Nedim Şener, SuperHaber'den Sayım Çınar'a konuştu / ÖZEL RÖPORTAJ

Nedim Şener, gazetecilik deyince akla gelen ilk isimlerden. Yorumları, yazıları büyük ilgi çekiyor, kendi kitlesini yaratıyor. Sayım Çınar Türkiye’nin bu hassas günlerinde gazeteci olmayı, darbe kalkışmasını Nedim Şener’le konuştu. Nedim Şener şöyle diyor: “Bir toplumun geleceğine sahip çıktığını görmek, tankın, tüfeğin üstüne gittiğini görmek bu tarihi olaya katılmak onur vericiydi. Şükürler olsun 15 Temmuz’u anladım ve söz veriyorum ölene kadar da 15 Temmuz’u ve bu halkı herkese anlatacağım.”

Nedim Şener, SuperHaber'den Sayım Çınar'a konuştu / ÖZEL RÖPORTAJ

Röportaj: Sayım Çınar / [email protected]

- Öncelikle hayatınızdan başlayalım. Gazetecilik noktasına nasıl geldiniz, çocukluk hayalinizdi diyebilir miyiz gazetecilik?

Bir çok çocuk gibi öğretmen olmayı düşlerdim ama gazetecilik çocukluk hayalim değildi. Ama merak duygusu belirleyici oldu diyebilirim. Sonra Uğur Mumcu’nun yazıları ile tanışınca gazetecilik önem kazanmaya başladı. Ekonomi muhabiri olarak işe başladım, ardından 1990’ların ikinci yarısından sonra yolsuzluk haberleriyle ilgilenmeye başladım. Hatırlayacaksınız o tarihlerde Türkiye’de yoğun yolsuzluk tartışmaları vardı. 1990’ların sonu ise banka yolsuzlukları ile kendi kulvarımı belirledim. İçi boşaltılan bütün bankaların patronları beni haberlerimden tanır.

- Uzanlarla bayağı uğraştınız sonra da kitaplaştırdınız, şirketlerine, medyasına el koyuldu, unutmadığınız anılarınız vardır, başınıza neler geldi?

Birçok haber yaptım sonra 'Uzanlar Bir Korku İmparatorluğu’nun Çöküşü' kitabını yazdım. Yazmadan avukatlara okuttum, “Uzanlar bunu senin yanına koymaz her sayfasına dava açarlar” dediler. Hakikaten öyle oldu bir Hakan Uzan, bir Cem Uzan dava açtı. Ama hepsinden beraat ettim.

Uzanların televizyon ve gazetelerine el koyulduğunda haber yapmak için TMSF yetkilileri ile buluşmak amacıyla Star televizyonu binasına gitmiştim. Bana orada, banka yolsuzlukları ile ilgili belgesel yapma teklif edildi. Hatta Ahmet Altan ile Neşe Düzel’in başlattığı “Kırmızı Koltuk” programını yapmak isteyip istemeyeceğimi sordular.

Cevabım şu olmuştu, “Birincisi devletin el koyduğu bir kanalda iş yapmayı ahlaki bulmam. Ben onların hakkında birçok haber yaptım, sonra da el kondu ve ben gelip bu kanalda iş yapacağım öyle mi? Bana uymaz” dedim. “Ayrıca ben yolsuzluk haberlerini zaten gazetemde yapıyorum, dolayısıyla ayrıca bir belgesel yapmama gerek yok. Belgesel yapacaklar benim haberlerimden yararlansın. Kırmızı Koltuk ise Ahmet Altan’ın başlattığı bir program dolayısıyla onun başlattığı bir programı yapmayı saygısızlık olarak görürüm. Ahlaki olmaz böyle bir şey”

Bence ahlaki duruş önemli, biliyorsunuz 17/25 Aralık’tan sonra FETÖ’cülerin gazetelerine el koyulmuştu, kayyum atandı. Yönetimi kayyumdayken o gazetelerden röportaj, söyleşi teklifi geldiğinde bile kabul etmedim.

231220161401533035954_3.jpg

* “2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra yaptığım araştırmalar karşıma Fethullahçıları çıkardı.”

- Türkiye'nin önemli kırılma dönemlerinde hep isminiz vardı, Ergenekon, 15 Temmuz... Durduğunuz yerden mutlu musunuz?

