'Özgür Gündem' tutuklamaları... Yıldıray Oğur ve Hilal Kaplan iki farklı uca savruldu
Sabah yazarı Hilal Kaplan ve Türkiye gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Özgür Gündem soruşlturması hakkında farklı görüşleirni köşelerinde okurları ile paylaştı...
PKK'ya yakın Özgür Gündem gazetesine, geçiçi genel yayın yönetmenliği yaptıkları için haklarında "Terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla soruşturma başlatılan Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu mahkeme tarafından tutuklanmıştı.
Bugün, Sabah yazarı Hilal Kaplan ve Türkiye gazetesi yazarı Yıldıray Oğur'un köşelerinde konuyla ilgili iki farklı görüş yer aldı.
Hilal Kaplan, tutuklamalara itiraz etmezken Yıldıray Oğur mahkeme kararına karşı tavır aldı.
İşte Hilal Kaplan ve Yıldıray Oğur'un görüşleri;
* Özgür Gündem nedir? / Hilal Kaplan
Özgür Gündem dediğimizde, bu güne kadarki yayınlarında, "Biz, PKK'nın yayın organıyız" yazmak dışında, öyle olduğunu kanıtlamak için elinden geleni yapan bir 'gazete'den bahsediyoruz.
Özgür Gündem dediğimizde, PKK yöneticileri Mustafa Karasu, Bese Hozat ve Duran Kalkan'ın yazı yazdığı, köşelerinden PKK'nın yeni 'stratejileri'ni anlattığı, gençleri ölüme çağırdığı bir 'gazete'den bahsediyoruz!
Özgür Gündem dediğimizde, toplumu kin ve düşmanlığa sevk etmek için elinden geleni ardına koymayan, ölümleri sevinçle karşılayan bir katliam gazetesinden bahsediyoruz. Hatırlayın, Ankara'da, 13 Mart'ta gerçekleşen canlı bomba saldırısında, 37 vatandaşımız hunharca öldürülmüş, 125 vatandaşımız yaralanmıştı. Ertesi gün Özgür Gündem, hangi manşetle çıktı dersiniz? "Newroz'un ayak sesleri!" Nitekim manşet üzerine anında soruşturma başlatılmıştı ve mezkûr güruh bunu bile 'ifade ve basın hürriyeti'ne müdahale olarak yorumlamıştı.
Özgür Gündem dediğimizde, kadın, çocuk, ihtiyar demeden, hastane, okul, anaokulu, ambulans demeden saldıran teröristleri "Şehitlerimizle varız" manşetiyle öven bir 'gazete'den bahsediyoruz. Özgür Gündem dediğimizde, Bese Hozat'ın 'Devrimci halk savaşı' ilanı veya Murat Karayılan'ın 'Aklınızı başınıza alın' tehditleri gibi PKK yöneticilerini manşetten yücelterek veren bir 'gazete'den bahsediyoruz.
Şimdi kendilerine gazeteci veya insan hakları savunucusu diyenler bu 'gazete'yle dayanışmak için 'nöbetçi yayın yönetmenliği' diye bir uygulamaya katıldılar. Ki bu uygulama, PKK'nın tabanına 'mağduruz' mesajı verip, hareketlendirmek için ortaya attığı yeni bir strateji; katılanlar da PKK'nın halkla ilişkiler elemanıdır.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi, gerçekten hiçbir sınır tanımadıklarını kanıtlarcasına bu kampanyaya destek olup tutuklandı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da, mevzunun bu yanından habersiz serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Keza Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Fincancı Korur da, insan haklarını ayağının altına alan, insanlık düşmanı bu manşetleri atan gazeteye sahip çıktı. İki sene önceye dek Kürt düşmanlıkları tescilli olan bazı isimler de Erdoğan düşmanlığından PKK yalakalığına geçiş yaparak Özgür Gündem'e destek oluyorlar.
DAEŞ'in, "Dabık" gibi Türkiye'de çıkan bir gazetesi olduğunu, Bağdadi'nin orada köşe yazdığını, o gazeteden canlı bombalı eylemlerine methiyeler düzüldüğünü hayal edin. Bu, 'ifade ve basın özgürlüğü' kapsamında mı değerlendirilirdi, yoksa Türkiye böyle bir yayını çıkartmasına izin verdiği için yerden yere mi vurulurdu? Özgür Gündem de bu bağlamdan farklı okunamaz. Ancak Türkiye, PKK eliyle içeriden ve dışarıdan sıkıştırılmak istendiği için bu muameleye maruz bırakılıyor.
En azından siz kafanızı karıştırmalarına izin vermeyin!
Yıldıray Oğur'un Özgür Günden soruşturmaları hakkındaki görüşleri ise şu şekilde;
* Seni ve fikirlerini sevmiyorum o hâlde tutuklanabilirsin
Özgür Gündem gazetesi 1992 yılından beri çeşitli adlarla yayınını sürdürüyor. PKK ile ilişkisi bir sır değil.
