"Türkiye, Amerika'ya bin basar. Orada her şey sahte!"

Kerem Bursin'in başrolünü Burak Özçivit ile paylaştığı Can Feda filmi bu cuma vizyona girecek. Bursin, yaptığı röportajda yeni filmi ve özel hayatına ilişkin samimi açıklamalarda bulundu.

"Türkiye, Amerika'ya bin basar. Orada her şey sahte!"

Başrollerini Burak Özçivit ve Kerem Bursin’in paylaştığı film iddialı film Can Feda bu cuma vizyona girecek. Filmde savaş pilotunu canlandıran Kerem Bürsin Hürriyet'ten Ayşe Arman'a samimi açıklamalarda bulundu.

İşte Ayşe Arman'ın röportajından bir bölüm:

-Son röportajımızın üzerinden kaç sene geçti?
-5!

-Vay be, sen bu süre zarfında bayağı efsane oldun!
-Ben hiç öyle hissetmiyorum. Oyunculuk kendini geliştirmeye çok açık bir meslek, sürekli yeni şeyleri görüp deneyimlemen ve hep çalışman lazım. Bir yolculuk gibi. Yoldayken de, “Ben ne oldum” demiyorsun, aklına bile gelmiyor, tam tersine kendini hep yetersiz hissediyorsun, gelişmek için çaba sarf ediyorsun. Benim durumum da bu. Hâlâ ilk senemmiş gibi hissediyorum, hâlâ ne kadar çok fırın ekmek yemem gerektiğini fark ediyorum...

- Peki bu 5 seneden ne tür bir tecrübe elde ettin?
-Öğrendiğin şeylerden ders çıkarmak, devam etmek gerekiyor ama kalbinin sesini dinleyerek devam etmek gerekiyor... Türkiye’ye ilk geldiğimde yapmak istediklerimi anlattığımda hep, “Burası Türkiye! Bu piyasa kaldırmaz! O iş olmaz” gibi şeylerle karşılaşıyordum. Ya da rollere ön hazırlık ya da ön çalışma yapmak istiyordum. Ama işte her zaman mümkün olmuyor. Yapmaya çalıştığında da bazen kabul görülmüyor. Çünkü fark ediyorsun ki seni hep aynı şekilde görmek istiyorlar...

5ac5b03ed3806c1c249591b5

"BEN BU BEŞ SENE İÇİNDE ÇOK ÖNEMLİ BİR ŞEY ANLADIM"

-Hep yakışıklı ama asi, kuralları kendi koyan adam olarak mı?
-Ben tek bir role, tek bir karaktere hapsolmamaya çalışıyorum. Çünkü hep aynı şeyi yapamam. Sıkıcı olur, ben de sıkılırım. Zaten oyunculuk da böyle bir şey değil, tek bir şeyden ibaret değil. Ben zaman içinde bazı kuralları kendim için kırdığımı düşünüyorum, tek bir karaktere sıkışıp kalmadığıma inanıyorum.

-Şu anda durum nasıl? İki ülkede birden mi yaşıyorsun?
-Evet, biraz öyle. Amerika’nın en iyi cast ajansıyla çalışıyorum. Bu sene 5 kez gidip geldim. Oradan da teklifler geliyor, bakalım, bir acelem yok. Bana uygun olanları seçmeye çalışıyorum. Benim için şu önemli: Türkiye’den biri çıksın ve bir Hintli, bir Meksikalı, bir Fransız nasıl bir Amerikalıyı oynayabiliyorsa bir Türk de oynasın. Çünkü gelişmiş bir oyunculuk piyasamız ve çok iyi oyucularımız var. Onların da anlaması lazım ki burada ciddi şeyler oluyor...

-Biz diyoruz ya, “Dizi sektöründe dünyada ikinci büyük ülkeyiz” filan. Amerika’da yansıması öyle mi?
-Hayır, değil! Orada bence çok doğru düzgün temsil edilmiyoruz. Hâlâ bir dil sıkıntısı da var. Ben 7 farklı ülkede yaşadığım için ve hep İngilizce eğitim aldığım için şanslıyım bu konuda. Fakat benim derdim, “Buradan çıkayım, orada olayım” değil. Bir Türk olarak, Amerika’da Türkiye’yi temsil etmek. Ben bu beş sene içinde çok önemli bir şey anladım...

kerem

"TÜRKİYE, AMERİKAYA BİN BASAR"

-Nedir o?
-Şunu artık çok net biliyorum ki Türkiye, bin basar Amerika’ya da pek çok ülkeye de... Burada yapacak, görecek, yaşayacak çok şey var! Ve bu ülke yaşıyor. Bu da bir sanatçı için çok önemli bir şey. Amerika ise yaşamıyor, sistem yaşıyor. Bir sistem var, sen o sisteme giriyorsun. Evet, o sistem düzenli işliyor ama insani dokunuş yok. Her şey sahte. Uzun bir süre Los Angeles gibi bir yerde kaldığımda bunalıyorum. Burayı o kadar çok özlüyorum ki. Türkiye her açıdan bana çok heyecan veriyor...

-Peki senin orada iş için görüştüğün insanlar görüyor mu buradaki filmlerinin, dizilerinin başarısını?
-Görüyorlar ama çok takılmıyorlar. Çünkü orada o projedeki rol önemli. George Clooney bile gelse, “Bu rolü istiyorum” dese, kafasına yatmıyorsa, “Önce bir audition yapalım” derler. Bizde ise oyuncunun kim olduğu, meşhurluğu, Instagram takipçisi filan çok önemli, orada değil! Ne meşhurlar gelip, gidiyor, adamlar, “Sen bu rol için uygun değilsin” diyorlar. Bizde ise meşhurluk söz konusuysa akan sular duruyor. Tüm bunların biraz değişmesi gerekiyor aslında. Ama ben umutluyum...

Röportajın tamamı için tıklayın