Kılıçdaroğlu'na soğuk duş: CHP'de İstanbul'da istifa depremi, dayanamadı isyan etti!
Siyasette son iki yıllık süreç ve yerel yönetimlerde yaşanan tartışmalar, muhalefet kanadında yeni bir "yol ayrımı" ve özeleştiri tartışmasını beraberinde getirdi. Parti içi dengelerden belediyelerdeki ihale ve yönetim iddialarına, kentsel dönüşüm politikalarından Atatürk’ün miras bıraktığı ilkelere kadar pek çok başlıkta sert eleştiriler öne sürüldü.
İçinde bulunduğumuz süreç iki yıla yaklaşıyor. Artık herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi lazım. İki yıl önce neredeydik, şimdi neredeyiz diye bir durup bakmak lazım; millet nasıl görüyor anlamak lazım. Görünen o ki millet davaların siyasi boyutunun tamamıyla farkında ama içlerinden bir ses “Boş boş da hepsi mi boş?” diye de soruyor. “Ben bir evin kirasını ödeyemezken adam Antalya’da bin evi nasıl almış?” diyor ömrübillah CHP’den başkasına oy vermemiş ağabeylerimiz. “Malatya’nın, Ankara’nın, İstanbul’un milletvekili İzmir’in ilçesindeki ihalelerde ne arıyor?” diye soruluyor, haklılar da. Bunlar ortaya dökülünce de İBB Davası’na darbe demek maalesef anlamını yitiriyor. Çünkü vatandaş görüyor asıl darbeyi; İzmir’in ilçelerini İzmirliler değil, partinin ağababaları yönetiyor. Asıl bu darbe değil midir?
'ATATÜRK'ÜN YOLUNDAN GİDİYORSANIZ, ONA GÖRE DAVRANACAKSINIZ'
Aslında bunların üzerine konuşmak bile zul, bunlar siyasetin magazini. Bir de siyasetin kendisi var, milletin hizmet talebi var; asıl bunu konuşmamız gerekiyor. Ancak en temel konu “davalarla meşgul ediliyoruz” denilerek geçiliyor. Haklı mı, nereden baktığınıza bağlı. Kendi halinde bir vatandaşsanız haklısınız; kimse işine gücüne bakmak varken mahkemelerle uğraşmak istemez neticede. Ancak savaş meydanlarında kongre toplamış, hem uluslararası siyaseti takip etmiş, çıkarları doğrultusunda yönlendirmiş hem de cephe gerisinde milletiyle hemhal olmuş bir liderin, Atatürk’ün yolunda yürüdüğünüzü ve mücadele verdiğinizi iddia ediyorsanız haksızsınız. Atatürk’ün yolundan gidiyorsanız, ona göre davranacaksınız.

Dertler büyük tamam ama 26 Ağustos şafağında Büyük Taarruz emri veren Mustafa Kemal’den büyük mü dertleriniz? Yok olmanın eşiğine gelmiş bir milletin hayat memat mücadelesini sırtınızda taşımıyoruz hiçbirimiz; bizim derdimiz Atatürk’ün dertlerine göre oldukça lüks: “100 senelik bir Cumhuriyet’i, G20 üyesi bir ekonomiyi nasıl daha iyi bir noktaya getiririz?” noktasındayız. Bugün geldiğimiz noktada bu derdin sahibinin bazı sözüm ona muhalif arkadaşlarımdan çok Cumhurbaşkanımız Erdoğan olduğunu görüyor ve uyarıyorum.
'TAKKKÜM DEDİKLERİ ŞEY BU PARTİNİN İLKESİ'
Kentsel dönüşüm konusunun bir Devlet politikası olduğunu defalarca vurguladım. Devlet politikasına uygun projeler geliştirmekte ego yapılacak bir şey yok. Devletin politikasına uymak, başka bir partinin tahakkümüne girmek demek değildir. Başka bir partinin tahakkümüne girmek nedir? Mesela bugün CHP’nin içinden bir parti daha çıktı, bazı ilçelerde CHP Grubu’nun odasını Yeni Parti İlçe Başkanı yönetiyor. Başka bir partinin tahakkümüne girmek işte budur. Bu arkadaşların bu konuda tahakküm derdi yok, konu Devlet politikası olunca oluyor. Bakın CHP’nin altı oku var; Türkiye’yi seven, derdi millet olan herkesi kapsayan büyük bir çatıdan bahsediyoruz. Ancak ara sıra dini ticarete ve siyasete alet eden bir grup karşılarına çıkmadıkça laiklik harici hiçbir oku hatırlayan yok. Milliyetçilik ve devletçilik bu partinin ilkeleri değil mi? Tahakküm dedikleri şey bu partinin ilkesi.
