Standard & Poor’s Başkanlık tartışmalarından endişe duymuyor
Doç. Dr. Göksel Aşan yazdı
Standard & Poor’s derecelendirme kuruluşu beklenen açıklamasını yaptı. Açıklamadan Türkiye’nin kredi notu değişmezken görünümünün negatiften durağana yükseltildiği anlaşılıyor. Daha önce yapılan açıklamalardan ve değerlendirmelerinden oldukça farklı olan bu açıklama kafaları iyice karıştırmış olmalı. Önceki açıklamaların kasıtlı ve bir planın parçası olduğu yönünde toplumda neredeyse bir konsensüs oluşmuştu. Bu son açıklamanın (üstelik şartlar daha da kötüleşmişken) diğerlerinin tam tersi olması izaha muhtaç bir durumdur. Şayet bu raporlar aynı verilerden bilimsel yöntemler kullanılarak hazırlanıyorsa bu fark nasıl izah edilebilir. S&P tamamen tarafsız bir değerlendirme yapmış olabilir mi? Yoksa, olmaz ama bu sefer de bizim devletimiz bir kuruluşu “bağlamış” olmasın.
Belki de plan yapanlar kararlarını değiştirmiş ve ekonomik saldırıdan vaz geçmiştir. Tabii S&P nin bir önceki açıklamasından utanıp bir çeşit günah çıkardığını da düşünmek mümkün. Cevap ne olursa olsun ortada olan gerçek S&P nin önceki açıklamasının dikkate dahi alınmamasından endişe ederek sudan gerekçeler açıklayıp bir çeşit utangaç düzeltme yapmış olmasıdır.
Yazının bu kısmında musadenizle çok uzun olmayan üç ayrı alıntı yapacağım. “Açıklamada, görünümün yukarı yönlü revize edilmesine, hükümetin politikalarının dış kırılganlıkları azaltmaya odaklanmasının etkili olduğu belirtilirken, politika yapıcıların reformları uygulamaya devam edeceği beklentisine yer verildi.”
“Başkanlık odaklı siyasi tartışmalar, Kasım ayında ABD’de başkanlık seçimi, Türkiye, Irak ve Suriye ilişkileri diğer önemli konu başlıkları. Zor gündem aynı zamanda doların “güvenli liman” işlevinin de öne çıkmasıyla Dolar/TL kurundaki yükselişe katkı yapmış durumda.”
“Bankacılar, her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yine istediğini yaptıracağını düşünseler de, bu kez girilen siyasi sürecin bununla bitmeyeceğinin de farkındalar. Yani hem referanduma gidilirken, hem ardından gelecek seçim sürecinde, hem de bunların sonrasında büyük toplumsal olayların yaşanmasından endişe ediyorlar.
Sonuç olarak; büyük bir belirsizlik dönemi yaşanacağını, bunun da piyasalarda ciddi hareketlere neden olacağını tahmin ediyorlar. Kısa sürede hatta orta dönem için piyasalarda istikrarın korunmasının çok zor olduğunu düşünmeye başladılar.”
İlk alıntı S&P nin basında yer alan açıklamasından, ikinci (tahmin etmek hiç zor değil) hürriyet.com.tr den, üçüncü ise Erdal Sağlam’ın köşe yazısından. Aslında yazıyı burada kesip yorumu okuyucuya bırakmak yeterli olacaktır ama yine de bir kaç kelam edelim.
Nihai olarak bir ülke ekonomisinin var olan durumunun aynasi temel makro ekonomik gostergelerdir.
Zira bir ülke ekonomisinde gerçekleşen milyonlarca işlemin nihai sonucu bu gostergelerde belirginleşir. Ayrıca bu göstergelerdeki gidişat ülke ekonomisinin gelecegine dair genel beklentilerin temel belirleyenidir. Bunlar kabaca, büyüme, faiz oranları, enflasyon, kamu kesimi dengesi, dış ticaret dengesi gibi büyüklüklerdir. Şayet bu gostergelerde anormal bir degişim yoksa, arzulanan (ya da nisbi olarak makul) düzeyde ve istikrarlı ise ülke ekonomisin yakın gelecegi için endişelenecek bir durum yoktur. Hiç bir ekonomik kriz bir anda oluşmaz. Çok öncesinden göstergelerdeki bozulma ile geliyorum der. Şayet yerel ölçekte bir kriz oluşabileceği sinyalleri doğru değerlendirilir ve gerekli tedbirler alınırsa çoğu zaman başarı ile önlenebilir. Elbette dünya ekonomilerini etkileyen bir global krizde yapılabileceğin en iyisi mümkün olduğunca az etkilenmeye yönelik tedbirleri almaktır. Zira hiçbir ülkenin tek başına böyle krizleri önleme gücü yoktur. Dünya yakın bir zamanda çok acı bir şekilde bunu tecrübe etti ve etkileri hala sürüyor.
Türkiye’nin şu anki götergelerine bakıldığında yakın ve orta vadede endişeye yol açabilecek tek bir veri dahi yoktur. Yukarıda saydığımız büyüklükler açısından (elbette global ölçekte daralma bizi de etkilemektedir) hiç bir anormallikten söz edilemez. Kamu maliyesi oldukça sağlam, kamu borçlanma gereği tarihin en düşük seviyelerindedir. Enflasyon oranı hala bir miktar yüksek olsa da faiz indirimlerine rağmen düşme trendindedir. Piyasa faizleri son derece makul seviyelerde olmakla beraber orada da düşme eğilimi gözlenmektedir. Büyüme oranı elbette potansiyelimizin altındadır. Lakin bunda hem dış talebin daralmasının hem yaşadığımız coğrafyadaki derin değişimlerin etkisi büyüktür. Buralarda ortaya çıkabilecek iyileşmeler büyüme oranlarında da çok kısa sürede pozitif olarak yansıyacaktır.
Şimdi hal böyle iken nasıl olup da başkanlık tartışmalarının büyük endişeler yaratacağını anlamak gerçekten mümkün değildir. Bu tartışmaların yukarıdaki göstergelerden hangilerine nasıl bir olumsuz etkisi olacağı bunu iddia edenler tarafında izaha muhtaçtır. Seçim dönemlerinin büyük belirsizliğe yol açacağı iddiası ise komik olmanın yanında tehlikelidir de. Elbette bir takım neye hizmet ettiği belirsiz insanların yazıp söyledikleri üzerinden ülkenin kaderi çizilecek değil. Ancak yine de bunların iyi takip edilmesi, her fırsatta deşifre edilmeleri çok düşük ihtimal dahi olsa toplulukları manipüle etmelerini önlemek açısından elzemdir. Zira sadece ülkeyi yönetenlerin değil tüm halkın ayakta ve uyanık olması gereken bir dönemdeyiz.
Meğer ki ülke içerideki işbirlikçilerin de desteği ile top yekün bir salıdırı altındadır, hiç birimizin en ufak bezginliğe, tedirginliğe, tembelliğe hakı yoktur.