Ukrayna Plevne olur mu!

Plevne, bugün itibarıyla Bulgaristan’ın en kalabalık yedinci şehridir.

Geçen asırda küçük bir kasaba olan Plevne, Orhaniye, Sofya ve Lofça’dan gelen ana yolların kavşağında Sofya’nın 138 km. kuzeydoğusunda, Vid Irmağı’nın kolu Tuçençe Çayı’nın kenarında, bütün halkı Türklerden oluşan, bir tarafı dağlık, bir tarafı ova, biçimsiz bir toprak birikiminin arasında sıkışıp kalan, ancak oldukça önemli stratejik bir mevkie haiz bulunan bir Osmanlı beldesiydi.

Plevne’nin bütün dünyada tanınıp bilinmesi ise 93 Harbi sırasında Gazi Osman Paşa’nın tam altı ay, bütün olumsuzluklara rağmen Rus ordularına karşı inatla direnmesi, Rusların Edirne’ye doğru ilerlemelerine fırsat vermemesi vesilesiyle söz konusu olmuştu.

Rusların bütün saldırılarına rağmen Osman Paşa’nın son ana kadar Plevne’yi savunmaktan vaz geçmemiş olması bütün dünyanın dikkatini Plevne’ye çekmiş, günlerce yerli ve yabancı bütün basın ve insanlar Plevne’deki Paşa’nın bir avuç ordusu ile kahramanca direnişinden söz etmişti.

Dolayısıyla da Gazi Osman Paşa ve kutlu askerleri tarihin şanlı sayfalarına geçmeyi fazlası ile hak etmişlerdi.

Rusya ile 93 harbi patlak verdiğinde Vidin, Rusçuk, Silistre, Varna ve Şumnu’daki ordularını bir araya toplayabilmesi için Osmanlı Devleti’nin Plevne’yi elinde tutması gerekmekteydi. Zira Şıpka’nın elden çıkması halinde buranın ehemmiyeti daha bir önem kazanacaktı.

Plevne, Ruslar için de son derece önemli bir yerdi. Rusların Sofya’ya, oradan da Edirne’ye ve Boğazlara doğru ilerlemeleri ancak Plevne’ye sahip olmaları ile mümkündü.

Bu nedenle bu mekânda Osmanlı kuvvetleri ile Rus orduları arasında, Plevne muharebeleri denen, tarihin en kanlı çarpılmaları gerçekleşmişti.

İlk Plevne muharebesi General Schuldner (Şuldner)’in 8 Temmuz 1877 Cumartesi günü, sabahın erken saatlerinde, Plevne’ye henüz ulaşıp yerleşmiş bulunan Gazi Osman Paşa komutasındaki yorgun Osmanlı birliklerine taarruzu ile başladı. Ancak Şuldner komutasındaki Rus kuvvetleri umduğunu bulamamış, Birinci Plevne muharebesinde altı, yedi bin kişi zayiat vererek gerisin geri çekilmek zorunda kaldı.

8 Temmuz Cuma günü sabahtan akşama kadar süren bu kanlı çarpışma, 93 Harbinde Rusların Rumeli cephesinde Osmanlılardan yedikleri ilk şiddetli darbe oldu.

8 Temmuz yenilgisinden sonra Grandük, Krüdner’i Şakovoski tümeni ve Skobelev süvarileri ile takviye etmiş, Plevne üzerine ikinci defa taarruzda bulunulması emrini vermişti. Bu emir üzerine General Krüdner, büyük bir kuvvetle Plevne önüne gelmiş ve General Şuldner’e katılmış̧, Osman Paşa’yı alt etmek için ikinci bir teşebbüse hazır duruma geçmişti.

Ancak Rus kuvvetleri Osman Paşa kuvvetleri karşısında hezimete uğramaktan kurtulamamış, firar edenlerden yakalananlar süvari birliğince telef olunmuş, birçoğu da suları o günlerde bir hayli yükselmiş̧ olan, Osma Deresi’ne düşerek boğulmuştu...

