Tunç Soyer, İmamoğlu Ve CeHePe
Ne kadar şükretsem azdır… Tekrar Rabbimin “Evim” diye isimlendirdiği Kâbe'ye
kavuşmak nasip oldu… Oraya gitmek nasip olan bilir bu duyguyu; gitmeyene ne
kadar anlatsam boş zaten…
Dünyevi olaylardan mümkün olduğu kadar uzak kalmak istesem de olmuyor…
Meraktan haberlere, köşe yazılarına bir göz atıyorum…
Üzerine yazı yazılabilecek oldukça çok malzeme var…
Bunların içinde -İzmirli ve yazları Seferhisarlı olduğum için- ilk sırada Tunç Soyer
geliyor…
Daha sonra ailemin yarısı halen CeHePe’li olduğu için CeHePe ve son olarak da
gerçekten izlerken çok eğlendiğim “İmamoğlu İmam” var...
TUNÇ SOYER
Şu sıralar işkenceci babası ile gündeme getirilerek ters köşeye yatırılan Tunç Soyer
hakkında sski mesai arkadaşım ve dostum, İzmir'in duayen gazetecisi Erol Yaraş'ın
yazısından alıntılar yaparak başlıyorum...
Diyor ki Erol Yaraş: “Tunç Soyer bırak babanın hesabını… Sen Seferihisar'ın
hesabını ver!” ve sonra sorularını soruyor:
- Neden başkanlığın sırasında 178 kez yurt dışına çıktın?
- Seferhisar'ın en güzel sahillerini, koylarını ve tesislerini neden alelacele sattın?
- Bu satışlardan elde edilen 250 milyon lira nereye harcandı?
- Bu satışlardan gelen paralarla -Büyük Şehir Bütçesinden yapılanların dışında-
Seferhisar'a hangi kalıcı yatırımlar yapıldı?
- 5 milyon lira borç ile aldığın Seferhisar'ı 130 milyon lira borçlu hale nasıl getirdin?
- Bu kadar mal satan ve borç yapan Seferihisar Belediyesi nasıl oluyor da
çoğunlukla çalışanların parasını ödeyemiyor?
Erol Yaraş, ayrıca çok önemli bir noktanın daha cevaplanmasını istiyor:
- Seferhisar Belediyesi'ne ait olan çok güzel koyu ve tesisi Bayraktar grubuna satan
Soyer ailesi, üst kullanım hakkını acaba kaça devretti?
Bu buzdağının yalnızca görünen kısmı… Kim bilir daha altından neler çıkacak!
Şimdi gelelim işin yazları dört ay süresince Seferhisar'lı olan benim yaşadıklarıma…
Öncelikle nasıl alındığı tam bir muamma olan bir "Yavaş Şehir" ünvanı var… Bu ünvan Seferihisar’a nasıl ve neye dayanılarak verilmiş, hiç bir fikrim yok… Nereden
bakarsan bak, bu ilçenin yavaşlık ve sessizlikle hiç alakası yok! Seferhisar'ın
Ürkmez köyünde küçük bir evimiz var… Bu bölge eskiden sakin ve sessizdi… Gel
gör ki, son yıllarda sabah dörtlere kadar “canlı müzik” adı altında en pespaye
şarkıcıların korkunç tacizine maruz kalıyoruz… Bir çok kez köy olarak şikayet ettik
ama bir sonuç almamız mümkün olmadı…
Bu tür yazlık yerlerde tatil için gelenler sabahları geç uyanırlar ama belediyenin
umrunda mı, her sabah 7.30 civarı çöp kamyonunun gürültüsü ve işçilerin
bağrışması ile uyanıyoruz…
Gelelim sahile: o güzelim doğal sahili mahvederek tüm sahili işletmelere verdiler…
Yerli halkın istediği gibi denize girebileceği yer neredeyse yok denecek kadar az…
Mecburen bir işletmenin önünden denize girmek zorunda kalıyoruz… Bangır,
bangır çalan müzik ile muhatap oluyoruz…
Sahilde şöyle bir uzanıp kitabınızı okuyacak bir sessiz an bile bulamıyorken, sanki
dalga geçer gibi “Yavaş Şehir”miş…
HADİ CANIM SEN DE!
Daha denizi kirleten başıboş teknelerin ve bilimum deniz araçlarının gürültü ve
tehlikelerini anlatmıyorum bile!
Bütün bu yazılanlar eminim hiç bir şekilde İzmirli CeHePe’li seçmeni etkilemeyecek
ve kuzu gibi gidip Tunç Soyer'e oylarını verecekler… Sonra da AKPARTİ’li
seçmenlere koyun diyecekler!
ÖRT Kİ ÖLEM!
CEHEPE DENİLEN SİRK
Bu ülkede 56 yıldır bir yaşayan bir vatandaş olarak bu kadar saçma sapan
yönetilen bir parti daha görmedim, duymadım… Hani neredeyse Kılıçdaroğlu için
kripto AK PARTİ’li diyeceğim! İnsan başında olduğu partiye bu kadar zararı nasıl
veriyor ve parti yönetimi buna nasıl izin veriyor? Gerçekten aklın alması zor bir
durum… Son dönemlerin en heyecanlı seçimini yaşayacağımız aşikar… 31 Mart
gerçekten de bir çok sonlara ve yeni başlangıçlara yol açacak gibi görünüyor…
Sade bir vatandaş olarak gidip sakince oyumuzu verip sonuçları heyecanla
beklemekten başka elimizden bir şey gelmiyor… Şehirlerimize, ülkemize hayırlı
olsun diyelim...
EKREM İMAMOĞLU NE KADAR “İMAMOĞLU”?
Her seçimde medyaya gülümseten görüntüler mutlaka düşüyor ama bu kez çok
hızlı başladı ve istikrarla devam ediyor…
CeHePe İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nu izlemek
için her gün görüntülere bakıyorum… Hele başörtülü annesi ile yaptığı söyleşi
evlere şenlikti… Bütün bu görüntüler bize gösteriyor ki, İmamoğlu sadece dindarlığı
çağrıştıran bir soyadı ve ailesinin dindar olmasından dolayı seçilmiş…
Türkiye nereden nereye geldi, bu CeHePe yakında “Şeriat isteriz!” diye de
ortalıklarda bağırmaya başlarsa hiç şaşmam…
Bu arada İmamoğlu'nun vatandaşlardan yediği fırçalarla yakında uzun metraj bir
film de çıkabilir… Ama yine de kendisini takdir etmemek elde değil… Söylenen
sözler ve atılan fırçalara ne kadar sinirlendiğini asla belli emiyor… Bildiğiniz “poker
face” kendileri…
Bana göre Türk siyasetinin en delikanlı siyastçilerinin başında gelen Binali Yıldırım
karşısında hiç bir şansı yok…
NOT: Maduro olayı şu anda ABD ve sömürücü AB ülkeleri için, gerçek yüzlerinin ve
pisliklerinin açık açık ortaya döküldüğü bir alan oldu… Eskiden bu operasyonları
gizli gizli yaparlardı. Artık o kadar kibirli bir azgınlık içindeler ki, saklamaya bile
gerek duymadan tüm dünya önünde yapıyorlar her şeyi!
Bakalım gelişmeler ne yönde olacak, hep birlikte göreceğiz…Türkiye bu konuda
oldukça önemli noktada bulunacağını açık açık gösterdi ve Maduro'ya tehditlere
boyun eğmemesi gerektiğini söyledi… Bu durum Mursi'nin yaşadığı ile birebir aynı
süreç ama bu kez istediklerini öyle kolay elde edemeyecekler gibi görünüyor...