MHP Lideri Devlet Bahçeli, askeri hastanelerin yeniden açılmasını önerdi

Son dakika haberi: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Askeri hastanelerin yeniden açılması isteyen Bahçeli , "Askeri hastaneler yeniden açılmalı, uzmanlaşmış bir askeri hekim ordusu gerekliliktir. Bu hastanelerin yeniden açılması beka meselesidir." ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’de düzenlenen haftalık grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.

Bahçeli şu ifadeleri kullandı:

Toplantımızın hayırlara vesileme olmasını temenni ediyorum. Bizleri takip eden izleyen vatandaşlarımıza şükranlarımızı iletiyorum. Şerefli bir hayatın mücadelesini veren tüm kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum. Sizlerle bir araya gelmekten bahtiyarlık duyuyorum. Hepinizi hürmetle kucaklıyorum.

Uluslararası nizam hamlelerin yalnızca masa üzerinde yapılmadığı bir durum ortaya çıkmıştır. Gözü dönmüş şer odaklarının gizli ajandaları ortaya çıkmaktadır. Bölgenin göğsüne hançer gibi saplanmış siyonit odak, barışa engel olmaktadır ve çıkar sağlamaya çalışmaktadır. Barış iklimini baltalamak isteyen ajanlar sahnede.

SAHADAKİ İRADE MUTLAKA KORUNMALIDIR

Uluslararası nizam, hamlelerin yalnız masanın üstünde ve görünen taşlarla yapılmadığı, kapalı kapılar ardında derinlikli olay ve oyun senaryolarının kurgulandığı çetin ve muhataralı bir beka satrancına dönüşmüştür. Bölge istikrarının tesisi adına okyanus ötesi meclisler ile kadim coğrafyalar arasında filizlenen uzlaşı arayışları ve diplomatik köprüler bir yanda bölgemizde sulh ümidini yeşertirken, diğer yanda bu barış iklimini baltalamak isteyen gözü dönmüş şer odaklarının gizli ajandaları sahnede boy göstermektedir. Kimi aktörler bölgenin selameti için masada irade beyan ederken, bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış Siyonist terör aygıtı, 'Hiçbir kural ve mutabakat bizi bağlamaz' utanmazlık ve aymazlığıyla ateşkes mülahazalarını pervasızca çiğnemekte, komşu havzaları kan gölüne çevirerek küllenmiş krizlerden çıkar sağlamaya yeltenmektedir. Şurası iyi bilinmelidir ki masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir irade ile korunması kaçınılmaz bir hakikattir.

"KANLI BİR ESARET ZİNCİRİ ORTAYA ÇIKMAKTADIR"

Sahada atılan her pervasız ve haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde mukabilinde ağır bir faturası vardır. Böylesi hassas, fetret ve buhran dönemlerinde devletler için asıl mesele, hangi uzlaşı hamlesinin bölgeyi esenliğe götürmeye matuf olduğunu tefrik etmektir. Söz konusu yapıcı adımları sabote etmek amacıyla hangi fırtınaların ve habis niyetlerin kapı ardında beklediğini sezmektir.

Nihayet namertçe mazluma sıkılan her kurşunun, o sahte ve kibirli duruşların ne kadar temelsiz, ne kadar çürük bir zemine istinat ettiğini milli feraset ve mümince bir basiretle idrak edebilmektir. Bugün küresel güvenlik sahnesinde perdeler feci bir hercümerç ile aralandığında, halkaları kanlı bir esaret zinciri ortaya çıkmaktadır. Karadeniz'de sular durulmamış, Orta Doğu'da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda kriz odakları ortalığa yeni bir barut kokusu sindirmiştir. Bulanık suda avlanmayı meslek edinen hasım mihrakların tahrikleriyle Hürmüz'ün dar sularında estirilen her suni fırtına, petrol tankerlerinin rotasından sofralarımızın dirlik ve refahına kadar uzanan ağır bir sabote girişimine dönüşmektedir.

ABD VE İRAN MÜZAKERELERİ!

