Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Terörsüz Türkiye mesajı: Yasal düzenlemeyi Meclis'e sunacağız
Cumhurbaşkanı Erdoğan Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamalarda devam eden Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili geçilecek yeni aşamada yasal düzenlemenin Meclise sunulacağını duyurdu. Erdoğan ayrıca CHP'deki bölünmeye de göndermede bulunarak son seçimleri hatırlatıp "Ülkemizin nasıl bir varta atlattığı bugünlerde çok daha net anlaşılıyor." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan Kabine Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantının ardından kameraların karşısına geçen Erdoğan, toplantıda görüşülen konular ve alınan kararlarla ilgili açıklamada bulundu.
"SİYASİ RAKİPLERİMİZ KİMİN HAİN KİMİN İŞ BİRLİKÇİ OLDUĞUNU TARTIŞADURSUN..."
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Siyasi rakiplerimiz kimin figüran, kimin hain, kimin işbirlikçi olduğunu tartışa dursun. Biz kadro olarak uyum ve adanmışlık içinde ülkemizi küresel siyasetin baş aktörü haline getirmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız her hadise, siyaset sahnesinde şahit olduğumuz her tartışma, milletimizin verilmiş sadakasının olduğunu bizlere tekrar gösteriyor.
Bilhassa 14 -28 Mayıs seçimlerinde insanımızın engin feraseti sayesinde ülkemizin nasıl bir varta atlattığı bugünlerde çok daha net anlaşılıyor. Tecrübeli, uyumlu, liyakatli ve dirayetli kadroların yönetiminde Türkiye'nin aydınlık hedeflerine doğru yaptığı yolculuk hız kesmeden devam ediyor. Milletimizin sadece duasının ve desteğinin değil, umutlarının da bizimle olduğunun idrakindeyiz. İnşallah şahsımıza, iktidarımıza ve ittifakımıza yönelik bu güveni asla boşa çıkarmayacağız.
Şunu tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini temenni ederim. Bizim için insan siyasetimizin de icraatımızın da özüdür. Bizim için en büyük makam millete hizmetkarlık makamıdır. Ne yapıyorsak insanımızı rahat ettirmek, mutlu etmek için yapıyoruz. Umutsuzluğa kapılmadan popülizme meyletmeden, başta hayat pahalılığı olmak üzere dönemsel sorunların üzerine ciddiyetle giderek hepsinden önemlisi kendi insanımıza, kendi potansiyelimize güvenerek yolumuzda kararlılıkla ilerleyeceğiz.
"TÜRKİYE'NİN BULUNDUĞU COĞRAFYA EN SANCILI GÜNLERİNİ YAŞIYOR"
Sevgili vatandaşlarım, toplantımızda ekonomiden dış politikaya, enerjiden terörsüz Türkiye sürecine kadar birçok başlığı etraflıca ele aldık. Dış politikada kapsamlı bir ufuk turu yaparken enerjide Türkiye'yi merkez ülke yapma stratejimizi değerlendirdik.
Öncelikle bir gerçeği açıkça ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı coğrafya son yılların en sancılı günlerini yaşıyor. İsrail 'in savaş bağımlısı mevcut yönetimi tahrik ve tertipleriyle bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemeye devam ediyor.
"İSRAİL SALDIRGANLIĞININ FATURASINI BÖLGENİN TAMAMI ÖDÜYOR"
İsrail bu bölgede temel insan haklarını hiçe sayarak, uluslararası hukuku ayaklarının altına alarak Filistin topraklarını adım adım işgal ediyor. İsrail'in işgalleri, İsrail 'in hukuksuz yerleşimleri, İsrail'in Gazze'de yaptığı gibi Batı Şeria'da da Filistinlilere karşı uyguladığı göç ettirme yıldırma, sindirme politikası bölgemizdeki sorunların ana kaynağıdır. Bu saldırganlığın faturasını sadece Filistinli kardeşlerimiz, sadece kardeş Lübnan halkı değil, farklı inanç kesimleriyle bölgenin tamamı ödemektedir.
Önümüzde yoğun bir çalışma dönemi var. Ekonomi yönetimimiz bir yandan orta vadeli programımızı hazırlarken diğer yandan Meclise sunulacak reformlar üzerinde çalışıyor.
Şundan kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye her türlü zorluğu aşacak güce, birikime potansiyele sahiptir. Siyasette güven, yönetimde istikrar olduğu sürece Allah'ın izniyle her sorun çözülür, her sıkıntı giderilir, her engelin üstesinden gelinir.
"İSTİKRAR SORUNUNUN ÖDETTİĞİ BEDELLERİN EN BAŞINDA TERÖR MESELESİ VAR"
Türkiye geçmişte demokrasi açığıyla birlikte güven ve istikrar eksikliğini bizzat yaşamış, bunun neye mal olduğunu çok iyi bilen bir ülkedir. Türkiye'yi yıllarca esir alan güven ve istikrar sorununun ödettiği bedellerin en başında terör meselesi vardır.
Terörün olumsuz etkileri, büyüme, ihracat ve istihdam başta olmak üzere pek çok başlıkta derinden hissedilmiştir. Partimizin ekonomi işleri başkanlığının yaptığı güncel bir çalışma terörün Türkiye ekonomisine maliyetini çok net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre terörün faturası gayri safi yurt içi hasılada 511 milyar doları, kişi başı gelirde 5800 doları, ihracatta ise 110 milyar doları buluyor.