Hani derler ya gazeteci yaşadığı dönemin tanığıdır. İşte öyle bir şey. Ergenekon’la Türkiye’de büyük bir haksız ve hukuksuz dönem başladı. O sürecin devamı 15 Temmuz darbe girişimidir. Ortak payda ise Fethullahçılar yani bugünkü adıyla Fethullahçı Terör Örgütü.

2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra yaptığım araştırmalar karşıma Fethullahçıları çıkardı.

231220161403293034124_3.jpg

2009’u hatırlayın şimdi FETÖ lafını ağzından düşürmeyenler o zaman hizmet, camia deyip güzelleme yapıp duruyorlardı. FETÖ kendisine cemaat denmesini bile yasakladı.

Ben de 2009 yılında 'Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat' isimli kitap yazarak onları çok kızdırdım. Şimdi kaçak olan FETÖ’cü Bülent Keneş, kitabımın o süreçte yazılan ilk kitap olduğunu ve motivasyonumu sürekli sorardı.

231220161404233039292_3.jpg

Tek motivasyonum vardı; gazetecilik, ne olduklarını yüzlerine söylemek istedim. İntikamlarını hapse attırarak aldılar. Nasıl tehlikeli bir yapı oldukları o zaman da belliydi. Bir insana kötülük yapabilen herkese yapar. Aslında bana hep cemaat mağdurusun deyip duruyorlar ya bu açıdan bakınca cemaat benim mağdurum diyorum bazen. Çünkü o tarihte FETÖ’yü yazmak hele hele Dink cinayetindeki sorumluluklarını yazmak bayağı zordu.

Geriye dönüp baktığımda yazdığım konuların bugün acı ve kanlı biçimde de teyit doğrulanmış olması önemli. Boşuna çekilmemiş yani o acılar. Elbette okurlara yalan söylememiş olmak onlara hep gerçeği anlatmış olmak beni mutlu ediyor.

- Nedim Şener'in birlikte durduğu kimi isimler vardı, şimdi geriye dönüp baktığınızda eski dostlardan kimler var yanınızda ideolojik olarak?

Benim ideolojik olarak hiç bir arkadaşlığım olmadı. Ben ne sağcıyım, ne solcuyum. Hiçbir partiyle ilişkim yoktur. Partili olanlar de beni haberlerimden tanırlar. Haber dışında hiç kimseyle özel hiçbir ilişkim olmaz.

Benim tek dostum gerçeklerdir. Gazetecilerle ilişkim bile gerçekler üzerinden yürür. Beni hayatımın her döneminde değişik insanlarla yan yana getiren tek şey gerçeklerdir. Ben gerçek kimin işine yarar, kimi kızdırır diye bakmam. Olanı olduğu gibi yazarım. Gerçeğe ihanet eden kim olursa olsun tanımam.

231220161404463033351_3.jpg

Hiçbir ideoloji beni bağlamaz. Ben sadece gazeteciyim. Öldüğümde arkamdan, “Bu adam yalnızca gazeteciydi” desinler yeter. Bir örgütle, partiyle işim olmaz.

Mahkemede de söylemiştim ben eşim ve kızım üç kişilik bir örgütüz o kadar. Mahkemede, “Ben ne sağa, ne sola, ne cemaatlere karşı değilim” demiştim. İfademde bu yazılı.

Aydınlık'tan Hikmet Çiçek isimli zavallı o ifadeden tam 5 yıl sonra “Vay Nedim Şener cemaate karşı değilim demiş" diye yazı yazdı. Oysa ifademde kastettiğim cemaatin sosyolojik tabanından söz ettiğim açık. Hatta o cümleyi bugün de ediyorum. Eğer ben kategorik olarak cemaatlere karşı olsam Fethullahçıların yanında diğer cemaatler hakkında da sırf cemaat oldukları için yazılar yazmam gerek.

Hayır ben devletin içine yerleşmiş bir çeteye, 15 Temmuz’dan sonra da FETÖ dediğimiz yapıya karşıydım ve karşıyım. Benim işim insanların inançlarını sorgulamak yaşam tarzlarına müdahale etmek değil. Hukuka uygun davranmaları beni ilgilendiriyor. Telefon açıp sorsa ne anlattığımı ona tekrar ederdim. Ama derdi o değil. Aklı sıra beni itibarsızlaştıracak.

Ayrıca “Nedim Şener Dink cinayetinin Ergenekonla birleştirilmesini istedi” diye yazdı. Onu da tekrar ettim. Evet Dink cinayeti FETÖ’cüler tarafından Ergenekonla birleştirilmedi ama Ergenekon’da yargılanan derin devlet artıkları bir gün Dink cinayeti davasında birleşecek, yargılanacaklar.