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz'de güvenli geçiş ve sahada ateşin susturulması arayışları, daha önce de belirttiğimiz üzere dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir. Ancak Siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir. Söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmek nasıl mümkün olacaktır? Gözü dönmüş bu iftiraz ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir. Ateşkes kelamı daha havada asılı iken bu korsan yapı, arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurgulamaktadır. Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dair fütursuzca diş göstermekte, barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Katil İsrail, mazlumların kanı ile semiren emperyalist bir sömürge düzenidir. Gazze'nin yetim feryatları arşı titretirken, Beyrut'ta mazlumların ağıtları dinmemişken, Siyonist soykırım şebekesi mutabakatları kendi habis çıkarlarına göre eğip bükmektedir. Zulmü zanaat edinen bu kanlı terör makinesinin lügatında barış, silahlara mühlet kazandırmak demektir. Diplomasi ise vahşeti hukuk kılıfıyla cilalamaktır.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE BÖLGESEL İSTİKRAR

Kuzeyimizin kilidi ve Mavi Vatanımızın mütemmim cüzü olan Karadeniz'de sular durulmaktan uzaktır. Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma iklimi, aradan geçen zamana rağmen bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını korumaktadır. Ne zaman tahıl sevkiyatları, esir değişimleri yahut diplomatik temaslarla bir esenlik kapısı aralansa, dengeleri değiştiren siyasi depremler Kuzey'in yakasını bırakmamaktadır. İçinde bulunduğumuz bölgenin her yönüne hâkim olan bu sarmal, hamasi nutukların ötesinde jeopolitik riskleri doğru okumayı ve milli menfaatlerimizi koruyacak rasyonel bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

"NATO, TÜRKİYE İÇİN NE BİR BİAT SENEDİ NE DE EMİR KOMUTA MERKEZİDİR"

Böyle bir dönemde Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, Türkiye'nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir. Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye'nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir.

Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır. NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka hukukumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi, karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.

Türkiye, 1952 yılından beri NATO'ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkisini değil, Mete Han'dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş 3 bin yıllık köklü askerî geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır. Bu büyük askerî hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetlerimizdir.

2235 yıllık şerefli mazisiyle Türk Kara Kuvvetlerimiz, Türkistan bozkırlarından doğan cihan hâkimiyeti ülkümüzü, Anadolu'da vatanlaşmayı ve üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam salan millî hafızamızı temsil etmektedir. Türk Kara Kuvvetlerimiz, medeniyet iddiasının nice coğrafyada henüz bir iz, bir işaret, bir esame olarak dahi belirmediği devirlerde düzenli ordunun tesisini, emir komuta silsilesinin kudretini ve askerî teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletlerine tanıtan kutlu ve köklü bir mirastır.

Malazgirt'te Anadolu'nun kapılarını Türk milletine mahşere dek açan iradenin, Sakarya'da milletin makûs talihini yenen dirayetin, bugün ise terörle mücadelede sınırlarımızın ötesine taşan millî beka düşüncesinin vücut bulmuş hâlidir.

Kara Kuvvetlerimiz, toprağı yalnızca bir coğrafya parçası değil, şehidin emaneti, devletin haysiyeti, milletin namusu ve gelecek nesillerin mukaddes istikbali olarak gören bir tarih şuurunun adıdır.

Başkent Ankara'yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer.

Muzaffer Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde Mete Han'dan Sultan Alparslan'a, Fatih Sultan Mehmet'ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e uzanarak Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır. Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235. kuruluş yıl dönümünü, dünya milletlerinin de şahitlik edeceği büyük bir iftiharla kutluyorum. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Fedakârlık abidesi gazilerimizi minnetle, görev başındaki kahraman ordumuzu şükranla selamlıyorum. Cepheden cepheye koşup bu toprakları bize kanlarıyla vatan kılan, korkusuzlukları ile güvenli kılan askerlerimize ben de diyorum ki. Bu vatan hepimizden evvel sizindir. Bu vatan sizin sayenizde hepimizindir.

"TÜRKİYE, NATO İÇİN TEMEL KALDIRAÇTIR"

Türk ordusu, Karadeniz'in kilidini muhafaza eden Boğazlardaki tarihî hükümranlığımızdan Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi'ndeki varlığımıza, Aksaz'dan İncirlik'e kadar uzanan stratejik üs ve liman ekosistemlerimize denk, NATO'nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kâğıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır. Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore'den Afganistan'a, Kosova'dan Libya'ya, Bosna-Hersek'ten Irak'a kadar Türk askeri müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir. Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan önce Türk'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir. Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennem ateşi çemberinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır.