Sadece laiklik okuna sarılarak siyaset yapmaya çalışan arkadaşların gidecekleri bir yer kalmadı, o kolay yol kapandı. Dini siyasete ve ticarete alet edenleri 15 Temmuz’dan beri hükümet öyle güzel silkeliyor ki hiç tahmin etmediğiniz eşiniz, dostunuz, arkadaşınız da özellikle son zamanki çalışmalardan oldukça memnun. Bu arkadaşlarımız birbiriyle ilgilenmekten memleket işleriyle ilgilenmeye vakit ayıramamış olabilirler ama o sırada vaat ettikleri hizmetleri çoktan başkaları yapar oldu. Bugün milletvekilleri, belediye başkanları, meclis üyeleri Ak Parti’ye geçiyorsa bunun sebebi gösterildiği gibi menfaat meselesi değildir; partinin ortak değerlerden uzaklaşmasıdır, ortak değerlerin başka adreslerde temsil edilmeye başlanmasıdır. Adamcılıktan, ayrımcılıktan rahatsız olanların haklı tepkisidir. Millet de bunu görüyor; yani sadece Ak Parti çekmiyor, partinin içindeki tavır da itiyor yol arkadaşlarımızı.

Biz CHP’ye ortak değerlerimizi düşünerek geldik. Geçtiğimiz hafta CHP’nin 103. kuruluş yıl dönümüydü, Atatürk’ün CHP’nin ilk kongresi olarak Sivas Kongresi’ni işaret ettiğini, bu kongrede “Vatan bir bütündür, bölünemez” şiarının milli bir nitelik kazandığını hatırlatmak isterim. Zaten herkese hitap etmeyi hedefliyorsanız, kimseyi rahatsız etmeyecek temel değerlere işaret etmeniz gerekir. Biz de buradan hareketle, Büyük Türkiye hayallerimizi gerçekleştirmek ümidiyle davete icabet ettik. Siyasi görüşümüzü, geçmişimizi gizlemedik; aksine hedeflerimizi gerçekleştireceğimiz bir platform olarak gördük. Bugün ortada böyle bir platform maalesef yok. Üstelik önümüzde kocaman bir fırsat penceresi açıkken.
'İBB'DE AYNISININ YAŞANMASI SÜRPRİZ OLMAYACAK'
Nedir bu fırsat penceresi? Dünya değişiyor, dünyada Türkiye’nin alacağı yer değişiyor. Açık konuşalım, Türkiye’nin dünya pastasından alacağı payın büyüme ihtimali var. Büyüyen sermayemiz dünyaya yatırım yapmak istiyor, yetişmiş insan kaynağımız dünyaya açılmak istiyor; içerideki nüfusumuz refaha kavuşmak için, içerideki sermayemiz büyümek için Türkiye’nin dünyadaki payının büyümesini istiyor ve çok şükür ki bugünkü dünya konjonktüründe bu artık pek mümkün. Türkiye bugün terörsüz Türkiye konuşuyorken, bugün Suriye’de entegrasyon gündemken, bu payı alabilmek için birleşmemiz gerekirken, tek hedefimiz bu fırsat penceresini yakalamak olmalıyken sen-ben kavgası yapmak, açık seçik söylüyorum, siyasi cahilliktir. Türkiye’nin dünyadaki yeri ilerlerse, pastadaki payı büyürse bunun hepimize faydası olur. Bilmem ne partisinin bilmem ne örgütünde başkan olursan sadece senin ve çevrendeki birkaç kişinin egosu tatmin olur, onun da ne sana ne de etrafına faydası olur. Dün Menderes ilçesinde olanlara bakın; bu zihniyetle devam edildiği sürece yarın İBB’de aynısının yaşanması asla sürpriz olmayacak. Geçen seneki sözlerimi tekrarlamak istiyorum: Vatandaş parti içi meselelerle uğraşmaktan memleket meselelerine bakamayanların, kendi dünyasında oyunlar oynayıp da dünyadan haberi olmayanların biletini keser.
Yorumlar