Polis koleji, işkence ve FETÖ!

Terör ve güvenlik uzmanı Hacı Murat Dinçer, SuperHaber'e yazdığı yazısında polis kolejlerinde FETÖ'cülerin yaptığı işkencelere değindi. Dinçer, 'Polis koleji, işkence ve FETÖ' başlıklı yazısında öğrencilere yapılan işkenceleri tek tek sıralayarak "Bunlar Ankara’nın göbeğinde, herkesin gözü önünde gözlere sokularak yaşandı." ifadelerini kullandı. İşte o yazı...

Polis koleji, işkence ve FETÖ!

Başlarken: 

Öncelikle Sayın Ceyhun BOZKURT’A bu konuya ilk değinen ve gündeme getiren bir aydın olmasından dolayı şükranlarımı sunarım. Kendisinden askeri okullardaki FETÖ işkencelerini okuduk. Yıllardır içimi kemiren ve onlarca devre arkadaşıma sorumluluğum olduğunu düşündüğüm bu konuyu bir kez de ben dile getirmek istedim. Yazarken dahi zorlandığım bu satırların hepsi gerçek ve çoğu uygulamanın muhatabı oldum. 

Polis Kolejleri artık yok. FETÖ için eleman devşiren bir yapıya dönüşmesinden ötürü devlet tarafından kapatıldı. 

Polis Kolejleri; ortaokuldan sonra sınavla girilen, Emniyet Teşkilatına amir kadrolarını yetiştiren, Polis Akademisi’nin öncelikli öğrenci kaynağı olan, zamanın fen liseleri ayarında devlet yatılı okullarıydı. Öğrenciler polislik mesleğine ilk adımlarını burada atar, üniforma giyer, temel disipline burada alışırdı. Hazırlık sınıfı dâhil dört yıl yatılı eğitimden sonra öğrencilerin hemen hemen tamamı dört yıl daha sürecek ve yine yatılı olan Polis Akademisi’ne devam ederlerdi. Yani sekiz yıl yatılı okur, komiser yardımcısı olarak mesleğe başlardınız. 

Emniyet teşkilatının toplam tarihinin yarısından fazlasında yöneticilerinin çoğunluğu kolej ve akademi tabanlı olmuştur. 

Özellikle 1986- 1990 yılına kadar Ankara Polis Koleji’nin yönetici kadrosunun çoğunu oluşturan; 17/25 Aralık 2013 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinden sonra FETÖ militanı oldukları adli makamlarca sabit görülen komiser yardımcısı, komiser, başkomiser, emniyet amiri, şube müdürü, emniyet müdür yardımcısı ve emniyet müdürü rütbesindeki devlet içine sızmış teröristlerin kendi örgütlerinden olmayan öğrencilere uyguladıkları işkenceler şöyleydi: 

-Duş altında çıplak olan öğrenciyi kemerle dövmek 

-Öğrenciyi okulun diğer öğrencilerinin önüne çıkararak tokat, yumruk ve tekmeyle dövmek 

-Öğrenciyi okulun diğer öğrencilerinin önüne çıkararak balta sapıyla avuç içlerine ve kaba etlerine vurarak dövmek

-Öğrencinin ellerinde yanan sigara söndürmek 

-Öğrenciye bayılana ya da istifra edene kadar çökme kalkma, şınav çekme, ayakta bekletme, çıplak ayakla karda koşma gibi ceza sporu yaptırmak

-Öğrencinin haftalarca banyo yapmasına mani olarak diğer okul öğrencilerine ‘’hoca efendiye karşı olan böyle kokar’’ şeklinde propaganda yapmak

-Aç bırakmak

-Uykusuz bırakmak

-Sağlık hizmetlerinden yoksun bırakmak 

-Uyuyan öğrencinin yüzüne ıslak havlu atarak aniden uyandırmak 

-Angarya 

-Kâğıt yedirmek 

-Tuvalet temizletmek 

-Günlerce bir odada kilitli tutmak ve yetersiz su/ yiyecek vermek

-Spor salonu, kütüphane, kantin, lokal gibi sosyal alanların kullanılmasını öğrenciye yasaklamak

