PKK'nın Kürt Katliamları - 6 | Pınarcık katliamını örgüt üstlendi, FETÖ ve örgüt yandaşları ise devleti suçladı
SuperHaber, PKK'nın Kürt katliamlarını gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor. Gündeme damga vuran çarpıcı dosya altıncı bölümü ile yayında. İşte PKK'nın Hitler'i bile kıskandıran Pınarcık katliamıyla ilgili tartışmalar ve örgütü aklama çabaları...
SUPERHABER-ÖZEL
Yaklaşık 60 kişinin yaşadığı Pınarcık Köyü’nde 16’sı bebek ve çocuk, 8’i kadın toplam 30 vatandaşımızın acımasızca katledilmesi sonrasında sadece Türkiye değil Batı dünyası da ayağa kalkmıştı. Sonrasında bölücü terör örgütüne verdikleri destekle öne çıkacak yayın organları ve ülkeler katliamdan dolayı şok geçirmişler, o dönem PKK’ya destek veren Suriye yönetimine okları yöneltmişlerdi. Batı kamuoyları bu cani örgütün gerçek yüzünü görmüştü.
Zaten örgüt de açıkça katliamı üstlenmişti. Hatta bunun sistematik saldırılarının bir parçası olduğu açıktı. Daha önceki bölümlerde aktardığımız/aktarmadığımız sivillere yönelik tüm katliamların mantığını, Ekim 1986’deki üçüncü kongrede sistemli hale getirmişlerdi. Bu çerçevede de örgüt içi talimatlar da yayınlamışlardı.
Örgütü içi bu talimatlardan 5 Mart 1987 tarihli “Bir Köy Nasıl Düşürülür” başlıklı 8 sayfalık talimat ile 14 Mart 1987 tarihli 4 sayfalık “Köy Toplantısı Talimnamesi” elebaşlarının vahşiliği nasıl teorize ettiklerini göstermekte.
Köy Toplantısı Talimnamesi’nin “Hedefler Programı”nın birinci maddesi “Türk askeri ve siyasi odaklarını tasfiye etmek” şeklinde. Siyasi odaklar olarak tanımlanan ise PKK’ya karşıt ve düşman, devleti savunan vatandaşlar, korucular. Örgüt bu vatandaşlarımızı “ajan-milis çeteleri” olarak tanımlamaktaydı.
Talimnamede, bu vatandaşlarımızı “tasfiye etmek” için teröristlerin yapması gerekenleri de şu iki maddede sıralamış:
-
Gönüllü işbirlikçi olanları imha, toplu imha, idam, teslim alma ve göçertme. Ayrıca tüm ekonomik kaynaklarını (üretim aracı, hayvan, tahıl, bağ-bahçe vb.) imha etme yakma.
-
Zorla çeteleştirilenleri teslim alma (silahsızlandırma), idam, imha, tohplu imha, göçertme, çeşitli cezalara (para, silah vb.) çarptırma… (İsmet İmset, “PKK-Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı (1973-1992)”, Turkish Daily News Yayınları, Dokuzuncu Baskı, Ocak 1994, s. 131-132)
Bu iki maddeden anlaşılacağı üzere, başta Abdullah Öcalan olmak üzere örgüt elebaşları tepkiler yükselinde devleti suçlamak gibi bir taktik izleseler bile aslında Kürt kökenli vatandaşlarımızı hedef alan tüm katliamlar, belli bir plan dahilinde örgüt militanlarınca gerçekleştirilmiş. Zaten gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğu için de her şey sonraları ortaya çıkıyor. Teröristbaşı bile Doğu Perinçek ile yaptığı söyleşide ilk kanlı sivil katliamı olan Karageçit köyündeki katliam için şöyle konuşmuştu: “Kadın ve çocukların öldürülmesi haberini aldığımda inanmadım. O zaman dedim ki, bunlar kontr-gerillanın eylemleridir. Daha 1984’te öyle bir eylem olmuştu. Sonra duydum ki, gerçekten partimizin veya hareketimizin içinde yer alan bazı unsurların marifetiymiş.” (Doğu Perinçek, “Abdullah Öcalan ile Görüşme”, Kaynak Yayınları, Beşinci Baskı, Ekim 1991, s. 47)

