Sel Sadece Yağmurun Suçu Değil
Havza’dan ülkenin tamamına: Şehirlerimizi su altında bırakan asıl sebepler ve 10 adımda korunma rehberi
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Meteoroloji Mühendisi ve Afet Yönetimi Uzmanı
Bir bahar günü, Samsun Havza’nın ortasından geçen küçük dere bir anda canavara dönüştü.
Dükkânların içine kahverengi sular doldu, otomobiller oyuncak gibi sürüklendi, çocuklar pencerelerden dışarı bakarken sokaklar nehre döndü. Manşetler hep aynı: “Sağanak hayatı felç etti.” Sonra hepimiz bir gün üzülüyor, ertesi gün unutuyoruz. Oysa Havza’da olan biten, ülkenin yüzlerce ilçesinde her ilkbahar tekrar eden bir filmin son sahnesi sadece.
“Doğa tehlike üretir; afeti üreten biziz.”
1. Yağmur mu Suçlu, Biz mi?
Gök gürültülü sağanak yağışlar, ilkbaharın en doğal olaylarından biridir. Altyapısı sağlam, dere yatakları açık, yeşil alanları geniş bir şehirde aynı yağmur düşse en fazla birkaç su birikintisi olur, hayat akmaya devam eder. Ama aynı yağmuru üzeri kapatılmış bir derenin üstüne kondurulmuş çarşıya, taşkın yatağına yapılmış sitelere, su geçirmeyen beton denizlerine boşaltırsanız ortaya “afet” çıkar.
Afet, doğanın değil, yanlış yerleşim kararlarının ürünüdür. Bunu bir denklemle düşünelim: Tehlike (yağmur) ile maruziyet (yanlış yerde olan insan, bina, araç) ve etkilenebilirlik (zayıf altyapı) bir araya gelince afet doğar. Üçünden birini düşürdüğünüzde aynı yağmur, aynı dere bambaşka sonuçlar üretir.
2. Kolay Bahane: “Hepsi İklim Değişikliği”
Her sel haberinin altına aynı cümleyi yazmak çok kolay: “İklim değişikliği yüzünden.” Bu cümle bir yandan doğru, bir yandan yanıltıcı. Doğru, çünkü iklim değişikliği aşırı yağışların şiddetini ve sıklığını artırıyor. Yanıltıcı, çünkü bu söylem sahnedeki diğer suçluları ranta açılmış dere yatakları, kapasitesi yetersiz mazgallar, denetimsiz imar planları görünmez kılıyor.
Bir başka deyişle: İklim değişikliği zaten yükünü ağırlaştıran bir gerçek; ama kök nedenleri çözmezsek, gelecekteki seller bizi bugünkünden çok daha şiddetli vuracak. Cambaza bakmayı bırakıp asıl sahneye dönmemiz gerekiyor.
3. Şehirlerimizi Sellerden Korumak İçin 10 Adım
Karar vericilere, yerel yönetimlere ve hepimize yönelik somut bir yol haritası
1. Dere Yataklarını Koruma. Dere yatağına yapılan her bina, suya “yolunu kapatıyorum” demektir. Üzeri kapatılmış dereler açılmalı, taşkın yataklarına yapılaşma kesinlikle yasaklanmalı, mevcut riskli yapılar dönüşüme alınmalı.
2. Altyapıyı Güçlendirme. Yağmur suyu drenaj sistemleri bugünün değil, gelecek otuz yılın yağışlarına göre tasarlanmalı. Mazgallar düzenli temizlenmeli, kanalizasyon ile yağmur suyu hattı birbirinden ayrılmalı.
3. Yeşil Alanları Artırma. Şehir parkları, ağaçlı caddeler, yeşil çatılar yağmuru sünger gibi emer. Beton ne kadar azalırsa, dereye ulaşan su o kadar yavaşlar.
4. Risk Haritaları Oluşturma. Her belediye, vatandaşın açıp görebileceği güncel sel risk haritalarına sahip olmalı. Yüksek riskli bölgelerde yapılaşma sınırlandırılmalı, tapuya bile bu uyarı işlenmeli.
