Yandex
İstanbul 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İzzet Çapa

İzzet Çapa

İzzet Çapa, 3 Ocak 1965 tarihinde ailesinin tek çocuğu olarak İstanbul‘da doğmuştur. Babası Çapamarka’nın sahibi fabrikatör Bedii Çapa, Annesi modacı Gürnar Çapa Uğurlu‘dur. Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde İşletme bölümünden mezun oldu.

Eşi ile birlikte moda evi kurdu işletti. Daha sonra annesinin gelinlik işinin başına geçti. Dedikodulu meyhane, Akademi 14, Cahide gibi birçok eğlence mekanın işletmeciliğini yapan İzzet Çapa, 1983 yılında ilk evliliğini Sema Heper'le yaptı. İzzet Çapa; Joke Perestroyka, Al Jamal, Joke College, Joke Queen, Longtable gibi açık mekanlarıyla İstanbul eğlence hayatını yönetti. İzzet Çapa halen Beer Hall isimli mekanın işletmeciliğini yapmakta.
Habertürk Gazetesi’nde gazeteciliğe adım atan İzzet Çapa, HT Magazin ve HT Pazar eki için yaptığı röportajlarıyla dikkat çekti ve 2012 yılında Hürriyet’in Kelebek ekine transfer oldu. Çapa, Skytürk 360’ta “İzzet Paşa” adlı program yaptı.

İzzet Çapa 2016 tarihinden itibaren SuperHaber yazar kadrosuna katıldı.

Son Yazıları

El ele büyüttük sevgiyi...

Birlikte öğrendik seninleAvucumuzda yüreği çarpanKuşa sevgiyiElele duyduk kumsalda denizinMilyon yılda yonttuğuTaşa sevgiyiTırtılları tanıdık seninle bahardaTırtılken daha sevmeyi öğrendikSevgiden üreyen kelebeğiToprağı evimiz gibi sevdik seninleBirlikte sevdik kuru topraktaEv kuran köstebeğiKöstebeğinden toprağına taşınaTırtılından kelebeğine kuşunaElele sevdik bu dünyayıAcısıyla sevinciyle sevdikYazıyla kışıyla sevdikKöy - köy ülke – ülkeGökler gibi sardı dünyayıYağmur gibi sızdı dünyayaDünya kadar oldu sevgimizElele büyütüp elele derdikElele derip insana verdikVerdikçe çoğalan sevgimizi...[Bülent Ecevit]Çok kıymetli, nadide insanlardı...Kim ne söylerse söylesin, isimleri hiç bir zaman kötülükle yan yana anılmadı...Şimdi buluştular...

Yazının Devamı

Mahkumlardan tek bir şart istedi..

Cumhuriyet tarihinin en büyük trajedilerinden biri, 1939 yılında Erzincan’da yaşanan büyük depremdir…7.2 şiddetindeki korkunç depremde 32 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş, yüz bin kişi yaralanmış ve yüz on bin bina da yerle bir olmuştur…

Yazının Devamı

İşte bunlar da benim gönlümün Oscar’ları…

Belki de en çok film izlediğim sene oldu 2019…Ve galiba tek iyi yanı da buydu meymenetsiz yılın…

Yazının Devamı

Kendi halinde olmak güzeldir...

Rahmetli Okay Gönensin, nur içinde yatsın, pazar günleri Sadi Şirazi’den hikayeler yazardı köşesinde… Yazdığı tüm gazetelerde devam ettirdi bu geleneğini…

Yazının Devamı

Ya kendi algoritmanı kuracaksın ya da...

Müthiş bir özgürlük alanı açtı sosyal medya hepimize…Bütün insanlığın bilgi hazinesini ayaklarımızın altına serdi…

Yazının Devamı

Babası sattı, kızı alacak...