İkinci Plevne Muharebesi Ruslara 8.000’den fazla ölü ve bunun iki üç misli yaralıya mal olmuştu. Osman Paşa ise, kendi ifadesine göre, 100 şehit ve 300 kadar da yaralı vermişti.

Ruslar, İkinci Plevne muharebesinde uğramış oldukları hezimetin acısını çıkarmak ve askerî namusu ikmal etmek teşebbüsünde bulunacaklarını bütün Avrupa’ya aksettirmişlerdi. Plevne’de Osman Paşa’ya, düşmanın intikam almak maksadıyla 100.000 kişilik bir kuvvetle şiddetli bir hücumda bulunacağı telgrafla bildirilerek ona göre tedbir alması ve hazırlıklı bulunması belirtilmişti.

Cephede bulunup harekâtı yakından izleyen Rus Çarı II. Alexander, dünyaya karşı yüzünü kızartan arka arkaya gelen bozgunlar karşısında bir taraftan Petersburg’daki Hassa ve Kazak fırkaları ve alayları ile muhtelif sınıflardan fırkaları cepheye sevk ederken diğer taraftan da o güne kadar alay edip küçümsediği Romanya ordusunu imdadına çağırmak mecburiyetinde kalmıştı. Çar, çektiği telgrafta Romanya kralına:

Türkler Plevne’de büyük bir kuvvet topladılar, bizi mahvediyorlar. Kuvvetli bir nümayiş̧ icrası ve mümkün ise evvelce arzu ettiğin şekilde Ziyol ile Korabya arasında Tuna’dan geçmeni rica ederim. Hareketimi kolaylaştırmak için bu nümayiş̧ elzemdir

ricasını iletmek zorunda kalmıştı.

Ruslar, 29 Ağustostan itibaren Plevne’yi beş̧ gün devam eden top ateşine tabi tutmuşlar, nihayetinde ise üç koldan hücumda bulunmayı kararlaştırmışlardı.

Osman Paşa kuvvetlerinin toplam mevcudu 30.000’den ibaret iken Romanya ordusunun iltihakı yeni takviyelerinin gelmesi sonrası Plevne önlerindeki Rus süvari ve piyade mevcudu 100.000’i aşmıştı. Rus kuvvetlerinin elinde ayrıca 432 adet top bulunmaktaydı.

Ancak sahip oldukları kuvvete rağmen Ruslar, altı gün gece gündüz fasılasız bir şekilde süren çok şiddetli bir topçu ateşlerine ve sabahtan akşama kadar devam eden umumi hücumlarına rağmen bir kez daha ricat etmek zorunda kalmışlardı.

Rus zayiatı 3 general, 350 subay ve 15.200 asker olmak üzere toplamda 15.550 kişiyi bulmuştu. Osman Paşa’nın 3-4 bin şehit ve yaralı verse de Plevne’de Ruslara karşı üçüncü defa muzaffer olmuştu.

Emrinde bulunan az sayıdaki bir kuvvet ile Osman Paşa’nın üst üste kazandığı galibiyetler haklı olarak onun şanını bütün cihana yaymış, derin yankılar ve hayranlıklar uyandırmıştı.

Diğer taraftan Üçüncü Plevne muzafferiyeti yurdun her köşesinde tarif edilemeyecek kadar büyük bir sevinçle karşılanmış, namı her yerde hürmet ve hayırla anılmıştı.

Sultan Abdülhamid, Paşa’yı tebrik ederek kendisine gazilik unvanı ile birlikte bir altın kılıç̧ ve bir çift tabanca ve birinci rütbeden Osmanî nişanı ihsan etmişti.

Abdülhamid, Paşa’ya gönderdiği telgrafında:

Sadakatli Mareşalim Osman Paşa;

Daha evvelce elde etmiş̧ olduğun kahramanlıklarına ilave olunan yeni gazan ile Osmanlılığın şanını yücelttin. Allah ve enbiyaların övüncü Hazreti Peygamber her iki dünyada yardımcın olsun…

diyordu.