* “Türkiye büyük bir doğal afet sonrası kaos ortamı gibi.”

- 15 Temmuz sonrası Türkiye'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Büyük bir doğal afet sonrası kaos ortamı gibi. 15 Temmuz büyük bir toplumsal deprem yaşattı. Ama halk bu büyük felakete karşı çok onurlu bir direniş sergiledi. Bu halkın üyesi olmaktan duyduğum gururu dünyanın her yerinde anlatıyorum. Birilerinin beğenmediği insanlar ülkenin geleceğini kurtardı. Tamamen sağduyusuyla. Kimsenin yönlendirmesi olmadan, evlerinden helalleşerek çıkan ve şehit olan 246 insanımız, yaralanan 2 binden fazla yurttaşımız var. Bir endişe havası yayılmaya çalışılıyor ama bu halk bunun üstesinden gelecektir.

- Sizce darbe tehlikesi tamamen savuşturuldu mu? Uykudaki hücreler uyandırılabilir mi?

Darbe tehlikesi olduğunu sanmıyorum ama siyasi suikast mümkün. Çünkü FETÖ ve onu kollayan güçler başladıkları işi bitirmek için uğraşıyorlar. Uyuyan hücre FETÖ’nün örgütlenme yapısında önemli bir konumda. Bunu yargıç, savcı, polis, asker olarak etkili olacakları yerlerde görebiliriz.

- Rus konsolos suikastı yeni bir dünya savaşının tetikleyicisi olacak diyor kimi isimler, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğer Rus siyasetçiler serinkanlı davranmasalardı dediğiniz olurdu. Ama o sıcak çatışma tehlikesi atlatıldı. Artık soğuk savaş olarak yürüyecek. Çünkü suikastçının FETÖ bağlantısı yüksek. FETÖ’nün arkasındaki güç biliniyor. Gelecekte bu çatışma su üstüne çıkacak. Biraz beklemek lazım.

* “FETÖ’cü lafını psikolojik baskı unsuru olarak kullanıyorlar”

- Medyanın toplumsal olaylarda sorumluluğu büyük. Gezi ve 15 Temmuz'u karşılaştırınca nasıl bir sınav verdi medya?

Gezi sürecinde bazı sıkıntılar olsa da 15 Temmuz sürecinde çok önemli bir rol oynadı. Darbeye karşı halkın yanında yer aldı. Darbeciler bile bunu ummuyordu. Nitekim TRT gibi, CNNTürk’ü basmak akıllarına gelmemişti. Demokrasiden yana tavır alınca CNNTürk’ü susturmak için gece yarısı asker gönderdiler. Ama başaramadılar.

Ama 15 Temmuz’dan sonra yaşanan süreci kendisine rant olarak çevirmek isteyen yayın organları hedef göstermekten vazgeçmediler. Hani bir süre önce imha edilmek istenenlere “Ergenekoncu” diyorlardı ya şimdi de onlar olur olmaz FETÖ’cü lafını psikolojik baskı unsuru olarak kullanıyorlar. Evet FETÖ görünenden ve bilinenden çok büyük ve çok tehlikeli bir örgüt ama çıkar savaşlarında araçsallaştırmamak gerekir.

231220161405143035467_3.jpg

- Tetikçi gazeteci tanımını nasıl görüyorsunuz?

Mesleğe 1992 yılında başladım, çok para kazanan, çok ünlü olan, milletvekili bile olanını gördüm ama tetikçilik hiç bu dönem kadar ayağa düşmemişti. Eskiden tetikçilik, güç odaklar adına onların çıkarı için haber yapmaktı. Şimdi savcıdan çok savcı, polisten çok polis, MİT’çiden çok MİT’çi, istihbaratçıdan çok istihbaratçı, hakimden çok hakim rolü oynuyorlar. Savcının, hakkında soruşturma bulunmayan ve tutuklamayı düşünmediği kişileri, “tutuklayın” diye hedef gösteriyor adamlar. Bu adamlara gazeteci, yaptıklarına da gazetecilik diyorlar. Eskiden tetikçiler de bile utanma olurdu şimdikiler övünüyor.

- Muhalefetin üzerine düşeni yeterince yapmadığı söyleniyor. Sizce muhalefet ne durumda? Hem medyada, hem toplum gözünde?