İstihdamdaki kayıp 2,5 milyon kişiye ulaşıyor. Şurası da oldukça dikkat çekicidir. Terör kaynaklı kayıplar, kamu maliyesi tarafında da çift yönlü bir baskıya neden olmuştur. 40 yıllık kümülatif borçlanma maliyetimiz 520 milyar dolara, vergi kaybımız ise 123 milyar dolara yaklaşmaktadır.
Dolaylı ve doğrudan maliyetleri de dikkate alındığında terörün Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir. Fırsat maliyetleri yönüyle baktığımızda terör nedeniyle ülkenin ekonomik kaybı bu rakamın neredeyse iki katıdır. Yatırım, istihdam, finansman, turizm, tarım güvenlik boyutlarıyla hesap edildiğinde terörün yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doları geçiyor. Terörsüz Türkiye sürecimiz menziline vardığında sadece analar geceleri başlarını yastığa gönül huzuruyla koymakla kalmayacak. İnşallah ülkemiz işte bu ağır ekonomik faturadan da ebediyen kurtulmuş olacaktır.
Bu mesele kalıcı bir şekilde çözüldüğünde kazanan 86 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacak, millet olacak, memleket olacaktır. İş adamı kadar emekçi kardeşlerimiz de kazanacak. Çiftçilerimiz kadar turizmcilerimiz de kazanacak, yatırımcı, ihracatçı kadar ev hanımı emekli de kazanacak, Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak.
Terör engeli ortadan kalktığında Türkiye ekonomisi her alanda artık yeni bir hikaye yazmaya başlayacaktır. Biz buna yürekten inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi gazi meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhur İttifakı olarak çeşitli zorluklara rağmen tam bir dayanışma içinde yürüttüğümüz bu önemli süreci milli meseleleri şahsi çıkarlarının önüne koyan siyasi partilerimizin de desteğiyle inşallah hedefine ulaştıracağız. Bunu da her fırsatta vurguladığım gibi devletimizin nitelikleriyle aziz milletimizin değerlerine halel getirmeden yapacağız.
"KIBRIS BARIŞ HAREKATI TARİHİ BİR DÖNMÜM NOKTASIDIR"
Geçen hafta Kıbrıs Barış Harekatı'nın 52. yıl dönümünü Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimizle birlikte yine büyük bir gururla idrak ettik. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türk halkının varlığını, hürriyetini ve güvenliğini teminat altına alan tarihi bir dönüm noktasıdır.
Türkiye, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkı ve sorumluluğu çerçevesinde Kıbrıs Türk'ünün maruz kaldığı zulme son vermiş, adada barışın ve istikrarın tesisine öncülük etmiştir.
Bundan 52 sene önce Mehmetçik ile mücahitlerin omuz omuza verdiği mücadele sayesinde hamdolsun Kıbrıs Türk 'ü kendi topraklarında özgür, güvenli ve onurlu bir geleceğe kavuşmuştur. Bu vesileyle milli davamız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize Cenab -ı Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum.
Kıbrıs Barış Harekatı 'nın hayata geçirilmesinde tarihi sorumluluk üstlenen dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'i, Başbakan Yardımcısı Necmeddin Erbakan'ı bu yolda güçlü katkılar sunan Alparslan Türkeş'i, Kıbrıs Türk halkının cesaretli liderlerini harekatı sevk ve idare eden komutanlarımızı ve emeği geçen devlet büyüklerimizi bir kez daha şükranla iade ediyorum.
Bugün Kıbrıs meselesini değerlendirirken, tarihi gerçekleri görmezden gelen yaklaşımlarla sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Kıbrıs'taki mesele iki toplum arasında teknik bir yönetim paylaşımı tartışmasının ötesinde Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabulü meselesidir.
Dolayısıyla Kıbrıs Türk'ünün egemen eşitliğini, özden gelen haklarını ve Doğu Akdeniz'deki meşru menfaatlerini yok sayan hiçbir girişimin başarıya ulaşması söz konusu olamaz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres'in 16 yıl aradan sonra adaya giden ilk genel sekreter olması kuşkusuz çok kıymetlidir.
Türkiye, Sayın Guterres'in barış çabalarına her daim güçlü destek olmuş, kendisini samimiyetle desteklemiş bir ülkedir. Bundan sonra da kendisiyle yakın istişare içinde olmayı sürdüreceğiz.
Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne mahkum etmeyi amaçlayan formüllerin geçmişte sonuçsuz kaldığı herkesin malumudur. Ada'da sükunet ancak adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümle sağlanabilir.
Öte yandan bölgemizde yaşanan gerilimleri fırsata çevirmeye çalışan Kıbrıs'ı yeni askeri yapılanmaların ve jeopolitik hesapların parçası haline getirmek isteyen çevrelerin attığı her adımı dikkatle takip ediyoruz.
Burada yanlış hesap yapanlara şu gerçeği tekrar hatırlatıyorum. Türkiye tarih boyunca olduğu gibi, 52 sene önce olduğu gibi bugün de, yarın da Kıbrıs Türk 'ü kardeşlerini yalnız asla bırakmayacak eski acıların yaşanmasına ne pahasına olursa olsun bir daha asla izin vermeyecektir. Kuzey Kıbrıs, Türk Cumhuriyeti 'nin turizmde, yüksek öğretimde, teknolojide ve dijital dönüşüm alanlarında bölgesinin öncü ülkelerinden biri haline gelmesi, bütün sektörleriyle kalkınması ve Doğu Akdeniz'de istikrar ile refahın merkezi olması için iş birliğimizi yıldan yıla güçlendiriyoruz."
Yorumlar