Ruslar üçüncü kez Plevne’de, mağlup olduktan sonra burasının harp yolu ile zapt olunamayacağını anlamışlardı. Plevne önlerindeki zayiatları, ölü ve yaralı olarak, 50.000’i bulmuştu. Bu kadar ağır kaybı başka hiçbir yerde vermemişlerdi. Dolayısıyla Plevne’yi General Tottleben idaresinde bütünüyle muhasara etmişti.

Dört taraftan kuşatılmış olan Plevne’nin artık bütün cihetlerle bağlantısı kesilmiş̧, mühimmat ve muhabere hatları kapanmıştı. 32.000’i Rumen askerlerinden oluşan Rus-Rumen ortak kuvveti takriben 90.000 piyadeye ulaşmıştı.

Ruslar, Gazi Osman Paşa’nın teslim olmasını istemişlerse de Paşa bu yöndeki tekliflerinin tümünü kesin bir dille reddetmişti…

Eldeki erzak, cephane ve kuşatmayı dikkate alan Osman Paşa, ya teslim olmak veya huruç̧ hareketinde bulunmak seçenekleri ile karşı karşıya kalmış, nihayeti itibarıyla, teslim olmaktan ise yarma/huruc harekâtında bulunmaya karar vermiş ve bu yönde birtakım hazırlıklara girişilmişti.

Plevne savaşlarında Osmanlı ordusunda hizmet gören İngiliz asıllı William V. Herbert yapılan hazırlıklara şu hazin ifadelerle değinir:

Sancağımız yakıldı ve biz, onun alevlerini sukut içinde ve hürmetle seyrettik. Ekonomi zarureti yüzünden çorbamızı kaynatmak için kullanmağa mecbur olduğumuz bu alevler, elli yıldan beri taburumuzun önünde dalgalanmış̧, üzerindeki şerefli hilali Guirgevo’da, Silistre’de, Opatoria’da, Sivastopol’de zaferle taşınmış̧, ikinci Plevne muharebesinde yaptığımız süngü hücumunda ve Kavanlık Tabyası’na Eylül’de üç defa yaptığımız taarruzda yanı başında bulunmuş̧ olan şanlı sancağı yiyip bitirdiler. 1828’den 1877’ye kadar tarihin beş defa on yılının zafer hatlarını taşıyan bu mukaddes bez, bir dakika bile sürmeyen kısa bir zaman içinde kül haline gelmişti. Sonra içimiz burkularak o külleri şimalden esen soğuk ve dondurucu rüzgâra savurduk. Bu küller tekrar yere inerken gök yüzündeki yarım ayın donup parçalanarak zemine indiği hissini duyuyorduk...

Huruc gecesi ortalık oldukça karanlık, yerler kırağı nedeniyle kaygan ve hava soğuktu. Fakat daha önceden kararlaştırılan şekil ve yerde 40.000 kişilik ordu, bargirler ve arabalarla birlikte toplanmıştı.

Gazi Osman Paşa 10 Aralık sabahı 40.000 neferden oluşan ordusunu iki eşit kısma ayırmıştı. Bunlardan 20.000 kişilik birinci kuvvet Rus istihkâmlarına taarruz ederek muhasara hattını yarıp geçmeye çalışacak, diğer 20.000 kişilik kuvvet ise evvelkinin taarruzunu himaye ederek onlar geçtikten iki saat sonra hücumda bulunacaktı. Kıtalar yavaş̧ yavaş̧ Vid suyunu geçmeye başlamış, sabah saat on sularında Tahir Paşanın kumandasına verilen birinci fırkanın hepsi nehrin sol sahiline varmış ve Gazi Osman Paşa’nın emrine göre nehirden yüz adım ileride yalnız bir hat üzerine yayılmaya başlamışlardı.