Bugün, Aydın Doğan’ın Hürriyet’i geri almak için düğmeye bastığını anlatan bir yazı kaleme aldım. Yıllarca o kurumda çalışmış değişik isimlerden benzer duyumlar gelmişti; kayıtsız kalamazdım, kalamadım, duyduklarımı yazdım…Ve hatta yeni yönetimin genel yayın yönetmeni adayının adını bile verdim…

Yazının Devamı

Mevlana'nın mezar odasının 746 yıllık sırrı...

Hava yeni kararıyordu… Konya-Ankara otoyolundaki kamyonun önünde iki adam ve bir çocuk oturuyordu... Şoförün yanındaki Yusuf Akyurt, cam kenarındaki oğluna bakarken aklından binbir soru geçiyordu... O anda kamyon bir viraja girdi, kapı açıldı ve çocuk dışarıya savruldu. İki adam çocuğun yanına gittiklerinde artık çok geçti… Bu lanet ne zaman bitecekti? Her şey 1930’lu yıllarda, bir yaz günü başlamıştı... Konya Mevlana Müzesi’nin müdürü Yusuf Akyurt’un içi içini kemiriyordu. Mevlana’nın sandukasının altındaki mezar odasının esrarı hiç aklından çıkmıyordu. Efsanenin kökeni, Mevlana’nın vefat ettiği 17 Aralık 1273 gününe uzanıyordu... Mevlana defnedilmiş, naaşı kabrinin altındaki 4 metrelik mezar odasına konmuştu. İşte bütün sır bu odadaydı. Çünkü oraya kimse inmemişti. Küçük bir kız çocuğu hariç... Anlatılanlara göre Sultan IV. Murat Mevlana’nın türbesini ziyaret etmiş ve merak ettiği o odayı görmek istemiş ama Mevlevi büyükleri tarafından engellenmişti. Merakını yenemeyen Sultan, küçük bir oyuna başvurmuş; tesbihi odanın açık duran kapısından aşağıya ‘düşürmüştü.’Tesbihi almak için 7 yaşındaki bir kız çocuğu indirilmişti. Çocuk, yukarı çıktığında yüzünde bir dehşet vardı. Ama gördüklerini asla anlatamayacaktı; dili tutulmuştu. 1640 yılında da mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplandı. İşte o gün müze müdürü Akyurt, bu esrarı düşünüyor ve aşağıya inmeye hazırlanıyordu. Ve kapağı açmaya çalışırken ilk acı haber geldi; evi yanıyordu… Bir süre sonra tayininin çıktığını öğrenip bir kez daha yıkılacaktı. Ama asıl felaket onu Konya - Ankara yolu üzerinde bekliyordu... Bu hazin öykü; Akyurt’un oğlunun cenazesinden sonra sandukanın başında gözyaşları içinde büyük düşünürden af dilemesi ile ‘şimdilik’ son buldu... Şimdilik dedik, çünkü 746 yıllık bu gizem hala çözülebilmiş değil... Kim belki de en doğrusu ‘o odada ne var’ sorusuna fazla kafayı takmamak... Mevlana’dan istifade edebildiğimiz kadar edip, onu sırlarıyla başbaşa bırakmak…

Yazının Devamı

Başkasının Derdini Dert Edinmeyi Öğrenmeden...

Yanlış bir medeniyet inşa ettik… Uygarlık tarihinin geldiği noktaya bakıldığında vaziyet her haliyle ayan beyan ortada…

Yazının Devamı

Yüz küsur ülkede yasal bizde korsan...

Apple TV+ büyük umutlarla girdi 'streaming' dünyasına…Her ne kadar biz korsan izlemek zorunda olsak da, yüzden fazla ülkede yayında…

Yazının Devamı

Yaşadığım çağa tanıklık etmekten utanıyorum…

Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisiydi…Melek gibiydi, daha yirmisindeydi…

Yazının Devamı

Duyduğuma göre evleri boyuyormuşsun...

Kimileri şikayet ediyormuş üç küsur saatlik süresinden ama ben peşin peşin söyleyeyim değil üç, on üç küsur saat bile olsa yine gözümü kırpmadan seyrederdim… Üstelik de gurbet ellerde, kendi oda koşullarımdan çok uzaklarda…

Yazının Devamı

Şahsiyet...

