ANKARA’NIN NAZARINDA TALAT-ENVER PAŞA FARKI

Prof. Dr. Metin Hülagü

Prof. Dr. Metin Hülagü

Son dönem siyasi tarihimizin önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz ki Talat Paşadır. Ona mümasil olmasa da yaşanan siyasi ve askeri hadiselerde rol oynamış diğer bir dizi isim de söz konusudur. Cemal Paşa, Cemal Paşa’nın Yaveri Süreyya ve Nusret Beyler, Cemal Azmi Bey, Bahaeddin Şakir Bey sair isimlere göre farklı bir hususiyete sahip olmuştur. Zira bu isimlerin hepsi Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye haricinde Ermeni suikastçıları tarafından öldürülmüşlerdir. Zikri geçen isimlerin her biri önemli olmakla birlikte Talat Paşa ayrı bir öneme haizdir.

 

Talat Paşa, kimine göre çingene, kimine göre Pomak kökenli soyunu bir tarafa bırakırsak, memuriyet hayatına posta memuru olarak başladı.

Jön Türk düşüncesinden genç yaşta haberdar oldu. Gizli ve kirli işlere karıştı. Hapse mahkûm edildi. Affedildi. Postacılığa devam etti. İtalyan Obediyası’na bağlı Macedonia Risorta mason locasına girdi. Bektaşilik tarikatı ile ünsiyet içerisinde oldu. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adını alan örgütün kurulmasında yer aldı ve akabinde merkezi Paris’te bulunan ve adı sonrada İttihat ve Terakki olarak değişen teşkilâtın kâtibi olarak görevlendirildi. Bahaeddin Şâkir Bey ile beraber bu örgütün teşkilatlanmasını denetleyen iki kişiden biriydi. 1908 ve 1909 askeri hareketlerinde ve Sultan İkinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesine rol aldı.

Paşa ayrıca 1909 yılında kurulan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın ilk büyük üstadı olarak görev yaptı. İçişleri ve Başbakanlık gibi önemli görevler ifa etti.

Talat Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyetinin en önemli figürlerinden biri hâline gelen Enver ve Cemal Paşa ile birlikte Osmanlı Devleti’nin kaderini belirleyen önemi bir siyasetçi oldu. Ancak kaderine hükmettiği Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olunca diğer İttihatçılar ile birlikte o da yurtdışına kaçtı. Siyasi çalışmalarına devam ettiği Berlin’de bir Ermeni suikastçı tarafından öldürülmek suretiyle hayata veda etti.

 

Ermeni komitelerinin özellikle tehcir kararında etkili olan devlet adamları ve yakınlarına yönelik terör faaliyetleri sonucu öldürülenlerin ailevi mağduriyetlerinin giderilmesi Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’nın üzerinde hassasiyetle durduğu bir konu oldu. Ermeni suikastçılar tarafından siyasî nedenlerle öldürülen devlet ileri gelenlerinin ailelerine ve evladına emlak ve arazi veya nakden tazminat verilmesi hakkında Denizli Milletvekili Haydar Rüştü Bey ve 61 arkadaşı tarafından bir kanun teklifi hazırlandı. 1926 yılında Talat Paşa, Cemâl Paşa, Cemal Azmi, Cemâl Paşa’nın yaveri Süreyya ve Nusret Beyler ve Said Halim Paşa ile birlikte Bahaddin Şakir Bey ailesine değeri 20.000 liraya kadar gayrimenkul, arazi veya nakdi yardımın yapılması Meclis tarafından kabul edildi.

Yardım edilmesi kabul edilen isimler şunlardı:

  

  • Talat Paşa: Zevcesi Hayriye Hanım ismi tespit edilemeyen hemşiresi Hanım.
  • Cemal Paşa: Zevcesi Seniha Hanım, Kerimesi Kâmuran Hazım Hanım, Mahdumu Ahmet Behçet Necdet Bey.
  • Cemal Azmi Bey: Zevcesi Müzeyyen Hanım, Mahdumu Yüzbaşı Kemal Ekmel Bey;
  • Bahaeddin Şakir Bey: Zevcesi Cenan Hanım, Mahdumu Alp ve Celâsin Bey.
  • Cemal Paşa’nın Yaveri: Süreyya Bey Validesi Hüsnüye, Hemşireleri Melahat ve Müteehhile Hatice hanımlar, Biraderleri Mustafa, Nurettin, Rüçhan beyler.
  • Cemal Paşa’nın Yaveri: Nusret Bey Zevcesi Perihan Elmas Hanım, Hemşiresi Nebiye Hanım, Biraderi Doktor Nihat Bey.
  • Sait Halim Paşa Mahdumları: Prens Halim ve Mısır’da bulunan Prens Ömer beyler.