-Öğrencinin okul mescidine girmesini engelleyerek günlük ibadetten yoksun bırakmak 

Bunlar ne Ortaçağın engizisyon mahkemelerinde ne de bir derebeyi şatosunun işkence odalarında yaşandı. Bunlar Ankara’nın göbeğinde, herkesin gözü önünde gözlere sokularak yaşandı. Aileler bu işkencelerden haberdardı, birkaçı çocuğunu okuldan aldı. Ama önemli bir kısmı mahalle baskısından korkarak; ‘’ ne yaptı da atıldı acaba?’’ sorusuna muhatap olmamak için bir kısmı da çocuğuna inanmadığı için okula devam etmelerine müsaade etti. Aslında ortada bir çıkmaz vardı; 90’ların Türkiyesi’nde maaş ve devlet garantisi olan bir meslek okuluna girmiştiniz ve sizden mezun olarak ‘’adam’’ olmanız bekleniyordu. Anadolu’nun dört bir yanından gelmiş ana kuzuları sessizce yapılan işkencelere boyun eğdiler. 

Okulda başka garipliklerde vardı. Daha ilk günlerden bazı öğrencilerin ayrıcalıklı olduğu açıkça ortaya çıkmıştı. Bu ayrıcalıklılar ilerleyen zamanlarda‘’ışık evleri’’nin müdavimleri olarak nam salacaklardı. Bizlerle aynı şartlarda sınava girmedikleri yıllar sonra ortaya çıkan bu seçilmiş altın çocukların davranışlarının tıpa tıp benziyor olması ve içlerinde değişik bir hiyerarşik yapılanma olduğu normal şartlarla okula giren ‘’diğerlerinin’’ dikkatinden kaçmıyordu.  

 Polis Koleji’nin birçok geleneği vardı. Bunlardan biri de sizden bir sene önce okula girmiş üst sınıflarınızın aynı zamanda da sizin amiriniz olduğuydu. Bu küçük amirlerin içinden devşirilmiş şakirtler de yaptığı işkencelerle sınıf komiserleri aratmadılar. 

Emniyet teşkilatına amir yetiştiren bir okulda hüküm ve yönetim tamamen ‘’Fethullahçıların’’ elindeydi. Yönetimin ve yönetimle beraber hareket eden öğrencilerin uyguladığı işkencelerin bir tek amacı örgüte eleman devşirmekti. Başka bir öğrenciye işkence yapıldığını gören diğer bir öğrenci korkudan da olsa ışıkçıların ağına düşüyordu. Bir de devşirilmesi mümkün olmayan ‘’hasım’’ cephe vardı. Hasım cephenin bir kısmı uydurma iddialar ve kumpaslarla okuldan atıldı, bir kısmı ailesi tarafından okuldan alındı, bir kısmı da direnerek devam etti. Bugün FETÖ’den boşalan Emniyet kadrolarına getirilenler büyük bir oranda işte bu direnenler. 

‘’Büyük bir oran’’ tespitine kızanlar olabilir ancak oturun oturduğunuz yerde: Biz beşkardeşiz birbirimizi biliriz. 

Bu işkenceleri yapanlar ve yapılmasına göz yumanlar 17/25 Aralık 2013 ve 15 Temmuz 2016 süreçlerine kadar: 1.Sınıf Emniyet Müdürü olarak İl Emniyet Müdürlüğü, EGM Daire Başkanlığı, 2.Sınıf Emniyet Müdürü olarak İl Emniyet Müdür Yardımcılığı, Daire Başkan Yardımcılığı, Polis Akademisi Yöneticiliği gibi makam ve mevkilere yükselmişlerdi. Şimdi çoğu cezaevinde bir kısmı da yurtdışında firar. Yargılamaları devam ediyor. Ancak yaşları 14-18 aralığında olan küçük çocuklara senelerce yapmış oldukları işkencelerden yargılanmıyorlar. İşkence suçunun zaman aşımı yoktur. Ancak o dönemin diğer şahitleri bugün susmayı yeğliyor. İşkenceye maruz kalanlar şahitlikleri için defalarca kapılarını çalmalarına rağmen kör, sağır, dilsiz durumdalar.