"TÜRKİYE ARTIK TÜRK VE TÜRKİYE YÜZYILI'NIN BAŞ MİMARIDIR"

Türkiye artık Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın baş mimarıdır.

Maruz kaldığı haksızlıkları acziyet içeren bir ağıta değil; göğsünde kora, bileğinde kuvvete, semalarında çelik kanada dönüştüren büyük bir Türkiye vardır.

Milli iftiharımız KAAN'la, HÜRJET'le, KIZILELMA'yla, AKINCI'yla, AKSUNGUR'la, GÖKBEY'le göklerimizde ay yıldızlı mutlak hâkimiyeti perçinleyen bir Türkiye mevcuttur.

Denizlerimizde MİLGEM projelerimiz, fırkateynlerimiz, milli gururumuz TCG Anadolu, denizaltılarımız ve insansız deniz aracı projelerimiz, Mavi Vatan davamızın şerefine teknolojik bir zırh olmuştur.

Karada Altay tankımız, taktik tekerlekli ve paletli zırhlı araçlarımız, çok namlulu roket sistemlerimiz ve hassas güdümlü akıllı mühimmat kabiliyetimiz, kahraman Türk ordumuzun kudretini zirveye taşımaktadır.

Hava savunma cenahında GÖKBÖRÜ sistemi, HİSAR, SİPER, KORKUT ve SUNGUR'dan oluşan savunma gücümüz, mukaddes gök kubbemizi çepeçevre sarmaktadır.

Göz bebeklerimiz ROKETSAN'ın, ASELSAN'ın, HAVELSAN'ın, TUSAŞ'ın, Milli Savunma Bakanlığımızın himayelerinde omuzladığı bu muazzam millileşme hamlesi, Türkiye'nin devasa bir savunma iklimini kurduğunu dosta ve düşmana ilan etmektedir.

Ancak etkin, etkili ve sarsılmaz bir caydırıcılıkla donatılmış Türk ordumuzun gerçek kudreti yalnız silahlarımızın menziliyle, füzelerimizin hızıyla, tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez.

Gerçek kudretimiz; harp meydanında, hudut boylarında, vatan müdafaası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinle yetişildiğiyle de ölçülür.

ASKERİ HASTANELER YENİDEN AÇILMALI

Ne hazındır ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir.

Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü ve harekât kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır.

Cephede kazanılan her şanlı sefer, ancak cephe gerisinde kurulan köklü askeri tıbbın tüm imkân ve ilmiyle donatılmış bir akılla nihayete erecektir.

Bu sebeple askeri hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir.

Çünkü askeri tıp; askeri iklimi, görev koşullarını, operasyon psikolojisini, askeri disiplin düzenini ve sevk zincirini içinde barındıran apayrı ve özel bir alandır.

Terörle amansız mücadelede, sınır ötesi şanlı operasyonlarda ve deniz aşırı mukaddes görevlerde Mehmetçiğimizin yanında; askerimizi evladı bilen, kardeşi sayan, onun değil yaralanmasına, saçına rüzgâr değmesine dahi yüreği razı olmayan, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması milli beka meselesidir.

Mayın ve patlama yaralanmalarında, yanık ve ağır travma vakalarında, uzuv kayıplarında uzmanlaşmış bir askeri hekim ordusu zarurettir.

Sivil sağlık sistemlerinin, hastanelerin, savaş cerrahisinin ve cephe gerisi lojistiğinin, ordumuzun bu kendine has ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılaması mümkün değildir.

Şüphesiz her hastanemiz kıymetlidir. Şehir hastanelerimiz, eğitim araştırma hastanelerimiz ve üniversite hastanelerimiz aziz milletimize büyük hizmetler sunmaktadır.

Fakat askeri sağlık sistemi, savaş ve çatışma anında apayrı bir refleks ve seferberlik hazırlığı ortaya koymaktadır.

"BİR ORDUNUN TOPU KADAR TABİBİ OLMALI"

Bir ordunun topu kadar tabibi, tüfeği kadar tıbbı, zırhı kadar sıhhiyesi de o ordunun şanındandır, caydırıcılığındandır.

