Recep, Muharrem’den daha faziletlidir...

Prof. Dr. Metin Hülagü

Prof. Dr. Metin Hülagü

Siyaset konuşmak, hamasetle hareket etmek, bildiği bilmediği her konuda uluorta ahkâm kesmek… benim hiç tarzım olmadı. İşkembe-i kübradan konuşmanın yersiz ve tatsız olduğuna kaniyim… Bilinen bir hakikat varsa her ne pahasına olursa olsun söylenmeli yoksa susmalıdır diye inanırım…

Tarihi şeyler yazmayı, şayet biliyorsam bir şeyler söylemeyi önemserim…

Ancak bugün siyaset konusundaki sessiz kalma prensibimi müsaadenizle, istisnai olarak bozmak istiyorum. Memleketin idari yapısını değiştiren tarihi seçim ve bu seçimin neticesi ile ilgili ben de biraz konuşayım…  

Tayyip Beyin başkanlık için oy oranının yüzde 49-51 arasında olacağını öngörmüştüm.

Sayın İnce’nin oy yüzdesinin ise 30-32 civarında gerçekleşeceğini…

AKP-MHP’nin alacağı oy yüzdesinin ise 47-48’de kalacağını...

CHP’ye yüzde 27-28 civarı bir oy toplayabileceğini…

HDP’nin ise yüzde 7’yi kesinlikle geçemeyeceğini…

İYİ partinin yüzde 20-23 oranında bir oya ulaşabileceğini var saymıştım.

Gerçi bunların bugün artık bir hükmü yok… ama tahminlerim galiba fena değil… İYİ Parti konusundaki çuvallamam bir tarafa bırakırsak ve de CHP’nin HDP’ye giden oylarını iade edersek bu partilere ve Başkanlık seçimlerine dair yüzdelik öngörülerimin doğru olduğu söylenebilir…

Bundan sonraki dönemde;

İYİ Partinin iflah olabileceğini düşünmüyorum…

SP seçimden seçime varlığı hatırlanan bir parti… geçiyorum…

HDP’nin de gerçek oyunun esasen yüzde 6-8 oranında olduğuna ve o civarda kalmaktan da kolay kolay kurtulamayacağına inananlardanım…

CHP’nin bu haliyle gelecekte de klasik ve kemikleşmiş oy oranı olan yüzde 25-28 bandında yüzüp duracağı kanaatindeyim. Sayın İnce de başa geçse CHP için istikbalin gayet karanlık ve oy yüzdesinin hiçbir şekilde değişmeyeceğine kaniyim…

Sayın İnce CHP gibi bir partinin yükünü taşıyamaz diye algılıyorum…

Evet, bunlar da benim mazi, hal ve istikbale dair öngörü ve yorumlarım… Tabii ki şu anki şartlar dâhilindeki tahmini yaklaşımlarım… Elbette ki şahsi kanaat ve varsayımlarım… Gaybı kim bilebilir ki!

AKP ve MHP birlikteliğinin itibar görmesinin ve en fazla oy alan ittifak olmasının nedenini rahmetli annem yıllar önce, vefat etmeden evvel söylemişti.

O da siyaset konuşmayı sevmez konuşulduğu ve kendisine bir şey sorulduğu zaman: “Ben Türkoğlu Türk, Müslüman oğlu Müslümanım”, der konuyu kapatırdı. Nihayet onun bu ifadesi üzerine fazla bir söz söylemeye de hacet kalmazdı…

Anadolu insanı, büyük çoğunluğu itibarıyla ve rahmetli annemin tanımıyla “Türkoğlu Türk, Müslüman oğlu Müslüman”dır. Azınlıklarımız, gayrimüslimlerimiz, belki ateistlerimiz ve daha başka inanç ve itikattan yahut soydan ve ırktan vatandaşlarımız mutlaka mevcuttur. Çok şükür hep birlikte beraberce bu topraklarda yaşıyor, yaşayabiliyor ve paylaşabiliyoruz…  

AKP ve MHP mevcut birlikteliklerini istikbalde de muhafaza edip sürdürebilirlerse kanaatimce Anadolu insanının, 1950 öncesi zoraki dayatmalar, tek ve ebedi şefliklerle elinden alınan, 1950’lerden sonra neyse ki yeniden tecelli eden iradesi, özlemi daha güçlü bir şekilde gerçekleşmiş olacaktır.