Plevne ordusu neticede muhasara hatlarının en yakın kısımlarına kadar ulaşmış ve Rusların bulunduğu ilk istihkâmlara saldırmıştı. Bu saldırı neticesi birinci fırka düşmanın müdafaa hattını yarmaya başlayarak üç büyük istihkâm ve on bir kadar topunu zapt etmişti. Fakat Rusların birinci müdafaa hattının 1 km. gerisinde ikinci bir müdafaa hattı yer almaktaydı. Bu iki hat arasında durmak ise mümkün değildi. Huruc hareketini ikmal için ihtiyata bırakılmış̧ olan 20.000 kişilik kuvvete lüzum duyulmaktaydı. Oysaki bu kuvvetler Rumenlerin de muharebeye katılmaları ile Rus kuvvetleri karşısında zayıf düşmüştü. İşte tam bu sırada olan olmuş, Gazi Osman Paşa’nın, Rus-Rumen topçularının ateşi sonucu isabet eden bir şarapnel parçasıyla, altındaki atı ölmüş, kendisi de sol ayağından yaralanmıştı.

Din ve vatan heyecanıyla kumandanlarının yüksek cesareti rehberliğinde ayakta durabilen az sayıdaki Plevne ordusunun, Gazi Osman Paşa’nın yaralandığı haberi üzerine bir anda desteklerini kaybetmiş̧ ve maneviyatları sarsılmıştı.

Plevne beş aydır Gazi Osman Paşa’nın manevi gücü ve önderliği ile muhafaza olunabilmişti. Bu yaralanma kısa zamanda: Osman Paşa öldü! şeklini alarak yıldırım gibi Plevne kıtaları saflarında yayılmış̧ paniğe kapılan ordu bir sel gibi geriye doğru akmaya başlamış̧ huruç̧ hareketi bir anda boğuluvermişti.

…..

Osman Paşa önce General Strokof ve bir müddet sonra da General Ganetski ile görüşmüştü. General Ganetski şapkasını çıkararak elini bir dost rahatlığı ile Osman Paşa’ya uzatmış ve:

Sizi tebrik ederim. Yapmış̧ olduğunuz hücum fevkaladeydi. Askerlerinize lütfen emrediniz silahlarını bıraksınlar

diyerek Gazi Osman Paşanın yanına oturmuştu.

Gerçekleştirilen müzakereler neticesi, büyük bir aşkla altı aydır düşmana karşı direnen Plevne ordusu, Gazi Osman Paşa’nın emri gereği Ruslara teslim olmuştu.

…..

Teslim sonrası Osman Paşa bir araba ile Plevne’ye doğru götürülürken yanına gelen Grandük Paşanın elini sıkmış ve:

Plevne savunmanızı tebrik ederim. Tarihin en muhteşem destanlarından biri olmuştur

diyerek hayranlığını izhar etmişti. Asi Romanya Prensi Carol da Grandük’ün sözlerini tekrar eden bir eda ile Gazi Osman Paşa’nın elini sıkmıştı.

General Skobelev Gazi Osman Paşa’yı gördüğü zaman yanındakilere:

Bu çehre büyük bir kumandan çehresidir. Gördüğüme son derece memnun oldum. Gazi Osman muzaffer bir kumandandır. Teslim olmasına rağmen yine muzaffer sayılacaktır

diyerek takdirlerini beyan etmişti.

Gazi Osman Paşa’nın Plevne’de yaralanarak esir düşmesi yurdun her tarafında büyük bir üzüntü ile karşılanmıştı. Hatta bu üzüntü ve teessürün bir neticesi olarak, İstanbul’da halk sokaklara dökülerek Gazi Osman Paşa’nın küçük yaştaki iki oğlunu alarak birini al bir ata, diğerini ise kır bir ata bindirerek:

Gazi Osman Paşa’ya merasim yapamadık, bari oğullarına yapalım

mülahazasıyla İstanbul sokaklarını dolaştırmışlardı. Yüzlerce kişi Gazi Osman Paşa’nın oğullarını görmek için sokaklara dökülmüş, Paşa’nın çocukları halkın yaşa ve alkış tufanı arasında mahalle mahalle gezdirilmişti.

Harkov, Gazi Osman Paşa’nın esaretini geçireceği yer olarak kararlaştırılmıştı. Bu münasebetle, Paşa, Grandük’ün yaverlerinden Bibikof refakatinde olduğu halde, Bugot ordugâhına götürülmek üzere hareket edilmişti. Hareket sırasında arabanın iki tarafında Rus general ve zabitleri, ön tarafında bir Rumen, arka tarafında ise bir Rus süvari kıtası bulunmaktaydı.