En son 15 Temmuz gecesiyle ilgili olarak bir muhalefet partisiyle hakkında bir eleştirim olmuştu. Ama bunu o partinin politikaları hakkında değil, demokrasi adına bir talep olarak dile getirmiştim. Bütün trolleriyle saldırdılar. O yüzden siyasi partileri kendi hallerine bırakıyorum.

- Yeni kimi oluşumlar görüyoruz medyada, sizin de dahil olacağınız bir yapılanma var mı, daha özgür, daha sahici bir medya mümkün mü?

Bence mümkün değil. Gazeteciler toplumda dayanışmadan söz ederler ama aralarında dayanışma en olan meslek grubudurlar. Kurumlarına bile sahip çıkmazlar. İşini çok yüksek bir rekabet duyusuyla yapmanın sonucu olsa gerek dayanışma çok güçlü değil.

- Geçtiğimiz günlerde önemli bir video ortaya çıktı. Görüntülerde CNNTürk yayınında darbe yapmaya çalışan askerlerle kavga ediyorsunuz. O gün neler yaşandı?

Darbe gecesi evde tam da FETÖ’nün çatı iddianamesini okuyordum. Televizyonda saat 21.30 gibi Boğaz Köprüsü'nde asker göründü. Ne olduğunu anlayamadım. Bir iki telefon konuşmasından sonra darbe girişimi olduğunu anladım. Eşim ve kızım başka bir yerdeydi. Karşılıklı endişelendik, onların gelmesi bayağı süre aldı. Onlar gelene kadar sosyal medya üzerinden darbecilere karşı ne yapılması gerekiyorsa onu yaptım. Eşim ve kızım da bulundukları yerden bir süre sonra geldiler ama gece yarısını geçmişti.

Biraz sonra CNNTürk’ün askerler tarafından basılacağı haberi geldi.

Hemen evden çıktım, Bakırköy, Vatan caddesi üzerinden Bağcılar’a otomobille ulaştım. Yolda tankların ezdiği araçlar, halk vardı. CNNTürk’ün önüne geldiğimde askerler kanalı işgal etmişti.

Yurttaşlar bina dışında içeri giremiyorlardı. Ben kendimi tanıtıp kapıdan geçtim, asansörle üçüncü kata çıktım. Kapı açılır açılmaz birkaç asker üzerime silah doğrulttu. Zaten çok gergindim, “Evimize girdiniz ulan çıkın buradan, şerefsizler” diye bağırdım.

Bir arbede oldu, diğer askerlerle beraber başlarındaki yüzbaşı da silahı doğrultup, “Vururum çekil” dedi. “Vur ulan vur” dedim.

Kanaldakiler beni zorla ikinci kata indirdi. Askerler ciddi tehdit ediyordu. Görüntüleri çıkan işte o ikinci kat. Darbecilerle ikinci kavgam orada oldu. “Utanacaksınız bu yaptığınızdan, çocuklarınıza ne anlatacaksınız, çıkın buradan burası bizim evimiz, evimize girdiniz ulan” dedim.

Kanaldaki arkadaşlar “Sakin ol, polis operasyon yapacak” diyorlardı. Beni zorla asansöre bindirdiler.

Gerçekten baktım polis operasyon yapacak, hazırlık yapıyorlar. İnsanlar ölecek. Aklıma dışarıda bekleyenn insanlar geldi, gidip içeriden kapıyı açtım. Bir anda insanlar binaya hücum etti.

Askerler kalabalığı görünce kısa süre sonra teslim oldu. Tek tek kelepçelendiler. Askerler “Abi biz darbe için falan değil, operasyon var dediler öyle geldik” diyorlardı.

Hepsini duvar dibine dizdiler. Ama yüzbaşı her şeyin bilincindeydi.

Kanalın kantinine gidip, polislere ve darbeci erlere 20-30 şişe su getirdim. Elleri kelepçeliydi, polislerden izin isteyip elimdeki şişeden hepsine su içirdim. Sabaha kadar orada kaldım sonra da eve döndüm. Hayatımın en zor ama en güzel günüydü. Bir toplumun geleceğine sahip çıktığını görmek, tankın, tüfeğin üstüne gittiğini görmek bu tarihi olaya katılmak onur vericiydi.

Şükürler olsun 15 Temmuz’u anladım ve söz veriyorum ölene kadar da 15 Temmuz’u ve bu halkı herkese anlatacağım. / SuperHaber Özel Röportaj: Sayım Çınar

231220161401143033755_3.jpg