PKK'nın Kürt Katliamları - 3 | Taşdelen Köyü Katliamı: Asker kılığında geldiler, çoluk çocuk katlettiler
SuperHaber, PKK'nın Kürt katliamlarını gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor. Gündeme damga vuran çarpıcı dosya üçüncü bölümü ile yayında. 1987 yılında Taşdelen Köyü'nde PKK'lılar Türk ordusunu zan altında bırakmak için asker kıyafeti ile gelerek, korucuları bulamayınca aileleri katletti. İşte katlettikleri çocuklar için 'Hain-milisleri öldürdük' diyen PKK'nın kan donduran vahşeti...
SÜPERHABER-ÖZEL
Taşdelen Köyü, 1987 yılında Hakkari’ye bağlı olan Uludere’ye 14 km uzaklıkta yüksek bir tepenin üzerine kuruluydu. Yaklaşık 210 hanede 500 nüfusun yaşamaktaydı. PKK’nın her türlü baskısına ve propagandasına rağmen örgüt karşıtı bir tutum almıştı. Bu nedenle o dönemler geçici bir mekanizma olarak kurulan Köy Koruculuğuna ilk katılan köylerdendi. Köyde toplam 14 korucu vardı. Korucuların varlığı köyü doğrudan PKK terör örgütünün hedefi yapmıştı.
Koruculara kuryeler vasıtasıyla birkaç defa yazılı not göndermiş, tehdit etmişlerdi. İsimle gönderilen notlarda “silahını teslim etmezsen seni kökten sileceğiz” yazılıydı. Buna rağmen Taşdelenliler örgüte karşı durmaya devam etti, teslim olmadı.
22 Şubat 1987 akşamında saat 19:00-19:30 sularında Bir Yüzbaşı, Bir Astsubay ve er kıyafetleri giymiş bir grup köye giriş yaptı. Hepsi tıraşlıydı. Askerden farksızlardı.
Grup önce köyün ilkokul öğretmeninin evine gitti. Burada öğretmeni çağıran Yüzbaşı kıyafeti giymiş PKK’lı terörist, köyde bir toplantı yapacaklarını, muhtarı çağırmasını istedi. Muhtar Sabri Çetin gelince de, aynı şeyi söyleyerek köyün imamının ve korucuların okula gelmelerini söyledi.
Muhtar Çetin, katliam sonrası Cumhuriyet gazetesi muhabirine şu bilgileri aktarmış: “Tıpkı asker gibi giyinmişlerdi, tıraş olmuşlardı. Sert ifadelerle emir yağdırıyorlardı. Şüphelenmek bir yana dediklerini yapmaya çalışıyorduk.”
Bu arada grup, şüphe çekmemek için öğretmene çocuklara Atatürk ilkelerini öğretip öğretmediklerini de soruyormuş. Şüphelenmeye başlayan Muhtar, korucuların göreve çıktıklarını söylemiş. Hatta başlarındaki teröriste “Komutanım siz hangi bölüktensiniz” diye sormuş. Bunun üzerine terörist “Sen sıkıyönetim komutanı mısın ulan? Korucuların nerede olduğunu bilmeyen muhtar bana nereden geldiğimi nasıl sorar” diye bağırmış.
Bu arada olaydan haberdar olan ve grubun asker değil terörist olduğunu anlayan bazı korucular köy dışında buluşarak tekrar köye dönmüş ve teröristlerden bazılarıyla sıcak temasa girmiş.
Korucularla çatışmaya girmeyen PKK'lı teröristler ise iki gruba ayrılıp, köydeki tüm evlere baskın düzenlemeye başlamış ve kadın çocuk demeden birçok insanı otomatik silahlarla taradı. Teröristler ilk başta korucular Abuzer Cengiz ile Kasım Özer’in evlerine, ardından da Özer’in akrabası Ömer Özer ile bir başka köyün korucusunun akrabası Mahmut Aykut’un evine saldırdı.
Otomatik silahlarla yapılan saldırıyla yetinmeyen eli kanlı caniler, aynı zamanda el bombalarını da evlerin pencerelerinden içeri attılar.