Gazi Osman Paşa öncelikle Bugot’taki imparatorluk çadırına götürülmüş, burada merasimle karşılandıktan sonra kurulan güzel bir Kırgız çadırından her türlü bakım ve ihtiyacı karşılanarak tedavisi yapılmıştı.

Paşa’nın esaretinin bir bölümünü geçirdiği Bugot karargâhında, Tottleben’in de hazır bulunduğu bir sohbette, Grandük kendisine:

— Bravo... Senin gibi bir kumandanın kılıcı alınmaz. Burada ve Rusya’da kılıcınızı taşıyınız ve Rusya’da bir Rus müşiri kabul olunacaksınız

şeklinde hitap etmişti.

Gazi Osman Paşa Bugot’ta on beş̧ gün kaldıktan sonra, Sistova ve Bükreş̧ yoluyla Harkov’a gönderilmişti.

Yolculuk sırasında önce Bükreş’e uğranılmıştı. Bükreş̧ halkı merak ve heyecan içerisinde Gazi Osman Paşa’nın gelmesini beklemişti. Özel bir muhafız korumasında Bükreş’e ulaşan Osman Paşa Grand Hotel Brafft’ın ilk katında yer alan üç odalı dairede kalmıştı.

Bükreş’ten sonra Harkov’a gelen Paşa, burada kaldığı süre zarfında ise fevkalade denecek derecede iyi muamele görmüş̧ imparator da kendisini ziyaret etmişti. Gazi Osman Paşa ise kendisine gösterilen muameleden son derece memnun kaldığından atını imparatora hediye etmişti.

Sultan Abdülhamid, Serasker Müşir Rauf Paşa’yı Gazi Osman Paşa’yı alıp İstanbul’a getirmek üzere özel olarak Petersburg’a göndermişti.

…..

Paşa’ya Rus çarı tarafından, kahramanlığını takdir manasında, çifte kartal nişanı takılmış̧ İstanbul’a dönüşü sırasında da General Nemikof kendisine mihmandarlık etmişti.

 Karadeniz’de Hocabey limanından hususi ve mükellef bir yatla yola çıkan kafile 13 Mart 1878 Pazartesi günü sabaha karşı Kız Kulesi açıklarına ulaşmıştı.

Paşa’nın gelmekte olduğu, İstanbul’a ulaştığı haberini alan İstanbul halkı sahillere dökülmüş, büyük bir coşku ile kendisini beklemeye koyulmuştu.

Paşa İskelesi’nde kendisini bekleyen saray erkânı ve Mabeyn mızıkası ve Enderun takımı da yerini almıştı.

Gazi Osman Paşa, refakatinde Serasker Rauf Paşa olduğu halde saltanat kayığından çıkarken, Mabeyn mızıkası ve Enderun takımı kendisini muhteşem bir kudümle karşılamış, beyan-ı hoşamediye memur Abdülhamid’in başyaveri ve Sultan Aziz’in damadı Müşir Dağıstanlı Mehmet Paşa Paşa’nın eline sarılmıştı. İskeleyi dolduran halk ise:

Hoş̧ geldin ey namuslu kahraman, çok yaşa Gazi Osman!

nidalarıyla ortalığı inletmiştir.

Sultan Abdülhamid ise koşumları altın ve gümüşle işlenmiş̧ bir çift iri yağız Rus katanası koşulu landosunu, binmesi için Osman Paşa’ya tahsis etmişti.

Gazi Osman Paşa’nın bulunduğu araba Yıldız sarayından içeri girince de Abdülhamid:

Gel benim kahraman Osman’ım! Berhudar ol! Şan-ı milleti ancak sen muhafaza ettin. Vatan uğrunda yaptığın gazaya bütün cihanı hayran eyledin. Osmanlı askerliğinin şerefini sen göklere çıkardın. Senin gözlerini öpmek için hasretle ahdetmiştim. Gel ahdimi yerine getireyim. Gözlerini öpeyim

diyerek kendisini coşkuyla karşılamıştı.

Tüm yazılarını göster