 

Memleketin selameti için çalışmış ancak Ermeni komitacılar tarafından düzenlenen suikastlar neticesi hayatını kaybeden yukarıda isimlere ilaveten yine Ermeni meselesi ile alakalı olarak memleketin selameti uğurunda idam veya intihar suretiyle hayatından olanlar da unutulmamış, onların da ailelerine yardımda bulunulmuştur. Bu anlamda aşağıdaki isimlerin ailelerine de maddi yardım almış ve maaş bağlanmıştır:

 

  • Urfa Mutasarnfı Nusret Bey: Refikası Hayriye Hanım, Mahdumları Nasuhi, Ekrem, Mazlum, Tank Beyler, Hemşireleri Faika ve İrfan Hanımlar, Biraderi Zonguldak'ta Mukim Mütekait Cevdet Bey.
  • Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey: Pederi Kereste Gümrüğü Müdürü Arif Bey, Validesi Nafia Hanım, Kerimeleri Mazhar ve Müşerref Hanımlar, Mahdumu Adnan Bey.
  • Muhakemesi Sırasında Firar ve İntihar Eden Doktor Reşit Bey: Refikası Mazlume Hanım, Mahdumları Şinasi, Cezmi, Cehdi Beyler, Kerimeleri Fikret, İsmet, Müteehile Nimet Hanımlar.

 

Talat Paşa ve sairlerinin ailelerine maaş bağlanması için TBMM Başkanlığına sunulan önerge, tasarının Bütçe Denkleştirme Komisyonunda görüşülmesi sırasında yaşanan çalkantıların hiçbiri yaşanmadan kabul edilmiştir.

Halid Paşa (Ardahan) konuya dair yaptığı konuşmada şöyle demekteydi:

 

Tarihi ve coğrafi bir hakikati belirtmek isterim ki, Ermeni milletinin birliğini, saadet ve istiklalini temin etmek dün olduğu gibi bugün de Türkiye'ye düşmektedir.

Ermeni milleti derken daha çok devrimci Ermeni komiteleri kastetmekteyim.

Genel seferberlikten sonra Ermeniler, Doğu cephesine gönderdikleri Ermeni çetelerini faaliyete geçirmişlerdi. Bu arada Kafkas cephesinde faaliyet gösteren kuvvetlerin komutanları, bazı Ermeni gruplarının tehcirine başlamanın zamanının geldiğine karar verdiler. Merkezi hükümetin buna rıza gösterdiğini ifade etti. Zira ülkenin refahı söz konusuydu.

Said Halim ve Talat Paşaların kabinede yer almaları nedeniyle hala sorumlu olduklarını kabul ederken, Suriye'de, kabineden uzakta bulunan ve tam tersine her zaman Ermenileri savunan Cemal Paşa'nın suçunun ne olabileceğini anlamıyoruz. Dolayısıyla Cemal Paşa'nın öldürülmesi bize, ona karşı beslenen nefretin Ermeni tehcirinden kaynaklanmadığını, gerçekte Türk milletinin geneline karşı tezahür ettiğini göstermektedir. Milletimize karşı kötü niyet besleyen bu adamlara karşı kin beslemek bizim görevimizdir.

Bir başka görevimiz daha var. O da bu şehitlerin ailelerine sahip çıkmak ve onların çocuklarını eğitmektir. Ayrıca ilk fırsatta yurt dışında ölen bu talihsiz insanların cenazelerini Türkiye'ye getirmek ve onlara görkemli bir cenaze töreni düzenlemek zorundayız.

Tüm dünyaya şunu söylemek isterim ki, sadece Ermenilerin bu tür girişimleri tekrarlamasına göz yummakla kalmayacağız, aynı zamanda başka herhangi bir ulusun da bu tür girişimlere başvurmasını mümkün olan her yolla engelleyeceğiz.

 

Halid Paşa her ne kadar ilk fırsatta yurt dışında ölen bu talihsiz insanların cenazelerini Türkiye'ye getirmek ve onlara görkemli bir cenaze töreni düzenlemek zorundayız demişse de yurtdışında öldürülenlerin ancak bir kısmının cenazesi yurda getirilebilmiştir.

Son dönem siyasi tarihimizin üç önemli isminden Tiflis’te bulunduğu sırada öldürülen Cemal Paşa’nın cenazesi Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir tarafından Erzurum’a getirilerek Karskapı Şehitliği’ne defnedildi.

Berlin’de öldürülen Talat Paşanın na’şı ise uzunca bir süre sonra ancak yurda nakledildi ve şaşalı bir tören ile İstanbul’a defnedildi.

Dikkat çeken husus ise Talat ve Cemal Paşa ile birlikte siyaset güden ve son dönem Osmanlı idaresini yürüten ve Rus kuvvetleri ile girdiği bir çatışmada öldürülen Enver Paşa’nın farklı bir muameleye tabi tutulmuş olmasıdır. Enver Paşa’nın daha hayatta iken Anadolu’ya girmesine izin verilmediği gibi öldürülmesi sonrasında da ailesine, değil maddi yardımda bulunmak ve maaş bağlamak, yasaklar getirildi. Na’şının İstanbul’a nakline bile yakın zamanlara kadar müsaade edilmedi.

 

 

 

Diğer Yazıları