5. Taşkın Depolama Alanları. Yağmur fazlasını geçici olarak tutacak havuzlar, gölet ve yapay sulak alanlar, suyu şehir merkezine girmeden yavaşlatır. Pahalı değil; yapılmamış bir yatırımdır.
6. Yağmur Hasadı. Her bina çatısından akan suyu boşa harcamak yerine biriktirmek, hem sel yükünü azaltır hem de bahçe sulama ve temizlikte kullanılacak kıymetli bir kaynak yaratır.
7. Doğal Ekosistemleri Koruma. Ormanlar, sazlıklar, bataklıklar ve meralar doğanın en ucuz sel kalkanlarıdır. Bir hektar sağlıklı orman, binlerce metreküp suyu tutar; bir hektar AVM otoparkı ise tamamını dereye yollar.
8. Erken Uyarı Sistemleri. Meteoroloji verilerini halka net, sade ve zamanında ileten uyarı sistemleri hayat kurtarır. Bir SMS, bazen bir aileyi seli izlerken değil, güvendeyken bulur.
9. Dayanıklı Şehir Planlaması. İmar planları iklim projeksiyonlarına göre yenilenmeli; “100 yıllık taşkın” kavramı artık “20 yıllık taşkın” gibi davranabilir. Yeni mahalleler, hastaneler ve okullar bu gerçeğe göre yer seçmeli.
10. Toplum Bilinci. Belki de en önemlisi: Tatbikatlar, okul programları, mahalle eğitimleri. Selin nereden geleceğini, evden hangi eşyanın hangi sırayla kurtarılacağını, arabayı suyun içine sürmenin neden ölümcül olduğunu bilen bir toplum, en güçlü altyapıdır.
4. Vatandaş Olarak Yarın Sabah Ne Yapabilirim?
Evinizde
Bodrum katındaysanız değerli belgeleri ve elektrikli eşyaları zeminden yükseltin. Kapı girişinde küçük bir sel bariyeri (kum torbası ya da hazır su bariyeri) bulundurmak küçük bir yatırım, büyük bir güvencedir. Sigorta poliçenizde “sel” teminatının olup olmadığını bugün kontrol edin; yarın hatırlamak için geç olabilir.
Mahallenizde
Sokağınızdaki mazgalın üstüne park etmeyin, üzerini kapatmayın. Belediyeye “Mazgal tıkalı” diye bildirimde bulunmak küçük bir hareket gibi görünür ama bir sokağı sel basmakla basmamak arasındaki farkı yaratabilir.
Bir Vatandaş Olarak
Yerel seçimlerde adaylara sorun: “Sel risk haritamız var mı? Dere yataklarındaki yapılaşmayı nasıl çözeceksiniz?” Sel, sandıkta da konuşulması gereken bir konudur. Çünkü o oy, bir gün sizin oturma odanızdan akan suyu durdurabilir.
5. Sonuç: Suyu Suçlamak Yerine Akıllanmak
Samsun Havza’daki görüntüler ne ilkti ne de son. Ama her sel, üzerinde düşünmediğimiz sürece sadece bir trajedi olarak kalır. Üzerinde düşündüğümüzde ise bize çok şey öğretir: nereye inşa etmememiz gerektiğini, nereye yatırım yapmamız gerektiğini, hangi kararları artık erteleyemeyeceğimizi.
Doğa, suyu durdurmamızı beklemiyor. Sadece ona yer açmamızı, yolunu kesmememizi istiyor. Bunu başaran şehirler, sağanak sonrası fotoğraflarda değil, hayatın kaldığı yerden devam ettiği videolarında yer alıyor.
Karar bizim: Her ilkbahar aynı manşeti mi okuyacağız, yoksa bir gün “bu yıl Havza’da hayat normal aktı” başlığını mı?
Selden korunmak, gökyüzünü değil, yeryüzünü düzeltmekle başlar.