Kömür yardımı yapan belediyeler klima yardımı da yapsın!
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, akademik dünyanın en renkli simalarından. Sosyal medyada takipçileriyle girdiği keyifli diyaloglarla gülümsetiyor. Sıcak hava dalgalarının da afet olduğunu söyleyen Kadıoğlu, belediyelerin klima yardımı yapabileceğini ifade ediyor ve ekliyor: “Çeşitli ülkelerde ‘soğuma noktaları' bulunur, oraya uğrar serinlersiniz. Türkiye'de yok ama ben klima satsam dükkânıma ‘buyrun gelin serinleyin' diye levha asarım.”
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, akademik dünyanın en renkli simalarından. Sosyal medyada yaptığı küçük çaplı sınavlarla ve takipçileriyle girdiği keyifli diyaloglarla gülümsetiyor. Sıcaklardan bitap düştüğümüz günlerde gündeme getirdiği teklif de uygulanabilir cinsten: “Kışın kömür yardımı yapan belediye, yazın da klima yardımı yapsın. Yoksul, yaşlı ve yatalak hastaların buna ihtiyacı var.” Zira sıcak hava dalgaları dünyada doğal afet kategorisinde yer alıyor.
Kadıoğlu, “Türkiye'de 1959'da çıkarılmış, benden de yaşlı bir kanun var. Orada deprem, heyelan, sel, yangın, kaya düşmesi gibi afetleri sayar. Dünyada 31 tane doğa kaynaklı afet var. Mesela Türkiye'de kuraklık diye bir afet yok. Temel fıkrası gibi ‘o beni tanımıyorsa ben de onu tanımıyorum' deyip geçmişiz. Sıcak hava dalgaları da öyle. Kışın donanları koruduğumuz gibi yazın yananları da korumak gerek. Kışın nasıl kömür yardımı yapılıyorsa yazın da klima yardımı yapılabilir. Yoksul, yatalak hastaların buna ihtiyacı var. Diyeceksiniz ki elektrik faturası ne olacak? Faturanın bir kısmı için de yardım yapılabilir. Bunu uygulayan ülkeler var. Sokaklarda su dağıtılır, değişik binalara ‘soğuma noktası' levhası asılır. Ben klima satsam dükkânıma ‘buyrun gelin serinleyin' diye levha asarım.”
Yazın nasıl giyinelim?
Kadıoğlu sıkı sıkı tembihliyor: “Gölgede durun, bol su için, açık renk ve bol giyinin, muhakkak örtünün. Şapka ve gözlük şart!” Sıcak şehirden kaçıp daha sıcak bir şehre gitmenin akıl dışı bir moda olduğunu dile getiren Kadıoğlu, “Güneş altında kalıp cilt kanserine davetiye çıkarmanın anlamı yok.” diyor.
Elektronik tabelalar yanıltır
Kadıoğlu uyarıyor: “Elektronik tabelalardaki sıcaklıklar hava sıcaklığı değil, kutu kaplamalarının sıcaklığıdır. Elektronik panolar hava sıcaklığını güneşli havalarda daha yüksek, kapalı havalarda ise daha düşük gösterir. Onları hiç dikkate almayın.”
Klima kaç derecede çalışmalı?
Kadıoğlu, “İdeali dışarıyla içerdeki sıcaklık farkının 8 dereceden fazla olması.” diyor.
Afet yönetimi arama-kurtarmadan ibaret değil
Son deprem, bir kez daha yürekleri ağza getirdi. Mikdat Kadıoğlu da İstanbul'un büyük bir deprem yaşayacağını vurguluyor ve 99 depreminden ders alınmadığını söylüyor. Kadıoğlu'na göre toplum tabanlı bir afet yönetimi söz konusu değil. Vatandaşın küçük bir yangını söndürecek, ufak tefek yaraların bakımını yapabilecek donanıma sahip olması gerekiyor. En iyimser senaryoya göre İstanbul'da 34 bin hasarlı bina var. 10 kişiden oluşan 34 bin ekip bulup oralara gönderemeyeceğinize göre hasarlı bina sayısını aza indirgemek şart.
Mikdat Kadıoğlu depremde olacaklardan bahsediyor: “Gayri milli hasılanın üçte biri yok olacak, sosyoekonomik hayat gerileyecek, binlerce ölüm olacak. Deprem sonrası 14 milyon insana yetişmek imkânsız. İletişim kurmak mümkün değil. Japonya'da sistem kurulmuş, tüm GSM şirketleri 171'e bağlanmış. Hayatta kalan 171'den 1'e basıyor, kendi numarasını yazıyor ve 30 saniye mesaj bırakıyor. Onu merak eden 171/2'yi arıyor ve o mesaja ulaşıyor. Türkiye'de bu sistemi kurmaya niyeti olan yok. ‘Toplanma alanlarına AVM yapıldı' diyorlar; bu alanlar imar planına işlenmeli. Toplanma alanı olsa da işe yaramaz. Çadır yetmeyecek, çadır olsa da kuracak yer bulmak zor. Diyelim ki alana gittik, tuvalet sistemi yok, su yok. Japonya'da imar planına bu alanlar işlenmiş. Foseptik çukurlarını hazırlamış, üzerine bank koymuş, depremde o bankı kaldırıyorsun, üzerine kulübeyi koyuyorsun, tuvalet oluyor. Su tankları hazırlanmış. Bir musluğa aparat takıyorsunuz, 10 musluğa dönüşüyor, su hazır. Türkiye'de böyle bir alan yok.”
'Güven verme, eğitim ver'
Kadıoğlu devam ediyor: “Afet yönetimi, mevcut riski yönetilebilir seviyeye indirgemektir ve arama kurtarmadan ibaret değildir. Binaya tırmanan, damdan inen adamlar şov. Adı üstünde ‘güven' tatbikatı, halka güven verme, eğitim ver. Deprem olduğu o anda yalnızsınız, kendinize ve yanınızdakilere yardım etmeyi bilmiyorsunuz, dışarıdan gelecek yardımı bekliyorsunuz. 1 Eylül Japonya'da Ulusal Tatbikat Günü'dür. İmparatordan anaokulu çocuğuna kadar herkes o gün tatbikat yapar. Türkiye'de tatbikatlar haberli. ‘Saat 2'de tatbikat var ama siz çalışmaya devam edin.' deyip geçiyorlar. Daha iyisini yapabilecek potansiyele sahipken –mış gibi yapı günü kurtarıyoruz. Afetler beklenmeyene, en kötüsüne hazırlanmaktır. Biz İstanbul depremini bekliyoruz. Ama ne kadar hazırlıklıyız?”