Anlaşılan o ki Anadolu insanınca, MSP, MHP gibi, bütünüyle dini veya milliyetçi bir parti istenmemekte, milliyetçilik ve muhafazakarlığın mecz edildiği bir siyasi örgüt daha fazla itibar görmektedir. Ancak böyle bir birlikteliğinin, tutuculuktan uzak, ölçülü bir liberalizm ve çağdaşlaşma ile renklendirilmiş olması gerektiğini de ilave etmeliyim. Adnan Menderes’in almış olduğu oy oranı ve iktidarına gösterilen aşırı ilginin sebebi tek parti döneminin menfi icraatları olmuşsa da DYP ve ANAVATAN gibi partileri halkın her defasında desteklemesindeki en belirgin neden ise yine muhafazakar milliyetçi eğilimler nedeniyledir…

Anadolu insanı hiç şüphesiz ki dağılan bir imparatorluğun bakiyesidir. Cumhuriyet dönemi uygulamalarının yakinen muhatabı olmuştur. Ancak o, son imparatorluk yıkılmışsa da ondan geriye kalan ve kökleri oldukça eskilere uzanıp dayanan bir kültürel yapıdan beslenmeye hala devam etmektedir. Bu kültürel yapının en etkin unsuru ise din ve inanç olgusudur. İslam, Anadolu insanının kahir ekseriyeti tarafından bir inanç manzumesi olarak kabul edilmiş, bu inancın itikadi ve özellikle günlük hayata dair veçhesini oluşturan ameli yani mezhepler gerçeği, Anadolu insanının hayat felsefesinin oluşmasında en belirleyici etken olmuştur.

İtikadi noktada Maturidiliğin, uygulama alanında ise Hanefiliğin dün olduğu gibi bugün de toplum üzerindeki yönlendirici ve belirleyici etkisi, değişen hayat şartlarına, ihtiyaçlara ve her türlü evrilmelere rağmen, mevcudiyetini devam ettirmektedir. Dolayısıyladır ki, Türk toplumunun, özellikle milliyetçi-muhafazakar kesiminin sosyo-politik davranış ve tercihlerini hakkıyla tespit edebilmek adına İslam’ın Hanefi ve Maturidi ekollerini iyi bilmek ve toplumun eğilimlerini ona göre analiz etmek gerekir.

Doğu’da yaşayan geniş halk kitleleri, milliyetleri değişik de olsa, çoğunlukla Şafi ekolünün müntesipleridir. Burada, inanç, töre, taşralılık ve kırsallık ile dar bir çevrede süren yaşam biçimi birbiriyle kaynaşmış ve adeta et ve kemik halini almıştır. Doğu’da geçerli olan mahalli kültürün temelini teşkil eden ve her biri ayrı bir kıymeti haiz olan söz konusu unsurları gereğince tanımdan halkın nabzını tutmak ve yüzdelik oy dağılımlarını tahmin etmek ve beklenti içerisine girmek sadece had safhada bir iyimserlik sergilemek demektir.

Ayrıca bahsi edilen ekoller ve kültürü oluşturan unsurlar ayrı ayrı incelenmeden verilecek her karar büyük oranda yanlış olacaktır. Yeterli düzeyde yapılacak inceleme ve araştırmalar neticesinde ancak psikolog ve sosyologlarımızın isabetli tahliller yapıp hükümler verebilmeleri söz konusu olabilir. Sadece Batı’daki araştırma ve değerler üzerinden hareketle serd edilecek her görüş ve hüküm yanlış yahut yetersiz kalmaktan kurutulamayacaktır…

İnansak da inanmasak da din ve dine dayalı unsurlar kültürü oluşturan temel unsurlardan birisi ve hatta en önemlisi olduğu muhakkaktır. Zira içinde yaşadığımız ve çok kere duyup kullandığımız birçok atasözü ve halk deyişinin, aslında ya bir ayetin yahut bir hadisin, halkın kendince Türkçeleştirip kısaca ifade ettiği mana ve mealleri olduğu unutulmamalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanının siyaset ve oy noktasında diğer siyasetçilerden farklı olmasının aşikar nedeni, onun tam da bu noktada, sözü edilen hakikatin idrakinde olmasından kaynaklandığını söylemek konuyu abartmak demek olmayacaktır.

