PKK'nın Kürt Katliamları - 4 | Açıkyol Köyü katliamı: Kamışlı'da planlandı, Açıkyol'da uygulandı
SuperHaber, PKK'nın Kürt katliamlarını gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor. Gündeme damga vuran çarpıcı dosya dördüncü bölümü ile yayında.
SÜPERHABER-ÖZEL
PKK terör örgütünün saldırıları arttıkça teröristlerin yanı sıra terör örgütüne destek veren güçler de sorgulanır olmuştu. Teröristlerin özellikle Irak ve Suriye’de üslenmesinden dolayı, Irak’a sınır ötesi operasyon seçenekleri masaya yatırılırken, terör örgütü elebaşlarını barındıran ve kamplar tahsis eden Suriye’ye de diplomatik baskılar artmaya başlamıştı.
Tam da böyle bir dönemde bir Pazar sabahı tüm Türkiye’de, Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı olan Mardin merkeze yaklaşık 65 km uzaklıktaki Açıkyol köyünden acı bir haber geldi. Teröristler 7 Mart 1987 Cumartesi gecesi Açıkyol’daki vatandaşlarımıza saldırmış, 6’sı çocuk ve genç toplam 8 vatandaşımızı katletmişti.

O tarihte 7. Kolordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan aktarılan bilgilere göre saldırı şu şekilde gerçekleşmişti:
Cumartesi gecesi saat 21:00 sularında Nusaybin ilçesine bağlı Açıkyol Köyü’ne gelen ve 7-8 kişi olduğu sanılan PKK militanları, köyün orta yerindeki muhtarın babası Cumhur Tunç’un evine el bombası ve otomatik silahlarla saldırıda bulundular. Baskın sırasında evde olanları yaylım ateşine tutan teröristler, Cumhur Tunç (54 yaşında), Şerife Tunç (47 yaşında), Semire Tunç (10), Selma Tunç (16), Ferike Tunç (10)’u katletti.
Bölücü örgüt militanları bir başka eve yaptıkları saldırıda da Süleyman Ayık (13), Metin Ayık (8) ve Bedirhan Erdoğan (17)’ı katletti.
Saldırılarda Emine Tunç (8) ve Hatice Tunç (12) da yaralandı.
Böylece saldırıda toplam 8 vatandaşımız katledilmiş oldu.

Saldırının detayları ise acımasızlığı bir kez daha gün yüzüne sermişti. Cumhuriyet gazetesinin 9 Mart 1987 tarihli sayısında alçak saldırının detayları şu şekilde aktarıldı: Saldırganlar, ilk olarak eve yanan bir tüpgazı atarak panik çıkardılar ve dışarı çıkanları tarayarak gerçekleştirdikleri saldırıdan sonra gecenin karanlığından yararlanarak kaçtılar. Bu arada köy korucularıyla aralarında çıkan silahlı çatışmada teröristlerden bir veya birkaçının yaralanmış olabileceği bildirildi. Yetkililer, teröristlerin kaçtıkları yönde bulunan kan izlerinin bu ihtimali güçlendirdiğini belirttiler.
Ümit Özdağ’ın Pusu ve Katliamların Kronolojisi kitabında aktarılana göre, katliamın görgü tanıkları, PKK'lı teröristlerin köye beş koldan köye girdiğini, beş ayrı pusu kurduğunu anlatmakta. Çocuğunu kaybeden Vesile Erdem ile Bedran Erdem, bir yandan ağıtlar yakarken bir yandan da gazetecilere, “Resmimizi çekmeyin. Eşkıya bizi de görür, kan dökmeye yine gelir” diyerek içlerindeki derin korkuyu dile getirmişler. Vesile ve Bedran Erdem başlarından geçenleri şöyle anlatmışlardır: “Gece saat: 21.00 sıralarında köyün çevresinden silah sesleri geldi. Ne olduğu anlayamadan bir grup eli silahlı içeri girerek, kurşun yağdırdı. Daha sonra da bombalar atarak kaçtılar.”

Babası Cumhur Tunç’un da katledildiği saldırı sonrasında Cumhuriyet muhabiri Osman Yıldız’a konuşan muhtar Mehmet Emin Tunç şunları söylemişti: “Olay günü saat 20:30’da bizim evde korucularla birlikte televizyon izliyorduk. Aniden silah ve patlama sesleri duyduk. Korucularla birlikte kendimizi korumaya çalıştık.”
Katliam sonrası dönemin İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut, askeri yetkililerle köyde incelemelerde bulundu.
Katliamdan sonra güvenlik güçleri bölgede geniş çapta bir operasyon başlatırken, yapılan istihbarat çalışmaları sonucunda Açıkyol Katliamıyla birlikte diğer çok sayıda silahlı eylemin, Suriye'nin Kamışlı ilçesindeki PKK’nın kontrolündeki bölgelerde ve evlerde planlandığı anlaşıldı.
Türkiye’nin kararlı tutumu neticesinde Suriye ile krizin çözüldüğü 1999 yılına kadar süren gerilim adım adım ısınmaya başlamıştı. Açıkyol Katliamı sonrasında bu ülkenin yetkilileri uyarıldı. Dışişleri Bakanlığı’ndan 8 Mart’ta yapılan açıklamada “Suriye ile ortak hudut üzerinde yerleşim merkezlerimizde cereyan eden bu olaylar üzerine sınır güvenliği konusunda komşularımızla zaman zaman yapılan temaslar çerçevesinde Suriye Büyükelçisi bugün bakanlığa davet edilerek bu olaylara dikkati çekilmiş, sınır bölgemizde bu tür olayların tekerrürünü önleyecek etkin tedbirlerin Suriye makamlarınca alınması gereği vurgulanmıştır” denilmişti.
Çünkü o tarihlerde teröristbaşı Abdullah Öcalan'ı 1980'li ve 1990'lı yıllarda kontrol eden güçlerin başında Suriye gelmekteydi. Şam, Öcalan'a Şam'da kalma ve örgütü yönetme imkânı verip lojistik destek sağlarken, PKK militanları içinde Suriye Ordusu'nun denetimindeki Bekaa'da altyapı oluşturmasına izin vermiş ve desteklemişti. Bunun karşılığında PKK'nın görevi Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak ve Suriye Kürtlerinin Suriye BAAS rejimine karşı ayaklanmasını engellemekti.
1990'lı yılların ikinci yarısının başında terör elebaşlarından Şemdin Sakık'ın kendisini PKK'nın çok kayıp verdiği ve çatışmaları bu tempoda sürdürmeyeceğini söylemesi üzerine A. Öcalan'ın verdiği cevap, Suriye- PKK ilişkilerinin özünü ortaya koymaktaydı: “Ulan aptallar. Dökülen kan olmaz ise, biz burada tek bir gün yaşayabilir miyiz? Şam'daki duruşumuzun bedelsiz olduğunu mu sanıyorsunuz?”
Teröristlerin alçakça yaptığı Açıkyol Köyü katliamı bu gerilimi tırmanmasına katkı yaptı.