Bu alçak, sinsi saldırı neticesinde evde bulunmayan köy korucusu Abuzer Cengiz’in eşi, çocukları, yeğenleri ve akrabalarından 11 kişi katledildi. Ömer Özer’in evine yapılan saldırıda 2, Mahmut Aykut’un evine yapılan saldırıda da 1 vatandaşımız alçakça katledildi.
Katliamda hayatını kaybeden 14 vatandaşımızın isim-soyisimleri şöyle:
- Sadık Apaydın- 43 yaşında,
- Hikmet Apaydın- 10 yaşında,
- Leyla Apaydın- 4 yaşında
- Huri Apaydın- 40 yaşında
- Ayşe Apaydın- 8 yaşında
- Adile Apaydın- 35 yaşında
- Mecit Cengiz- 7 yaşında
- Halit Cengiz- 44 yaşında
- Zülfiye Cengiz- 49 yaşında
- Gürbüz Cengiz- 12 yaşında
- Güllü Cengiz- 6 yaşında
- Hakime Özer- 30 yaşında,
- Fatma Özer- 45 yaşında
- Halide Aykut- 25 yaşında.

Katliamda yaralanan 21 yaşındaki Kıymet Özer olay anını şöyle anlattı:
“Olay gece saat 19.30 sıralarında meydana geldi. Birden kapı vuruldu. Açtığımızda asker kılıklı birkaç silahlı kişi içeri girdi ve otomatik silahlarla birden bizi taradılar. Neye uğradığımızı bile anlayamadık. Herkes kanlar içerisinde yere yıkılıyordu. Pencereden de el bombası attılar. Bir ara kayınvalidemin vücudu soğumuştu, yani ölmüştü. Sonra ben de kendimi kaybettim. Gözlerimi açtığımda hastaneye götürülüyordum. Başka kim öldü, kim kurtuldu, bilmiyorum. Ne istiyorlar bizden? Allah'tan bulsunlar!”
Saldırıyla ilgili açıklamalar yapan dönemin İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut, Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan Bedük teröristlerin Irak’tan gelerek saldırdığını, saldırı sonrasında da yeniden Irak’taki terör kamplarına kaçtığı bilgisini paylaştı.
Köylüler ise katliam sonrasında incelemelerde bulunmak için Taşdelen’e gelen İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut’a, 14 silahın yetmediğini, PKK ile mücadele için verilecekse kendilerine 100 silahın verilmesi gerektiğini söyleyerek “Bizi jandarma koruyamaz. Biz kendimizi koruyamaz isek, karakol da koruyamaz" demişlerdi.

ÖRGÜT EYLEMİ SAHİPLENDİ
Terör örgütünün yıllarca sivil katliamlarında kullandığı bir taktik var. Bu taktiğe göre, teröristler alçakça katliam yapar, sonra “katliamı devlet yaptı, bizim üzerimize attı” diye propaganda yapar. Bu konuda devletin içine sızmış bazı karanlık unsurların da propaganda desteğiyle yıllardır bu söylemi tutturur. Ancak örgütün arşivleri karıştırıldığında, aslında tüm katliamları yapıldığı tarihte militanlardan bilgi alarak sahiplendiğini görürüz.
Asker kıyafetleriyle gelerek yaptıkları Taşdelen katliamında da ilk aşamada şanlı Türk ordusunu zan altında bırakmak istemişler. Ama başaramayınca yayın organlarında açıkça katliamı sahiplendiler.
Bu konuda teröristlerin yayın ve propaganda organı Serxwebun arşivleri örgütün katliamları sahiplenmesi gerçeğini gözler önüne seriyor. Örgütün bu yayın organının 1987 yılı Şubat sayısının ikinci sayfasında uzunca birkaç paragrafla katliam sahiplenildi. Çocukların ve kadınların da katledildiği Taşdelen katliamını, yine “hain-milis çetelere yönelik baskın” olarak yazdılar.
PKK’lı teröristler, Taşdelen Köye katliamından sonra alçaklıkta sınır tanımamaya devam edeceklerdi.

Cumhuriyet, 24 Şubat 1987

Dönemin İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut, katliamdan sonra taşdelen köyünü ziyaret etti