakaret ikinci düzenleme kapsamında yer alıyor.

Dolayısıyla cezası diğerine göre daha ağır.

Üstelik bu yayın yoluyla işlenirse yine ceza ağırlaşıyor.

Kanun böyle iken “Bu gazeteci niye tutuklandı?” gibisinden sorular sorulabiliyor.

Hukukun üstünlüğü deyip kanunun uygulanmamasını istemek veya suç işleyen ideolojik bir aidiyet izhar ettiği için ona farklı bir muamele talep etmek hukuk önünde eşitlik prensibi ile bağdaşmaz.

Kanunu değiştirir, bu fiili suç olmaktan çıkarır veya öngördüğü cezayı yeniden tanımlarsınız ve bu da herkes için geçerli olur, o zaman tamam.

Bu vesile ile anılan kanun maddesini tartışırız, “Böyle bir suç olur mu?” deriz, görüşlerimizi ileri süreriz buna da tamam.

Ancak kanunda bu hüküm varken uygulanmasın demek doğru bir şey değildir…

Şunu da unutmamak lazım, hakareti suç olmaktan çıkarırsak işin sonu nereye gider?

Ülke vahşi batı gibi, Teksas gibi olsun, herkes birbirini yargısız infaz etsin, küfürler ve hakaretler havada uçuşsun, itibar suikastlerinin önü açılsın, yani kanunsuzluk hakim olsun istiyorsak, edepsizliğe, terbiyesizliğe, saygısızlığa kapıları sonuna kadar açmak derdinde isek buyurun hakaret suçunu kaldıralım…

Gece yarısı gözaltı gerekir mi? Doğru mu? Bunları hep tartışıyoruz. Kural olarak bu olmamalı.

Tutuklu yargılama veya tutuksuz yargılama ayrı bir tartışma konusudur. O konuda yargıç kararı ile ilgili hukukçular görüşlerini ifade ediyorlar; gazeteci ve avukatları itiraz haklarını kullanmak suretiyle gereğini yaparlar.

Ters kelepçe meselesi daha da ayrı bir husustur.

Nitekim ters kelepçe ile ilgili kolluk görevlilerini suçlayanlar görüntülerin tamamı ortaya çıkınca gördüler ki, ne kelepçe var, ne ters kelepçe.

Sayın Gazeteci bir refleks ile veya bir algı oluşturmak için ellerini kelepçe varmış gibi arkasına götürüyor.

Erken açıklama yapan ve kolluk görevlilerine yönelik suçlamalarda bulunanların nezaketen de olsa bir özür borçları olduğunu düşünüyorum.

Bu arada sayın gazetecinin söylediklerini de ideolojik konumlanmalarımızı bir kenara bırakarak okumakta yarar var. “Gazeteci neden tutuklandı?” sorusunu soranlar, “söylediklerinde hakaret yok” veya “var” diyenler tartışmaları bu cümleler ışığında yaparlarsa daha doğru ve gerçekçi bir değerlendirmeye ulaşabilirler.

“Şuna inanıyorum ki Recep Tayyip Erdoğan dönüp şöyle siyasi hayatına baksa... Kendisine bu toplum, bu halk, bu ülke çok şans verdi. Çok iyi makamlara getirdi, çok destek verdi, çok oy verdi, çok paye verdi. Çok meşhur bir söz vardır, ‘Taçlanan baş akıllanır’ diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Hadi onu söylemeyeyim, büyükbaş hayvan diyeyim. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz, o saray ahır olur.”

Muhtemelen bu cümleler okununca en azından hakaret var mı, yok mu kısmı tartışma alanının dışına çıkacaktır…

Diğer Yazıları