Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "Büyük Türkiye Mutabakatı" çağrısı: Yeni dönemde yeni siyaset tarzı mı geliyor?

TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla coşkuyla başladı. Gazi Meclis'te milletvekillerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan; ekonomiden deprem bölgesinin ihyasına, fon soruşturmasından terörsüz Türkiye vizyonuna kadar kritik mesajlar verirken, "Salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur. Artık büyük Türkiye mutabakatını tesis etmeliyiz" çağrısında bulundu.

Meclis'in yeni yasama yılı açılışında kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerinin başında Gazi Meclis'in tarihi misyonuna ve dünyada iki kez gazilik unvanı alan tek parlamento olmasının gururuna dikkat çekti.

"TÜRKİYE'NİN ARTIK KAYBETMEYE TAHAMMÜLÜ YOKTUR"

15 Temmuz gecesinde olduğu gibi milletin iradesine sahip çıkan tüm milletvekillerine teşekkür eden Erdoğan, hükümetleri döneminde her alanda atılan dev adımları hatırlattı. Küresel savaşlara ve krizlere rağmen Türkiye'nin kalkınma rotasından sapmadığını vurgulayan Erdoğan, ekonomideki güçlü göstergelere ve deprem bölgesinde tamamlanan 455 bini aşkın konut ve iş yerine dikkat çekti.

Fon piyasasında son dönemde yaşanan sıkıntılara da değinen Cumhurbaşkanı, sermaye piyasası kuralları ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde kimsenin hakkının yenmeyeceğini, bu meselenin toplumsal barışı tehdit etmesine asla müsaade edilmeyeceğini net bir dille ifade etti.

"YENİ BİR SİYASET TARZINI HAKİM KILMAK ZORUNDAYIZ"

Konuşmasının en stratejik bölümünü toplumsal mutabakata ve siyasetin diline ayıran Erdoğan, salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulmuş cephe siyasetinin miadını doldurduğunu söyledi. Siyasetin bir yıpratma savaşı olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

"Salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur. Siyaseti hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Ya kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz, ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye’ye hâkim kılacağız."

TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE YENİ ANAYASA VİZYONU

Terörsüz Türkiye sürecinin bölgede yeni bir rüzgâr estirdiğini ve Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını belirten Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin duruşunu özellikle takdir etti. Sürecin meclis zemininde ve ortak sorumluluk bilinciyle yürütüleceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı, Kanun-i Esasi'nin 150. yıl dönümünde Türkiye'nin darbe anayasalarından kurtularak demokratik, sivil, kuşatıcı ve özgürlükçü yeni bir anayasaya kavuşmasının ertelenemez bir tarihî sorumluluk olduğunun altını çizdi.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan satır başları:

Aziz milletim, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın bu ilk gününde sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Yeni yasama yılının ülkemiz, milletimiz, Meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizlerin şahsında, mensubu ve hizmetkârı olmaktan şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine, en doğusundan en batısına, cennet vatanımızın 7 bölgesinde, 81 ilinde, 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden, başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum. Evvel emirde, bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını müteakip dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletimizin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere, bugüne kadar bu yüce çatı altında milletimize layıkıyla hizmet edip dar-ı bekaya irtihal eden milletvekillerimizi rahmetle yâd ediyorum. Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kast edenlerin, milletin iradesini gasp edenlerin darağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatin Rüştü Zorlu'ya bugün bir kez daha Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yine burada, bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar-ı bekaya irtihal etmiş olanlara yüce Mevla'dan rahmet diliyorum.


"DÜNYADA 2 KEZ GAZİ OLAN TEK MECLİS TBMM'DİR"

Sözlerimin hemen başında şu hakikati tüm kalbimle ifade etmek istiyorum. Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu Meclis, milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı Millî Mücadele'yi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile Yüce Meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi, müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 1920-1923 arası tutanakları, Türkiye'nin ikinci defa nasıl vatan yapıldığının en canlı şahitleridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1921 senesinde Büyük Millet Meclisi'nin ikinci yasama yılı açılışında kurduğu şu cümleler, milletimizin hücrelerinde olan hürriyet aşkının ve Meclisimizin tarihî misyonunun bariz bir ifadesidir. Türk milletinin istiklal ile izmihlâl arasına sıkıştırıldığı o sancılı günlerde Meclis Başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal şöyle sesleniyordu. "Muhterem arkadaşlarım, bütün bir millet, ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak bugüne kadar kat ettiğimiz mesafeleri, atlattığımız sayısız müşkülatı bir kez daha hatırlayalım. Ne zaman başladığı bilinmeyen zamanlardan beri şerefi istiklal ile yaşayan milletimiz en kötü bir sona, ölümle gidiyor gibi görünmüş iken, tutsaklığa karşı evladını kıyama çağıran ecdadın sesi kalplerimizde yükseldi ve bizi son kurtuluş savaşına davet etti. Artık yeis ve fütur günleri çok arkada kaldı. Memlekete kurtuluşu, gerçek yolu göstermiş ve bütün milleti kendi istiklal bayrağı altında toplamış olan Meclis aileniz ikinci yasama yılına girerken ben ufkumuzda inkişaf etmeye başlayan ışıkların, bu kadar felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda iyi bir sabaha hayırlı olmasını dua ediyorum."