27 çalışanı öldürülmüş, iki kere kapatılmış, başka adlarla yeniden yayınlanmış 24 yıllık bir gazete. 1994 yılında İstanbul’daki binası bombalanmış, bir gazete çalışanı hayatını kaybetmişti. Hakkında bu 24 yıl boyunca defalarca toplatılma kararları verildi. En son 14 Mart günkü sayısı toplatıldı. Bu köşede de zaman zaman şiddet propagandası yaptığı manşetleri, haberleri sertçe eleştirildi
(En son Diyarbakır’daki Dürümlü Katliamı’nı nasıl görmezlikten geldikleri yazılmıştı: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/591509.aspx.)
İşte bu gazeteye bir günlüğüne gönüllü Genel Yayın Yönetmenliği yapan isimlerden üçü Adli Tıpçı Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu geçen hafta tutuklandı.
Ama işin tuhafı, bu üç ismin tutuklanmalarına neden olan bir günlük sembolik Genel Yayın Yönetmenlikleriyle çıkan gazeteler hakkında çıktıkları gün basın savcılığı herhangi bir toplatma kararı verme gereği duymamıştı.
Daha da tuhafı bu üç ismin tutuklanma haberi ertesi gün yine Özgür Gündem’de manşet olarak çıktı. Gazete sembolik olmayan genel yayın yönetmeni ve çalışanları tarafından dün de bugün de yayınına devam etti, yarın da edecek.
En tuhafı ise bir günlüğüne dayanışma için sembolik yöneticilik yapmanın bile tutuklanma sebebi olduğu gazetenin her gün ülkenin en büyük iki dağıtım ağından biri tarafından Türkiye’nin her yerine dağıtılıyor, bütün gazete bayilerinden bulunabiliyor, alınıp okunabiliyor olması.
Bir günlüğüne bu gazetede yöneticilik yapmak terör propagandasına giriyorsa, bu gazeteyi 365 gün basmak, dağıtmak, satmak neye girer acaba?
Karar o kadar absürt ki eğer isterlerse ve hapishane yönetimi uygun görürse, bu üç tutuklu gönüllü GYY, bir günlüğüne bulundukları için hapse atıldıkları bu gazeteyi hapishanede her gün okuyabilirler.
Haberlere göre tutuklanma sebepleri; “Bu 3 ismin nöbetçi oldukları günlere ilişkin yayınlarda sakınca görmediklerini belirtmeleri, yayınların düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği yönünde beyanda bulunmaları…”
Yani aslında yayınların içeriği değil, o yayınlarda sakınca görmemeleri tutuklanmalarına sebep olmuş. Yani eğer mahkemede “Bir günlüğüne çıkardık bu gazeteyi ama bütün içeriğe katılmıyoruz” deselerdi muhtemelen tutuklanmayacaklardı.
Bu gazetenin yayınlarında sakınca görmemek siyaseten ve ahlaken sorunludur. HDP’nin büyük bir yıkıma, ölümlere neden olmuş özyönetimlerini savunan bir broşürle siyaset yapmak da öyle. Genel olarak Türkiye’deki solun PKK ve şiddetle olan mesafesizliği her türlü sert eleştiriyi hak etmektedir.
Ama bunların hiçbiri bir günlüğüne bir gazeteye gönüllü GYY olmuş birinin ya da çantasından bir broşür çıkmış birinin tutuklanmasını, sınır dışı edilmesini açıklayamaz, meşrulaştıramaz.
Tam aksine hukukun bu kullanımı, fikri düzemede siyaseten ve ahlaken köşeye sıkıştırılacak, sorgulanacak bu pozisyonları büyütür ve meşrulaştırır.
Fikirlerini sevmediğimiz, en sert cümlelerle eleştirdiğimiz insanlar için de hukuku savunmak zorundayız.
“Senin fikirlerini beğenmiyorum o hâlde seni tutuklamışlarsa iyi olmuş, vardır bir bildikleri, biraz burnun sürtülür” anlayışıyla Türkiye bir yere gidemez. Yıllarca gidemedi, yine gidemez.
Her türlü fikri, siyasi tartışmanın içine polisi, savcıyı sokarak o fikri, siyasi mücadeleler kazanılmaz, daha önce de denendi, kazanılamadı.
Masada tartıştığımız insanların tek tek karşımızdan alınıp hapse atılması, o masada şiddete karşı siyaseti, gayrimeşru yöntemlere karşı meşruiyet sınırlarını savunan insanları güçlü ve haklı kılmaz, sözlerinin değerini düşürür.
Teröre karşı mücadelede sınırları fikirlere, yazılara doğru genişletmek ülkeyi daha güvenli yapmaz, tam tersine böylece meşru alan ortadan kalkmaya başlar, gayrimeşru eğilimler güçlenir, şiddeti savunanların eline “Başka yol mu vardı” argümanı verilir, günün sonunda terör azalmaz, aksine artar.
77 yaşındaki hasta bir kadını terörden aylarca yatırıp sonra da tahliye ederek terörle mücadele edilmez…
Hakkımdaki iddianameyle ilgili yazmak için masaya oturmuştum ama bunları okuyunca kendi meselemi yazmaktan utandım doğrusu...