Yeni bir sayfa açılırken!
24 Haziran seçimlerinin ülkemizde yeni bir sistem, yeni bir toplumsal uzlaşma ve yeni bir anlayış için güzel bir başlangıç olması duasıyla yazıma başlıyorum...
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim sonrası balkon konuşmasında uzlaşmacı tavrı ile dile getirdiği "Yeni bir sayfa açacağız!" söyleminin uygulamaları nasıl olacak? Bu uygulamalar halka nasıl yansıyacak? Elbette bunu zaman içinde göreceğiz...
Öncelikle açılan yeni sayfa hangi dille, hangi duyarlılıkla yazılacak?
Asıl önemli olan bu bence!
Ayrıca açılan sayfanın tek bir yazarı olmayacağı aşikar (her ne kadar "tek adam" algısı almış başını gidiyor olsa da!). Bu sayfanın yazarları siyasetçiler olduğu kadar aynı zamanda halkın ta kendisi!
Ben, halkın "yekpare bir kitle" olarak algılanmasının çok yanıltıcı bir yaklaşım olduğunu ve büyük tehlikeler arz ettiğini düşünenlerdenim… Ve "yekpare bir kitle" yaklaşımının hangi boyutlara ulaşabileceğini geçmişte ve günümüzde yaşadığımız toplumsal olayların bir çoğunda gördük...
Seçim gecesi "Çivi" Muharrem'in "hata" olduğunu itiraf ettiği davranışlarının sonucu nerelere vardı hepimiz gördük… Eğer son âna kadar seçmenini gaza getirip, kesin bir zafere inandırıp, oylarla ilgili şaibe yaratırsan, bu hatanın bedelini kendin ödemekle kalmaz, sana inanan gaza gelmiş seçmenine de "Birkaç şizofren" demek zorunda kalırsın!
"Çivi" Muharrem ertesi günü yaptığı basın toplantısına yine bir hata ile başladı…
Toplantıyı açış konuşmasında ilk iş olarak TRT kameramanını ve muhabirini salondan dışarı çıkarttırdı!
Soru bir: Orada bulunan tüm muhabirlerin, meslek ahlâkı gereği dayanışma içinde bu hareketi kınamaları ve meslektaşlarını yalnız bırakmamaları gerekmez miydi?
Soru iki: "Çivi" Muharrem daha iktidara gelme şansı yokken bile, hareketinden nem kaptığı İkinci Ordu komutanının apoletlerini sökeceğini bağıra bağıra söylerken acaba kendisini hangi sıfata uygun görüyordu?
Soru üç: Adaylığının ilk gününden beri saldırdığı TRT kurumunu yöneticilerini şayet iktidara gelseydi nasıl cezalandıracaktı?
Bu tür hareketler "Çivi" Muharrem İnce'nin adalet anlayışının çok somut göstergeleridir!
Şimdi CeHePe’de kınından çıkmış olan kılıçlar, kimin kellesini götürecek kısa sürede göreceğiz...
Bu arada batan amiral gemisinin taraflı gazetecisi gönüllü danışmalığını yaptığı kankası "Çivi" Muharrem’e diyor ki: "Gel Muharrem! Sen bu Kemal'e uyma… Sen müthiş bir adamsın… Bırak o köhnemiş, miadı dolmuş CeHePe’de debelenip dursun… Biz seninle yeni sulara yelken açalım… Şöyle reklamlardaki Temiz Ayşe teyze tarafından Domestos ile yıkanmış bir sayfa açalım...Yeni -pardon, o isim alınmıştı!- taze bir parti kuralım… Bak gör, ilk seçimde Başkansın! Beni de yardımcın yaparsın… Mutlu mesut bir ülkede yaşarız… Biz çıktık kerevetine, gerisi Allah kerim…"
Ne diyelim yolları açık, geceleri uzun olsun...
NOT: Adalet bakanı Abdülhamit Gül, yaşlı bir dedenin görüntüsün altına "Sahici halk kazandı!" demiş… İşte yazımın başında söylemek istediğim tam da buydu! Artık bu tür ayrımcı dili bir tarafa bırakmamızın zamanı geldi! Sonuçta hep birlikte yaşıyoruz… Rakip olarak algıladığımız seçmenlerin dili ne kadar ayrımcı ve öfkeli olursa olsun… Özellikle tüm halkın Adalet Bakanı olarak bu tür bir yaklaşım çok yanlış ve sığ… Aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı iyi anlamak ve takip etmek çok önemli… Hükümette görev almış ve Meclise girmiş tüm vekillerin, bürokratların ilk görevleri bu olmalı! Artık bu ülkede yeni bir sayfa açıldıysa, bu sayfayı yazacak olanlar kendilerini tekrar gözden geçirip, liderlerini iyi anlayıp, derslerini iyi çalışsınlar! "Başkan’dan daha çok başkan olmak", sadece bu kişilere değil, tüm topluma zarar verir...