Kadir Güntepe, 15 Temmuz bombalarından fazla yıktı!
Hepinizin tanıdığı Kaymakam Kadir Güntepe’nin yaşattığı yıkımı uzun zamandır düşünüyorum. Bazen sosyal medya profiline girip attığı tweetlere tekrar ve tekrar bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Çünkü son zamanlarda yaşadığım en büyük toplumsal kandırmanın sahibi oldu kendisi.
Herkes tarafından sevilmeyi başarmışken, çatışma bölgesinde verdiği pozlarla "örnek kaymakam" diye adlandırılırken ByLock kullanıcısı olduğu ortaya çıktı. Ve içerisinde bulunduğu soruşturmada sadece kendisi değil, eşinin de bulunması olayı iyice mide bulandırıcı bir duruma sürükledi.
Öğrenci arkadaşlardan mesajlar alıyorum, "Onun gibi bürokrat olmak istiyordum, kendime idol almıştım. Şimdi yaşadığım hayal kırıklığını nasıl telafi edeceğim" diyorlar. Ne diyebilirim dostlarım? Sizlerle aynı hayal kırıklıklarını yaşarken nasıl bir tavsiyede bulunabilirim ki?
Ama burada almamız gereken derslerin olduğunu atlamamamız gerekli!
Bu daha başlangıç. O kayıtlardan kimin çıkacağını hayal dahi edemiyoruz. En FETÖ karşıtı gibi gözüken adamın dahi örgütten olması korkutucu olsa da zamanı geldiğinde devletin herkesten hesap soracağının göstergesi.
Başkanlık bu yüzden büyük bir milat anlamına gelmekte. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un söylemi ile; “Sayın Cumhurbaşkanı FETÖ ile tek başına mücadele ederken” arkasından iş çevirenlerin tamamen güçsüzleşeceği hayata dönüş eşiği. İşte bazı mahallelerden gelen anlamsız muhalefetin ve isyanın arka planında da bu gerçek yatıyor.
Bakmayın siz onların dostane görüntülerine, işin ucu kendilerine dokunacağı için çıldırıyorlar. Zaman daraldıkça da saflarını daha çok belle ediyorlar. Edecekler de…
Kadir Güntepe örneğini hiçbir zaman unutmayın. Şuan karnından konuşup uyarılarda bulananların kuyruklarına basıldığında nasıl çığlıklar atacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz. İstediklerini almak için son 4 yılda bu milletin tüm ayarlarıyla oynayan, terör dahil her türlü silahı kullanmaktan çekinmeyenlerin nasıl cezalandırılacağına tanıklık edeceğiz.
DÜNYA HAYATI GİBİ DÜNYA KAYNAKLARI DA SONSUZ DEĞİL
Dünyada yaşamakta olan her insanın içinde doğduğu ve yaşamak zorunda kaldığı mevcut sistemin bize inandırdığı tezler vardır. Bunların bazıları gerçek, bazıları yapay, bazıları ise sistem dışına çıkıp bakabildiğinizde tamamen akıl dışı olduğunu fark edebileceğiniz doğmalardan ibarettir.
Son günlerde haber kaynaklarında gördüğünüz "Amerikalı zenginler kendilerine sığınak yapıyor" haberlerinin aslında yaklaşmakta olabilecek bir gerçeğin ipuçlarını taşıdığını düşünenlerdenim.

Kendimizi dünya kaynaklarının sınırsız olduğuna öyle inandırmış durumdayız ki, bu petrolün bitişi ne zaman, mevcut elektrik enerjimizin büyük bir çoğunluğunu karşıladığımız doğal gaz kaynaklarının geleceği ne durumda diye sorgulamaktan kaçınıyoruz. Bu da sonsuz tüketim döngüsünün getireceği devasa yıkım potansiyeline karşı kör olmamıza neden oluyor.
Dünya tarihinde bu zamana kadar yaşanmış krizlere baktığımızda (ki bunların başında 1929 Büyük Buhran, 1973 Petrol Krizi gelmekte) hepsinin siyasi ya da ekonomik sebeplerden kaynaklandığını görüyoruz. Yani bu zamana kadar yaşadığımız krizlerin temeli hiçbir zaman doğal kaynakların yetersizliği olmadı. Günümüzde 8 milyara yaklaşan insan nüfusunun artık bu alışılmışlığın dışında problemler yaratacağını gözlemliyorum. Bunlardan bahseden bilim insanlarının kamuoyunda yer almaması, var olmadıkları manasına gelmiyor.
Borca dayalı ekonomi sisteminin ülkelere borcunu ödeyebilmek için getirdiği büyüme zorunluluğu dünya kaynaklarını düşünmeden kullanmamıza sebep oluyor. Ama masada herkese yetecek yiyecek gözükmemekte ve sistemin sürdürülebildiğini sorgulatmakta. Çin, Hindistan gibi mega nüfuslu ülkelerin enerji tüketimi arttıkça gelişmekte olan ülkelerin refah seviyesini aşağı çekmekte.
Bu dengenin kaçınılmaz sonuçları olacaktır. İnternetin dahilerinden olan Kim Dotcom’un ailesi ile birlikte Yeni Zelanda’ya yerleşmesi ve bunun sebebi olarak yaklaşmakta olan savaş tehlikesi göstermesi korkutucu bir durum.
Unutmayın Hindistan’da 300 milyondan fazla insan elektrik kullanmadan yaşıyor. Bu kişilerin "Biz de medenice yaşamak istiyoruz" talepleri ile karşılaşan insanlığın 8 silindirli otomobile binmekten vazgeçebileceğini sanmıyorum.
Dünyanın biraz adalete, biraz yeniliğe, biraz da yeniden kurulmuş sisteme ihtiyacı var gibi duruyor.
Peki nasıl olacak? Hep birlikte göreceğiz.