(Teröristbaşı Öcalan’ın Doğu Perinçek ile söyleşisinden)
Teröristbaşı üzerinden suçu atıyor, sanki PKK içinde bağımsız eylemler yapıldığı, kendisinin böyle talimatlar vermediği imajı oluşturmaya çalışıyordu. Ama aktardığımız talimatnamede görüldüğü gibi elebaşlarının bizzat militanlara gönderdiği talimatta, bırakın vatandaşlarımızı, onların ekinleri ve hayvanlarının dahi toplu bir şekilde imha edilmesi istenmekteydi.
Teröristbaşı, Pınarcık katliamıyla ilgili olarak da aynen Karageçit katliamı ile ilgili söylediklerinin benzerini Mehmet Ali Birand’a söylemişti: “Böyle birtakım eylemler oldu. Başlangıçta izlenimim şuydu: Bizimkiler bu eylemleri yapmazlar. Değerlendirmemiz de kesinlikle böyleydi. Sonradan anlaşıldı ki, biraz da köylü intikamcılığına benzer bir yaklaşımla içimizden bazıları bu biçim eylemlere girmiştir. Özellikle Mardin’de geçen sene gelişti.” (Mehmet Ali Birand, “Apo ve PKK”, Milliyet Yayınları, Sekizinci Baskı, Kasım 1992, s. 145)
Özetle sorumluluğu PKK’lı militanların üzerine atıyordu.

(Teröristbaşı Öcalan’ın Birand ile söyleşisinden)
Terör örgütünün şu an Yedili Masaya güzellemeler yapan Kandil’deki elebaşları da bu katliamı üstlenmek zorunda kalmışlardı. Terör elebaşlarından Murat Karayılan’ın 2010 yılında örgüt tarafından basımı yapılan “Bir Savaşın Anatomisi” kitabında katliamı örgütün yaptığını kabul etmiştir.
Mehmet Ali Birand, kitabının ilerleyen satırlarında da kendisinin Öcalan’la görüşmesini ayarlayan ancak daha sonra teröristbaşıyla bozuşan ve hakkında örgüt tarafından vur emri çıkarılan PKK’nın sözde eski Avrupa Sözcüsü Hüseyin Yıldırım’ın aktardığı bilgileri yazmıştır. Buna göre Yıldırım, Pınarcık katliamının emrini bizzat Öcalan’ın verdiğini, hatta Birand ile Öcalan görüşürken odaya giren bazılarının katliama bizzat katılan militanlar olduğunu söylemiş. (Birand, age., s. 148)
Zaten örgütün yayın organında katliamı üstlendiğine yönelik çok sayıda yazıyı, açıklamayı, dünkü yazımızda aktarmıştık. (Bkz. https://www.superhaber.com/pkknin-kurt-katliamlari-5-hitleri-kiskandiracak-katliam-pinarcik-haber-452375 )
Daha birçok itiraf, üstlenme açıklaması/yazısı vs.’ye rağmen teröristlerin ve örgütün yandaşı, savunucuları, kontgerilla artıkları Pınarcık katliamını devletin yaptığı yalanını söylemekten geri durmadı. Bunların başında Ayhan Çarkın isimli karanlık isim ile FETÖ terör ve casusluk örgütü militanları vardı.

Pınarcık katliamını teröristlerin elebaşları bile kabul ederken Pınarcık Katliamı yaşandıktan yıllar sonra Ayhan Çarkın, Pınarcık Katliamını PKK’nın gerçekleştirmediğini, katliamın aslında devlet tarafından gerçekleştirdiği yalanını söylemiş, bunun ardından katliamı kimin yaptığı konusu basında uzun bir süre tartışılmıştı. Amaç o dönem Çarkın’ın açıklaması üzerinden FETÖ kumpaslarında yargılanan askerlerin suçlanmasıydı. FETÖ’nün medya ayağının servisleriyle basında sanki katliamı Türk ordusu yapmış gibi bir algı oluşturulmak istendi. Ancak gerçek, aktardığımız örneklerde görüldüğü gibi yazılan yalanlardaki gibi değildi. Saldırı bizzat PKK terör örgütü militanlarınca, elebaşıların bizzat bilgisi dahilinde gerçekleştirilmişti.
Zaten teröristbaşı Öcalan, Doğu Perinçek’e yaptığı açıklamalarda militanları savunmuş ve şöyle demişti: “Diyor ki, ‘korucunun evinden bize ateş açıldı, biz de ateş açtık.’ Çocuklar ölmüş. Aslında kasıt yok. (…) Kaldı ki, hemen hemen her savaşta çocuk da ölüyor, kadın da.” (Perinçek, age., s. 47)
Teröristbaşı “kasıt yok” diyordu.
Bir sonraki dosyamızda işleyeceğimiz 18 Ağustos 1987 tarihli Kılıçkaya köyü Milan mezrası katliamında 3 ve 6 günlük bebekler de dahil 25 vatandaşımızı katleden teröristlerin örgüt marşı söyleyerek mezradan zafer edasıyla ayrılması, açık bir kasıt olduğunun belki de yüzlerce kanıtından biriydi.