'Ortak aklı devreye sokma gücüne sahip tek kişi Cumhurbaşkanı’dır!'
Ürkütücü bir süreçten geçiyoruz... Beşiktaş’taki acı daha çok tazeyken üzerine Kayseri’de şehit edilen 14 can ve hemen akabinde Ankara’da Rusya Büyükelçisi’ne yapılan suikast... Hani derler ya “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” işte tam da öylesine gri günler bunlar. Peki ne olacak?
Uzun zamandır iç sesimin beynimi yediği bu soruyu, gördüm ki herkes birbirine sorar hale gelmiş. “Bu hal ve gidiş nereyedir?” dedim ve 30 senedir memlekette gazetecilik yapıp, bu işlere bizzat tanıklık eden arkadaşım Fatih Altaylı’ya ilk defa bu kadar spontane sorular yönelttim. Sürç-ü lisan ettiysek affola ve buyrun efendim noktasına, virgülüne dokunmadan Türkiye’nin son çeyrek asrının en yakın şahitlerinden birinin, bendenizin sorularına verdiği yanıtlar.
Son on günde başımıza üç büyük felaket geldi. Neler oluyor Fatih Bey; gerçekten de söylendiği gibi bazı karanlık eller topyekün ülkemize savaş mı açtı?
O karanlık elleri bilmek mümkün değil; en azından ben bilemem... Bildiğim şu ki bölge hızla istikrarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Türkiye de yönünü kendi bölgesine çevirdiği için olan bitenlerden payını alıyor ve korkarım almaya da devam edecek. Bu topraklarda istikrarsızlıktan kim medet umuyorsa karanlık el onundur. Mevcut duruma baktığımız zaman tüm büyük güçler bu coğrafyanın istikrarsızlaşmasını ve kartların büyük güçler lehine olacak şekilde yeniden dağıtılmasını istiyor. Amerika, Avrupa, İsrail kadar, Çin ve Rusya da bu ortamdan faydalanma peşinde. Bundan birkaç yıl önce yazdığım yazıda, bir Amerikalı diplomat beni “CIA şu anda dünyanın herhangi bir yerinde operasyon yapacak durumda değil. Çünkü tüm güçleri sizin orada toplanmış durumda” diye uyarmıştı. İnan, aynı durum diğer istihbarat teşkilatları için de geçerli.
Komplo teorilerinden memlekette göz gözü görmez hale geldi. Kimileri Ortodoks- Müslüman kavgasından, kimileri yeni bir Haçlı seferinden, bazıları da Şii - Sünni savaşından bahsediyor. Bana sorarsanız 'E' şıkkı; yani 'Hepsi'. Peki ya sizce?
Beş yıl kadar önce bölgede müthiş bir mezhep savaşına doğru gidildiğini yazmıştım. Bir yanda Suudi-İran ekseninde bir mezhep kavgası sürerken; öte yanda ise radikal Hristiyanlar, “Armageddon geliyor” diye sevinip bu durumu körüklüyor. İsrail de bölgede tek istikrarlı devlet olarak kalmanın keyfini sürmenin peşinde. Rusya, Batı’nın bölgede egemen olmasını engelleyip, artan gücünü göstermeye çalışıyor. Çin de artan enerji ihtiyacı için geleceğe dönük tavırlar alıyor. Türkiye ise tüm bunların ortasında kendi bekası için yeni bir yol bulma gayretinde ve işin içinden çıkmakta zorlanıyor.

15 Temmuz’dan beri FETÖ terör örgütüne defalarca operasyonlar yapıldı. Ama anlaşılan o ki, bazı uyuyan hücreler hala hainlik peşinde. FETÖ’nün ne olduğunu artık üç aşağı, beş yukarı hepimiz anladık da onun ipleri kimin elinde?