"15 TEMMUZ GECESİ GAZİ MECLİSİMİZ, MİLLETİMİZLE BİRLİKTE O AĞIR SINAVI ALNININ AKIYLA VERMİŞTİR"


Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisimiz millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirmiştir. 15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz, meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir. Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Rabbim bu Meclis'i bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın diyorum. Geçmişi bu denli görkemli, vazifesi bu kadar ulvi olan Gazi Meclis'in Genel Kurul Salonu'nda sizlere hitap etmekten duyduğum memnuniyeti hasreten ifade ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biridir. 1 Ekim 2025'te başlayıp 10 Ağustos 2026'ya kadar devam eden 4. yasama yılında da Meclisimiz önemli kararların alındığı yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdi. Hem Genel Kurul'da hem de komisyonlarda ülkemizin, milletimizin ve bölgemizin geleceğine yön verecek hayati kanunlar, kritik meseleler müzakere edildi. Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken, parlamenter diplomasi ise gerek ev sahibi olduğumuz uluslararası toplantılarda, gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldü. Bu anlamda, siyasi parti ayırt etmeksizin Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakârlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum. Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılının da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dâhilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum.


"TBMM'NİN İTİBARI HER ŞEYİN ÜZERİNDE"

Biz iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

"SİYASETÇİLER OLARAK BİRİNCİ VAZİFEMİZ, EMANETİNİ TAŞIDIĞIMIZ AZİZ MİLLETİMİZE LAYIKIYLA HİZMET ETMEKTİR"

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek isterim. Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layıkıyla hizmet etmektir. Şahsım dâhil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz. Bir ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık. Bakınız, insanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçti. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hâlâ içimizi yakıyor olsa da bugün 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz. Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk. Asrın inşasını tamamladık. Toplam 455.357 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık %2,5 büyüdü. Yıllıklandırılmış millî gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk 6 ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle millî savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız %16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı. Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın millî gelire oranının bu yıl %2,6'da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hâle geldiğinin göstergesidir. Kamu maliyesinde disiplinden sapmadık. Bu yıl bütçe açığının millî gelire oranını %3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedefliyoruz.

"KİMSENİN HAKKINI KİMSEYE YEDİRMEDEN, BU MESELEYİ SÜRATLE ÇÖZÜYORUZ"

Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bugün tarihe kayıt düşmek, tarihe not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bazı başlıklara kapsamlı bir şekilde değinmek arzusundayım. Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade olarak bu iki konunun ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Bakınız, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşma yer alıyor. Öncelikle şunu açık ve net ifade etmek isterim. Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir. Bu doğru da, sağlıklı da değildir. Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz, esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir. Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz siyaset kurumu farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır. Yarış olacaktır. Belli sınırlar arasında çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır. Değerli milletvekilleri, bunu özellikle şunun için söylüyorum. Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda yerel bazdaki ayrışmaların siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin yumuşak karnına dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz. Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir. Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise emperyalist, Siyonist ittifakı bulunmaktadır.


"NE TÜRKİYE'NİN NE DE TÜRK MİLLETİNİN ARTIK KAYBETMEYE TAHAMMÜLÜ YOKTUR"

Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor. Binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir. Tarih içinde asırlar boyunca teşekkür etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak demektir. Türkiye'nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz. Sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik. Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak hedefi hâline geldik. Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik. Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında her seferinde Türkiye'nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir. Açıktır ki millet kaybederken milletin hasımları kazanmıştır. Türkiye kaybederken kazanan Türkiye'nin rakipleri, maalesef Türkiye'nin yeminli düşmanları olmuştur. Şunun bilinmesini isterim. Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.