Büyük oyuncuydu ve hakikaten çok büyük oynamıştı… İzlediğimde, ‘Şahsiyet dizi tarihimizde çıtayı en tepeye çıkardı’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım…

Yazının Devamı

Bir Can Yücel Hikayesi...

Geçtiğimiz hafta Nebil Özgentürk’ün evinde misafir olduğumuzu yazmıştım. O kadar muhteşem hikayeler dinledim ki ondan, tek tek yazmam imkansız; sanırım izin de vermezdi. Ama sardunyanın hüzünlü hikayesini paylaşmadan duramadım... İşte Nebil’in ağzından muhteşem bir Can Yücel hikayesi…“Can Yücel’i 12 Mart’ta şiir çevirisinden dolayı cezaevine atmışlar. Ve hemen ardından sürgüne göndermişler Adana’ya. Milli Eğitim Bakanı Hasan Yücel’in oğlu Can Yücel ama ailenin durumu iyi değil. Bir emekli maaşı ve Can Yücel’in çeviri parasıyla geçiniyorlar sadece. Güler Abla ve 3 çocuğu, hafta sonları Can Yücel’i ziyaret edebilmek için İstanbul’da yönetmenlik yapan abimin ricasıyla babamda kalmaya başlıyorlar. Ben de 9-10 yaşlarındayım o yıllarda... Babam istisnasız 2 yıl boyunca her hafta sonu onları ağırladı. Biraz da Adana bu demek benim için. Diyebilirsin ki, ‘Kardeşim, misafir ağırlamak çok kolay!’ Ama sevgiyle ağırladı ve büyük şiirler çıktı o evde 2 yıl boyunca. 72’nin Ocak ayıydı. Can Abi, koğuşunun penceresine koymak için, cezaevine sardunya çiçeği istedi. Ortanca abimle Güler Abla bir Ege çiçeği olan sardunyayı zar zor bulup cumartesi günü cezaevine teslim ettiler, pazar günü de Can Abi’ye verildi. Ertesi hafta öğrendiler ki başgardiyan Rıza, “Ya koğuşta sardunya olur mu kardeşim’ diyerek kaldırıp atmış çiçeği. Bu çok hüzün yarattı bizim evde. Ben de bu hüznü gördüm. Aradan geçti 6 ay. 6 Mayıs 1972. Bir çığlıkla uyandım sabah. Herkes ağlıyor. Çünkü Deniz Gezmiş’in asıldığını öğrenmiştik. Sonsuz bir acı... Yıllar sonra ben üniversite 1. sınıftayım. İzmir’de bir kitapçıda Can Yücel kitabı okuyorum. İçinde ‘Sardunya’ya Ağıt’ diye bir şiir var. Şöyle başlıyor…

Yazının Devamı

Algının, aklı çarmıha gerdiği bir çağ…

Bütün sektörleri etkiledi sosyal medya kaçınılmaz olarak. Artık hepimiz Instagram vesilesiyle ucundan köşesinden fotoğrafçı zannediyoruz kendimizi…

Yazının Devamı

İzzet Çapa açıklıyor...

Aslına bakarsanız perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi…Zaten bu yüzden Hürriyet’te dedikoduların ayyuka çıktığı gün ‘Olur da Vahap Munyar istifa basiretini gösterirse, koltuğa giden bütün yollar Ahmet Hakan’ı işaret eder’ diye tweet atmıştım...

Yazının Devamı
Anasayfa
Foto Galeri
Video Galeri
Yazarlar
Son Dakika Haberleri
Yerel Haberler
Kategoriler
Gündem
Ekonomi
Dünya
Spor
Magazin
Seyahat
Yaşam
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Medya
Eğitim
Popüler Haberler
Savunma
Sayfalar
Gizlilik İlkeleri
Çerez Politikası
Künye
İletişim
Hukuka Aykırılık Bildirimi
Kullanım Şartları