Savaş meydanında kanayan yarayı vaktinde saramayan bir devletin zaferi her zaman eksik kalmaya mahkûmdur.

Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması, Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi, tekraren ifade ediyorum, milli beka meselesidir.

Gençliğinin baharını, mesleğinin yarınını, anasının duasını, babasının ocağını, yârinin hasretini geride bırakıp vatan nöbetinde duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askeri hastanelerin yeniden açılmasıdır.

Bu borç; cepheden ameliyathaneye ve rehabilitasyon hizmetlerine dek uzanan güçlü, disiplinli ve uzmanlaşmış bir askeri nizamla tamamlanmak zorundadır.

"DENİZLERE HÂKİM OLAN, CİHANA HÂKİM OLUR"

Merhum Barbaros Hayrettin Paşa'ya atfedilen o kutlu söz hâlâ deryalarımızın ufkunda yankılanmaktadır: "Denizlere hâkim olan, cihana hâkim olur."

Türk tarihi bize göstermiştir ki denizi yalnız kıyıdan seyreden milletler, tarihin akışını uzaktan izlemek zorunda kalır.

Fakat denize açılan, denizlerde sancağını taşıyan, denizlerde egemenlik kurup enginleri ticaretin, vatan müdafaasının ve yeri geldiğinde diplomasinin ayrılmaz bir parçası haline getiren milletler, çağların yönünü tayin eder.

Osmanlı Devleti'nin Karadeniz'de Sinop'tan Trabzon'a, Kırım hattından Boğazlar'a uzanan hâkimiyet iddiası; Akdeniz'de Rodos'un, Kıbrıs'ın, Girit'in, Preveze'nin tarih yazan zaferinin ardında yatan hakikat de budur.

Türk devlet iradesi asırlarca denizlerde derinleşmiş, mavilikler boyunca al bayrağı yeni yurtlara dikmiştir.

Milli Mücadele yıllarında da bu hakikat değişmemiştir.

İzmir'in işgaliyle Adalar Denizi kıyılarında başlayan acı imtihan, Türk milletinin Anadolu'ya hapsedilmek istendiğini göstermiştir.

Akdeniz kıyılarında Antalya'dan Çukurova'ya uzanan işgal hevesleri; limanlarımıza, sahillerimize, ticaret damarlarımıza ve milli hâkimiyetimize kastetmiştir.

Buna karşın Türk milleti; Aydın'da efeleriyle, Maraş'ta edeleriyle, Adana'da yiğitleriyle, İzmir'de düşmana korku salan cengâverleriyle, Anadolu'nun her köşesinde çağlayan Kuva-yı Milliye iradesiyle ayağa kalkmış, düşmanı yurdumuzdan söküp atmıştır.

Bu sebeple deniz; Sinop'ta Anadolu'nun kuzeyine açılan nefesi, Trabzon'da ticaret yollarının ezeli kapısı, Kırım'da soydaşlık hukukunun sızlayan hatırası, Preveze'de Türk denizciliğinin çağlara meydan okuyan zafer mührü, Kıbrıs'ta egemenliğimizin Akdeniz'e dikilen sancağı, İzmir'de istiklal yürüyüşümüzün son adımıdır.

Karadaki istikbali denizlerdeki hâkimiyetle tamamlayan; limanlarımızı üretime, tersanelerimizi teknolojiye, donanmamızı caydırıcılığa, Mavi Vatanımızı da milli egemenliğimizin ayrılmaz cephesine dönüştüren, işte o adımla başlayan tarihi yürüyüşümüzdür.

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın manası da tam burada düğümlenmektedir.

Kapitülasyonların karanlık dehlizlerinden aydınlığa erişen Türk milletinin; denizlerinde hür, limanlarında söz sahibi, kıyılarında kayıtsız şartsız egemen bir devlet olma iradesinin adı, büyük bir Cumhuriyet hamlesidir.

1 Temmuz, Türk denizciliğinin esaret zincirlerini kırdığı; kıyılarımızın ve sahillerimizin yabancı imtiyazların gölgesinden kurtulup milli hâkimiyetin sancağı altına girdiği tarihi bir eşiktir.

Kaynak: SuperHaber

Yorumlar

Yorum Yaz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.