Üsküdar'a “gideriken” Nevmekân’a uğrayın!
Geçen hafta Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Üsküdar sahilinde yeni açılan Nevmekân’da verdiği dâvete farklı kesimlerde arkadaşlarla birlikte katıldık… Güzel bir İstanbul sabahının keyfini çıkardık… Yerel seçimlerin adaylarının belirlenmeye başladığı şu günlerde Hilmi Türkmen Bey aday gösterilir mi bilemiyorum… Amma ve lakin Nevmekân’da yaptıklarına şahit olmak oldukça umut vericiydi… Üsküdar'da daha önce nikah salonu olarak hizmet veren, yeni adıyla “Nevmekân”ın şu andaki işlevi çok hoş!
Kocaman salon zevkli bir şekilde döşenmiş bir “kafe” haline getirilmiş… İki katlı olan mekânın tüm duvarları kütüphane… Özenle seçilmiş kitaplar yerleştirilmiş…
Bu anlamlı mekânın en önemli özelliklerinden biri de 24 saat açık olması! Alt kat tam bir kütüphane işlevi görüyor… Ders çalışmak, kitap okumak için her türlü olanak sağlanmış. Ayrıca gece ders çalışmaya gelenlere ücretsiz çorba ve simit servisi var! Bazı geceler yazılarımı yazmak ve kitabımı okumak için buraya kaçmayı düşünmüyor değilim…
Hilmi Bey'i rahmetli eski başkan Mehmet Çakır'ın yardımcılığını yaptığı günden beri tanırım… Sakin bir yapısı vardır, yeniliklere açık ve çalışkandır… Kalıcı işler yapma konusunda iyi bir vizyona sahip olan Hilmi Bey bizlere Üsküdar'da yaptıkları çalışmaları kısa bir özet olarak anlattı… Farklı görüşlere sahip kişilerin katıldığı, farklı konuların konuşulduğu verimli geçen bir toplantı oldu… Bir dönem daha başkan olursa Hilmi Türkmen Bey, eminim bu kez çok daha önemli projelere imza atacaktır…
MİNE KIRIKKANAT VE…
Mine Kırıkkanat kendine yeni bir “ilah” bulmuş hayırlı (!) olsun!
Efendim zat-ı şahaneleri diyorlar ki, “Beni bu hâle siz getirdiniz! Sizin yüzünüzden kâfir oldum!”
Eeee sonra?
“Şimdi tapıyorum işte Atatürk’e!”
Aman efendim, biz kim oluyoruz ki sizin gibi bilgili, entellektüel, Paris'te yaşayan seçkin birini etkileme gücümüz olsun…
Aman ha, günahınızın faturasını başkasına çıkarmayın…
Ayrıca, kime isterseniz tapabilirsiniz… Allah bu konuda herkesi özgür kılmış ve sizin gibileri bizlere anlatmak için Kâfirun suresini göndermişken, biz faniler hangi hakla size karışalım…
Tapın efendim tapın…
Kime isterseniz, neye isterseniz ona tapın!
Sakın ha o taptıklarınız için yapılan ayinleri kaçırmayın! Sonra haliniz nice olur… Mine Hanım, bu arada sizi rahatlatacak bir “tiyo” vereyim, belki biraz olsun sakinleşirsiniz: Korkmayın, Türkiye'de yaşayan Müslümanlar da artık eskisi gibi değiller… 28 Şubat’taki Müslümanlar neredeyse yok artık… O yüzden fazla kasmayın kendinizi… Aman ha, yaşlılıkta her türlü tehlike var… Siz kendinize ilah bellediğinize tapınmaya bakın… Ölüme yaklaştıkça korkular artar, farkındayım, ama elden ne gelir işte… Belki ilah bellediğiniz Ata’nız sizi ölümden kurtarır…
AH KADİR ABİ AH SEN NELERE KADİRSİN!!!
Efendim Diyanet İşleri Başkanı, Kadir Mısıroğlu abimizi hasta olduğu için ziyaret etmiş…
Eee ne var bunda değil mi?
Ortalık karıştı!
Birileri, milletvekili kisvesi altında saçmalama haklarını kullanıp Trabzonlulara Rum ve hain diye saldırdı! Klasik CeHePe geleneği olarak sonra özür dilediler… Falan filan…
Saçma sapan bir gündemler silsilesi aldı başını gidiyor…
Benim bu ziyarette takıldığım nokta ise başka: Diyanet İşleri Başkan Ali Erbaş, Kadir Mısıroğlu abimizi ziyarete giderken neden “resmî cübbe”sini giymiş?
İşte ben bunu anlamakta zorlanıyorum…
Aslında “bu ülke insanı”nı anlamayı çoktan bıraktım ama yine şeytan beni rahat bırakmıyor…
NOT: Yaşamaya değer anlar vardır insan hayatında… Bu anların farkında olmak insanın hayatını bereketlendiriyor; en azından ben öyle hissediyorum… İşte benim için bu dönemlerde bu anların önemi çok daha arttı… Aslında çok basit talepleri ve hedefleri olan birisi olarak addediyorum kendimi… İşte geçtiğimiz günlerde böyle bir anım oldu...Rabbime ne kadar şükretsem azdır… Çocuklarım, torunlarım, annem, babam ve yol arkadaşımla birlikte bir şömine ateşi sıcaklığına eşlik eden gitar sesi ile kahvelerimizi yudumlamak… Sevdiklerimin keyfini sürmek, rahmetli kardeşimin acısı ile buruk bir huzur yaşamak… Küçük anıların toplamı olan hayatımızı dış etkenlerden ne kadar çok koruyabilirsek o kadar huzurlu bir ömrümüz olur kanısındayım...Tecrübe ile sabittir...Tek sorun bizleri bu anlardan koparan cep telefonu denilen ve hayatlarımızın ta göbeğine oturan bu aygıtlar!