Riyad saldırılarının perde arkası: Neden aslında bambaşka! İşte füze tehdidinin arkasındaki üç kritik sebep!
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan füze saldırıları, Yemen’deki çatışmalarda kritik bir eşiğin aşıldığını gösterdi. BM ateşkesinin fiilen çökmesiyle birlikte çatışmalar başkente ve sivil altyapıya sıçradı, Washington ve bölgesel aktörler yeni güvenlik riskleriyle karşı karşıya kaldı.
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı hedef alan şiddetli saldırılar, Yemen’deki çatışmalarda tamamen yeni bir dönemin kapısını araladı.
RİYAD'DA KRİTİK EŞİK AŞILDI, ATEŞKES FİİLEN ÇÖKTÜ
Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın beş gün içinde dört kez vurulmasıyla birlikte, çatışmalar artık sınır bölgeleriyle sınırlı kalmayarak doğrudan başkenti ve sivil altyapıyı hedef alan bir boyuta ulaştı ve 2022’den beri büyük ölçüde işleyen BM gözetimindeki ateşkes fiilen çöktü.

SAHADAKİ ETKİ-TEPKİ DÖNGÜSÜ VE ASKERİ GELİŞMELER
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa, temmuz ayında Husilerin Suudi gemilerine abluka ilan ettiğini, eylül ayında Kızıldeniz kıyısında hızla ilerlediğini ve ekim başında başlayan Suudi destekli karşı taarruzda Muha ile Babülmendep çevresindeki mevzilerin geri alındığını belirtti. Havalimanına yönelik füze dalgasının bu karşı taarruzun hemen ardından gelmesi sahada sert bir etki-tepki döngüsünün işlediğini kanıtlarken, Hürmüz boğazının kapalı olması nedeniyle enerji ihracatını Kızıldeniz'e yönlendiren Riyad için bu saldırıların ülkenin iç güvenlik algısını doğrudan hedef aldığı vurgulandı.

FÜZE TEHDİDİNİN ARKASINDAKİ ÜÇ KRİTİK NEDEN VE HAVA SAVUNMA AÇIKLARI
Kral Halid Havalimanı’na isabet eden füzelerin ardından hava savunma sistemlerinin etkinliği sorgulanırken, Oral Toğa bu durumun üç temel gerçeği ortaya koyduğunu ifade etti:
Birincisi, hiçbir hava savunma sisteminin tam koruma sağlayamayacağı; özellikle balistik füzeler ve İHA'ların birlikte kullanıldığı karma saldırılarda savunma yapmanın son derece güçleştiği kaydedildi.
İkincisi, şubattan beri aralıksız çalışan Suudi hava savunma sistemlerinde yaşanan yıpranma ve Pentagon Başmüfettişliği'nin geçen ay kayda geçirdiği önleyici mühimmatındaki stratejik açıklar oldu.
Üçüncüsü ve en önemlisi, hedefin niteliği; havalimanı gibi sivil bir tesisin askeri bir üs gibi savunulamayacağı, saldırganın amacının askeri sonuçtan ziyade gündelik hayatı ve ekonomiyi aksatmak olduğu belirtilerek yüzlerce uçuşun iptal edildiği ve eylül ayında Doğu-Batı petrol boru hattının da benzer şekilde hedef alındığı hatırlatıldı.

İSRAİLLİ UZMANIN FÜZE TEKNOLOJİSİ VE İRAN İDDİASI
The Telegraph’ta yer alan analizde, İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü uzmanı ve eski İsrail askeri istihbarat komutanı Danny Citrinowicz, saldırıda kullanılan mühimmatın niteliğinin önemli sorular doğurduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın kaç füzeyi engellediğinin bilinmediğini ancak bazı mühimmatların hedeflerine ulaşmasının kullanılan savaş başlıkları ve füze teknolojisi hakkında değerlendirme gerektirdiğini belirten Citrinowicz, İran’ın ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmalardan elde ettiği deneyimi Husilerle paylaşmış olabileceğine ve füzelerin önlenmesini zorlaştıracak teknik değişiklikler yapıldığına dikkati çekti.

TRUMP YÖNETİMİNİN OLASI MÜDAHALESİ VE BÖLGESEL SAVAŞ RİSK
Saldırının ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın Yemen’de Husilerin kontrolündeki bölgelere yönelik yeni askeri operasyonlara başvurabileceği yönündeki değerlendirmeler geniş bir alana yayılma endişesi yarattı. Demokrasilerin Savunulması Vakfı’ndan Bridget Toomey, Yemen’deki gelişmelerin İran’ın Hamas ve Hizbullah gibi aktörleri de kapsayan bölgesel stratejisinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunurken, Danny Citrinowicz Trump yönetiminin Husilere karşı doğrudan ve kapsamlı bir savaşa girme konusunda temkinli davranacağını, çatışmaya girmenin kolay ancak çıkışın zor olduğunu belirtti. Oral Toğa ise asıl riskin Yemen cephesinin ABD-İran savaşına bağlanması olduğunu, Trump'ın olası operasyon söylemlerinin bu çatışmayı İran savaşının bir cephesine dönüştürebileceği uyarısında bulundu.
TÜRKİYE'NİN ROLÜ VE DÖRTLÜ ORTAK DEKLARASYON
Bölgesel aktörlerin tutumuna değinen Oral Toğa, Mekke Savunma İttifakı'nı oluşturan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın yanı sıra Mısır'ın da katıldığı 5 Ekim tarihli deklarasyonun geniş bir diplomatik çerçeve sunduğunu belirtti. Mısır'ın Süveyş Kanalı ekonomisi nedeniyle Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan doğrudan etkilendiğini vurgulayan Toğa, ortak açıklamada Husilerin açıkça anılmasının bir eşiği aştığını gösterdiğini kaydettİ. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Mekke Anlaşması’nın bir taarruz değil savunma anlaşması olduğunu, Türkiye'nin başka bir ülkenin topraklarına saldırı amacıyla asker göndermeyeceğini net bir şekilde ifade ettiğini hatırlatan Toğa; Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın savunmasına destek verirken diğer yandan sorunun barış ve diyalog yoluyla çözülmesi, Pakistan’ın arabuluculuk tecrübesi ve Umman’ın kanalları sayesinde Yemen'in daha büyük bir savaşın cephesi haline gelmesinin önlenmeye çalışıldığını sözlerine ekledi.
Yorumlar