Meğer 'evde zorla tutulan yüzde 50' sağlammış...

Davut Göksu darbe girişimi gecesinde Boğaziçi Köprüsü'nde yaşadıklarını anlattı

SuperHaber Mobil
HABERİN DOĞRUSU CEBİNİZDE!

Son dakika gelişmelerini, özel haberleri anlık bildirimle ilk siz öğrenin.

SuperHaber Mobil Uygulaması
Meğer 'evde zorla tutulan yüzde 50' sağlammış...

Boğaz Köprüsü’nün darbe gecesi

"DİRENEN KALABALIK VAR, DOĞRUDAN ATEŞ EDİLSİN"

Bizi oraya götüren bir dedikoduydu. Ordunun darbeye kalkıştığı ve bir birliğin Cumhurbaşkanı'nı Beylerbeyi Sarayı'nda kuşattığı haberi geldi. Apar-topar, panik halinde marketlere, benzinliklere kaçışan arabaların arasından sıyrılıp Beylerbeyi emniyete indik. İki kardeşim ve kuzenimle beraber 4 kişi...

Köprüye doğru son yokuşa dalınca, 4-5 polisin yolun solunda toplandığını gördüm. O hızla hangi kafada isem "Hocam, kullanmayacaksanız verin kullanayım" diye uzun namlulu silahını istedim. Memur arkadaş "Kalabalık olsun, müdahale edeceğiz" dedi. Araba ile gişe bölümüne 50 metreye kadar yaklaştık. Barikat varsa dalayım diye düşündüm ama üzerimize yağmur gibi mermiler yağınca polis akrebinin yanında durdum. Uyarı atışı yapmışlardı.

İlk gelenler 10-15 kişiydik. Saat akşam 23.00 civarıydı. Biraz toplandıktan sonra ileri harekat başladı. Ve üzerimize yağan kurşunların şokuyla kendimizi yerlere attık. 4-5 arkadaş vurulmuştu. Birisi ağır gibiydi. Kendinde değildi. İnanamadım. Vurmak için atıyorlardı. Yaralılar taşındıktan sonra toparlanıp tekrar yürüdük, tekrar zayiat. Vurulanlar arasında bu sefer bir hanım kardeşimiz de vardı. O da kendinde değildi. Akıbeti hakkında hala bilgim yok, araştıramadım.

Bu şekilde 30'a yakın biz tekbirlerle yürüdük, onlar acımasızca vurdular. İçlerinden biri bile insafa gelmedi. Geldiyse de bilmiyorum. Ancak yaralılardan bazıları ayağından bacağından vuruluyordu. Bazıları direkt hedef; boynundan, göğsünden...

Asker ve polisin yardıma gelmesini bekledik. Ama nihayet bir otobüs dolusu asker geldi. Akreple benim araca yavaş yavaş yaklaştı. İnsanlar alkışladı, tekbir getirdi. Ancak otobüsten üzerimize kurşun yağmaya başladı. Meğer yardım darbecilere gelmiş. Akrepten cesur bir özel harekatçı otobüsün önünü kesti. otobüs akrepin önünden kurtulamadı. Bizim tarafa döndü. Bir çekici aracına ve benim araca vurarak durdu ve çıkamadı. İnsanlar çok kızmıştı. Otobüsün etrafı alındı. Kurşun yağdırmalara aldırmadan ikna çabaları oldu. Sonunda askerler alınarak polislere teslim edilip ateş bölgesinden çıkartıldı.

Artık bekliyorduk. Nasıl olsa kurşunlar bitecekti. Yayınladığım videoları görünce eşim aradı. Dönüş yoktu. Halkı hesaba katmadan iş yapanlara cevap verilmeliydi. "Nasıl olsa kurşunlar bitecek" dedim. Bazı polisler "Müdahale edeceğiz geri çekilin" dediler ama ne çare... Bu takiyye oyunlarına herkesin karnı toktu. Bilmeyenleri uyardık. "Bekliyoruz" dedik. "Kaçamayacaklar, teslim olacaklar"...

Beylerbeyi Sarayı'nın karşısındaki cami, sabah namazını dualar ve bu mücahit gençlerle yaptı. Gençler diyorum, ben tweet atarken yanımdaki amcamızı vurdular bacağından. Fark edememişim bağrışlarla kendime geldim.

Namazdan sonra çatışmalar biraz daha şiddetlendi ve askerler teslim olmaya karar verdiler. Öğrendiğime göre başlarında bir tümgeneral bir de albay varmış. Milletinin üstüne kurşun, top mermisi yağdıran kim olursa olsun, hangi makamda olursa olsun en hafif ifade ile vicdansızdır. Çünkü biz silahsızdık.

Haa, polis silahını verseydi ne olurdu? Açık söylemek gerekirse ilk üç yürüyüşteki yaralı ve şehitleri, onların yakınlarının feryatlarını gördükten sonra kimse kusura bakmasın kullanırdım. Fazilet hissini bazen terk edip adalete yer vermek de gerek. kısasa kısas...

Asker başının kesilmesinin nasıl bir yalan olduğunu oradaki herkes biliyor. Subay ve askerlere saldıranlar oldu, koruyanlar da... Nihayet oradan sağlam kalanları halk ve polis çıkardı. Nihayet, Anadolu'yu işgale kalkan Yunan kafasıyla acımasızlık yapan varsa, onu denize dökmek de insanın kalbine gelmiyor değil. Ölü askerler de vardı bir kamyonda... Etraf zaten kan gölüydü. Bizim taraf da öyleydi.

Sabah 07'ye doğru köprü seferi bitmiş, köprü alınmıştı. Birçok arkadaşımız "Direnen kalabalık var, doğrudan ateş edilsin" emrinin muhatabı idi. Darbeye kalkanların ve patronlarının hesap etmediği olmuştu. Bu milletin askeri vardı, ancak iş başa düşerse; millet, askerin ta kendisiydi.

Haa unutmayayım. Tek bir tank, zırhlı araç ya da kamyon tahrip edilmedi. Mühimmatı, hücum yeleklerini ve diğer malzemeyi polislerle halk birlikte toparladı, saydı, devletine teslim etti. Meğer evdeki % 50 sağlammış...