Halkın dilinden konuşan ve gönüllere hitap eden, hitap ederken de dini referanslı ifadelere bolca yer veren ve dolayısıyla halkla bütünleşen bir siyasi liderin, hemen her konuda diğer siyasilerden farklı ama daha olumlu bir netice alması oldukça tabiidir ve hatta kaçınılmaz bir sonuçtur.  

  • “Her gün Cuma namazı kılmak!” yerine belki arada bir Eyüp Sultan’ı ziyaret etmek;
  • Recep, Şaban ve Ramazan’ı komedi veya salaksı içerikli filmlerdeki kahramanların ismi olarak kullanmak yerine Recep, Şaban ve Ramazan’ın feyzinden ve bereketinden faydalanamaya çalışmak;
  • Yılda bir kerecik de olsa Ramazan’da Mukaddes Emanetleri ve Hırka-i Şerif’i ziyarette bulunmak;
  • Hacca ve Umreye gitmek tercih edilmeyebilirse de hiç olmaz ise gitmeye çalışanlara hakaretamiz konuşmak ve hitap etmekten kaçınmak;
  • Ekran ve meydanlardan oylarını talep etmek yerine gerçek hallerini daha yakından öğrenmek üzere mütevazı iftar sofralarına, çay ikramlarına ve sıcak muhabbetlerine ortak olmak düşüncesiyle vatandaşın beklenmedik zamanlarda davetsiz misafiri olmak;
  • Piyanoya verilen önem ve duyulan özlem kadar Mehter marşına da zaman ayırmak ve programlarda icra ettirmek;
  • Mağlubiyetler karşısında her defasında bahaneler uydurup mazeretlere sığınmak yerine özür dileme ve geri adım atabilme erdemini sergilemek;
  • Zulme, zalime ve düşmana karşı her ne pahasına olursa olsun mertçe direnme cesareti göstermek;
  • Siyasetten kuşatılmış bir ülkenin topraklarında mankurtlaştırılmış zavallı beyinler ve hak ile hakikati ayrıt edemeyecek derecede kararmış kalplerce başarılamayan darbenin soğan ve patates ile gerçekleştirilebileceğine kanaat getirmemek;
  • Fertlerin inancına tahammül göstermek ve başörtüsü takılmasına müsaade etmek;
  • Vatanın her bir karesini kamu alanı ilan etme sevdasından vaz geçmek;
  • Üniversitelerin ikna odaları ile donatılmasına ve traji-komik uygulamalar ile masum ve mazlum insanların travmalar yaşamasına rıza göstermemek;
  • Vatana hediye ettiği gözünün nuru, kalbinin süruru oğlunun mürüvvetine şahitlik etmesi kıyafeti yüzünden kendisine çok görülen annelerin daha mazi denemeyecek kadar yakın geçmişteki yeterince acı ve ince ve bir o kadar da derin sızılarını unutmayarak onlarla hemdert olup dertlerine derman aramak;
  • Tarih şuurunu canlı tutarak tarihi değerleri yeniden yeşertmeye ve inşa etmeye azmetmek;
  • Halka hizmetin hakka hizmet olduğunu bilmek;
  • Mazlum Müslümanların ve parçalanmış İslam dünyasının davasını omuzlamamanın vebal olduğunun farkında olmak ve onu bütün ağırlığı ile taşımak üzere sırtlanmak;
  • Aleni ve sinsi düşmanlara karşı her ne pahasına olursa olsun bir dizi askeri operasyonlar yapılabilmesi için irade beyanında bulunabilmek;

    AKP’nin ve onun lideri Sayın Başkanın uzun zamandır onca siyasi galibiyet elde edebilmesinin, rakiplerinin ise hezimetten kurtulamamalarının, yakın ve uzak geçmiş dikkate alındığında, akla bir çırpıda gelen nedenleri bu ve benzeri konulardaki yaklaşım farklılığı olsa gerekir.