"SALT İKTİDAR KARŞITLIĞI ÜZERİNE KURULU CEPHE SİYASETİNİN RAF ÖMRÜ DOLMUŞTUR"

Değerli milletvekilleri, bu mücadelede en büyük görev milletin temsilcileri olarak bizlere, yani siyaset kurumuna düşmektedir. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur. Siyaseti hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor. Ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz. Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hâkim kılacağız. Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken elbette her siyasi partinin her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum. Farklı siyasi partiler ne kadar aykırı olursa olsun, farklı fikirler Türkiye'nin, Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezde siyaset icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz buna iç cephenin tahkim edilmesi diyoruz. Biz buna büyük Türkiye mutabakatı diyoruz.

"TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ BÖLGEMİZDE YENİ BİR RÜZGÂR ESTİRMİŞTİR"

Değerli milletvekilleri, Terörsüz Türkiye sürecimizin aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir. Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye'yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir. Fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye'nin enerjisini heba ettiği, Türkiye'yi oyaladığı, Türkiye'nin kaynaklarını tükettiği açıktır. Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmalar Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır. Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır. Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihî mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken hiç şüpheniz olmasın ki Türkiye'nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır.

"SAYIN BAHÇELİ'YE BİR KEZ DAHA PARTİM, ÜLKEM VE MİLLETİM ADINA TEŞEKKÜR EDİYORUM"

Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşuyla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum. Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum.

Çerçeve yasada bahsedildiği gibi bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada tam da biraz önce ifade ettiğim millî mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda sorunlarımızı karşılıklı saygıyla tartışıp çözüm üretmek çok daha kolay ve mümkün hâle gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye'nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa yapma şartları, inanıyorum ki daha da olgunlaşacaktır.

"YENİ ANAYASA BAHSİ TÜRK SİYASETİNİN ÖNÜNDE BİR İMTİHAN OLARAK HALEN DURUYOR"

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bakınız, yeni yasama yılımız tarihimizdeki ilk yazılı anayasa olan Kanun-i Esasi'nin ilanının 150. yıl dönümüne tesadüf ediyor. Anayasal devlet girişimlerimiz biraz daha geriye gidiyor. Devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübemiz ise bu girişimlere nispetle çok daha eskidir. Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz aslında modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir. Son iki asırda bu hakikati modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri başarılı, başarısız pek çok sonuç doğurmuş, tartışma ve arayışlara hiçbir zaman hız kesmemiştir. Kanun-i Esasi'nin üstünden geçen 150 yıla rağmen yeni anayasa bahsi Türk siyasetinin önünde bir imtihan olarak hâlen duruyor. Milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde tarihimizdeki bütün anayasa tecrübelerinde teknik veya siyasi kusurlar, eksikler bulunabilir. Ancak darbe ürünü olan son yetmiş yılın iki anayasası varoluşsal bir krizle mefluç olmuştur. Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası hâline getirmiştir.

Son dakika haberidir, gelişmeler haberimizde olacak...

fghfgh

FON SORUŞTURMASINDA NET MESAJ: HESAP SORULMALI

Meclis'in yeni yasama yılı açılışında kürsüye gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, son dönemde kamuoyunu meşgul eden ve tasarruflarını değerlendirmek isteyen vatandaşları kaygılandıran ekonomik ve hukuki gelişmelere değindi. Fon soruşturmasıyla ilgili konuşan Kurtulmuş, mağduriyetlerin ve iddiaların yakından takip edildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Tasarruflarını değerlendirmek isteyen vatandaşların yaşadığı kaygıları dikkatle takip ediyoruz. Usulsüzlük ve haksız kazanç iddiaları sonuna kadar araştırılmalı, kime kadar gidiyorsa mutlaka hesap sorulmalıdır."

YENİ YASAMA YILININ GÜNDEMİ: TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE YENİ ANAYASA

Konuşmasında terör örgütünün feshi ve silahsızlanma sürecine de geniş yer veren Kurtulmuş, sürecin hukuk ölçüleri içerisinde yürütüleceğini ve Meclis bünyesinde kurulacak İzleme Komisyonu marifetiyle siyasi partilerin ortak sorumluluk üstleneceğini kaydetti. Süreci akamete uğratmak isteyenlerin tahriklerine karşı sağduyu çağrısı yapan Kurtulmuş, Türkiye'nin 150 yıllık anayasacılık birikimini özgürlükçü, sivil ve katılımcı yeni bir anayasa ile taçlandırmasının ertelenemez bir sorumluluk olduğunu yineledi.

Tören kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da TBMM'de resmi törenle karşılanırken, Meclis yoğun bir mesai dönemine "merhaba" dedi.

Kaynak: SuperHaber

Yorumlar

Yorum Yaz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.