Benim yazılarım, yayınladığı gün garip karşılansa da sonradan haklılığım ortaya çıktı. Birkaç yıl önce önemli bir savcının, Gülencilere karşı büyük operasyon yapılması gerektiğini ve en az 400 bin kişinin tutuklanabileceğini söylediğini yazmıştım. Hatta bu yüzden de Cemaat yayınlarının hedefi haline gelmiştim. Fethullahçı terör örgütü Türkiye’yi bir lenfoma gibi sarmış ve bunları temizlemek de oldukça güç. Bunları adeta yayılmış bir kanser gibi düşünün. Temizlerken de ister istemez hastalıklı olmayan hücrelere zarar veriyor ya da çok derine inenleri temizleyemiyorsunuz. Tıpkı kemoterapi gören hastanın yaşadığı gibi kanserle mücadele ederken vücudu bitap düşürüyor, yoruluyor ve sağlıklı hücrelerde zarar görüyor. FETÖ ile mücadele, bizim bu konuda ilk uyarılarımızı yaptığımız zamanlarda yani yıllar önce başlamış olsaydı, mesele bu noktalara hiç gelmezdi. Eskiden sadece sızabiliyorlardı ama son on yılda neredeyse bütün devlet mekanizmasını ele geçirdiler. İpi kimin elinde! Bu kadar büyük bir organizma haline gelince ipler de karışıyor. FETÖ soruşturmasını yürüten savcılarla geçmişte yaptığım konuşmalarda örgüt elemanlarının, özellikle Afrika ve Türki cumhuriyetlerde CIA adına çalıştıklarına inanılıyordu.
Cumhuriyet tarihinin belki de en karanlık yılını yaşadık. Bu kabus sizce 2017’de sona erecek mi?
Sen fazla iyimsersin. Ben meseleye senin gibi bakmıyorum. Birkaç yıldır “En kötüsünü daha görmedik” diye yazıp duruyorum. “Hala da en kötüsünü görmedik” cümlemin arkasındayım. Daha kötüleri olacak ama Türkiye eğer aklını kullanırsa bu işin altından kalkma şansını sahip.
Biz altmış yıldır dünyanın Batı’sında yer almaya çalışan bir ülkeyiz. Fakat görünen o ki istikamet hızla Avrasya’ya yani Şanghay Beşlisi’ne dönüyor. Bu durum hayra alamet midir bizim açımızdan?
Türkiye’nin bir anda Şanghay Beşlisi'ne dönmesinin mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çıkışlarınıi İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” cümlesine benzetiyorum. Seçeneksiz değiliz mesajı veriyor müttefiklerimize. Türkiye gerçekten de dünyanın dengesini değiştirebilecek bir ülke. Belki ağırlığımız çok değil ama tahterevallinin dengesini bozabilecek yerde oturuyoruz. Cumhurbaşkanı da zaten bu yolla mesaj veriyor. Onun mesaj verdiği ülkeler de, ellerinden geldiğince bu yaşadıklarımızı körüklemek konusunda eksik olmasınlar gayret sarfediyorlar. İzzet’ciğim bak sana bir şey söyleyeyim. Bazen göründüğünüz kampta olmayabilir ya da o kampta istenmiyor olabilirsiniz. Türkiye, I. Dünya Savaşı öncesi İngiltere ile birlikte hareket etmek istemişti ama İngiltere Osmanlı’ya yüz vermediği için mecburen Almanya’nın yanında yer aldık. Çünkü İngiltere’nin Osmanlı hesaplarıyla çelişen çıkarları vardı ve bizi yanında istemiyordu. Bugün de durum o dönemden hiç farklı değil. Türkiye bölgede yüzde yüz Batı çıkarlarına göre hareket etmeyince, ortaklık da işte orada bitti.

Hadi gelin durumun medya ayağına da bir göz atalım. Çünkü bu soruyu sormazsam muhabbet eksik kalır. Yaşanan acayip süreç medyaya nasıl yansır?
Belki inanmazsın ama daha dün bir gazeteci dostuma “Artık yazma” tavsiyesinde bulundum. Çünkü maalesef artık yazacak bir şey kalmadı. Bu dönemde samimi aydınların ortak aklı öne çıkaracak şekilde yazması ve Türkiye’nin geleceği için fikir üretmesi farz oldu. Ancak Türkiye’de sosyal ve siyasal tarafların birbirine tahammülü yok ve ne yazık ki inandığınız hiçbir şeyi yazamıyorsunuz. Yazdığınız veya dile getirdiğiniz zaman bir taraftan bir taraf mutlaka saldırıyor. Bunu ortadan kaldırıp, ortak aklı devreye sokma gücüne sahip tek kişi Cumhurbaşkanı’dır. Dürüst, Türkiye’den yana her türlü fikrin açıkça konuşulup tartışıldığı, siyasal ve sosyal kamplaşmanın hızla ortadan kalkacağı özgür bir ortam yaratılamazsa Türkiye’nin hali iyi olmayacak… SuperHaber / Röportaj: İzzet Çapa