İstanbul ve Halep: Güzellik ile çirkinliğin savaşı!
Yeni Şafak gazetesi yazarı İbrahim Tenekeci Beşiktaş'taki hain saldırı ve Halep'te yaşanan insanlık dramını yazdı...
İyilik ile kötülüğün, güzellik ile çirkinliğin, merhamet ile merhametsizliğin, ahlâk ile ahlâksızlığın, iman ile inkârın savaşına şahitlik ediyoruz. Çetin bir mücadeledir bu.
Masanın altına bomba koyan ve bunu uzaktan patlatan bir alçaklıktan her şey beklenir. Beklemeliyiz. Şerefi olmayanın vatanı ve imanı olur mu? Bunu burada mutlaka kullanalım: Köpeklerin ortalama ömrü on iki yıl kadardır. Bazı köpekler ise seksen doksan yıl yaşar. Ülkemiz ve çevremiz maalesef bunlarla kaynıyor.
Allah'tan korkmayandan korkmak gerekir. Korkmak, bırakıp kaçmak veya teslim olmak değildir bizim için. Tedbir almaktır. Milletimiz terbiye ehlidir. En doğru zamanı bekler. Bekliyoruz. Murat Küçükçifci'nin gönlümüze ferahlık getiren dizesi: “Bir gün intikam için abdest alınır.”
Coğrafyamızda, alçaklığın evrensel tarihine her gün yeni sayfalar ekleniyor. Beşiktaş saldırısını yazarken, Halep'ten kahredici haberler ve görüntüler geliyor.
Her ikisi için de söyleyelim: Bu bir bağımsızlık mücadelesi veya vatan müdafaası değildir. İslâm düşmanlığıdır. Müslümanlara tahammül edememektir. Sadece bir insanın varlığına tahammül edememek bile başlı başına suçtur.
Aylardır her vesileyle 'sadık ile hain' bahsini işliyoruz. Belki bir faydamız dokunur umuduyla. Mümin, hay ve haysiyet için yaşayandır. Hain ise bunların dışına düşmüş olandır.
***
Cumartesi günü, stadyum civarından iki kez geçtik. Sonra acı haber geldi. Çok sayıda şehidin ve tarifsiz görüntülerin olduğunu en başından beri biliyorduk. Yayın yasağı da zaten bundan dolayı geldi.
Mavi Marmara davasını yazmayı planlarken Beşiktaş saldırısı, onu toparlarken Halep kıyameti. Yarın ne olur, bilemiyoruz. Bildiğimiz, normal günümüzün hiç yaşanmadığı.
Zihnim paramparça. Beşiktaş saldırısını yazmaya çalışırken Halep aklıma geliyor ve gitmiyor.
Terörün en yoğun olduğu yıllarda doğu illerimizde askerdim. Aradan tam çeyrek asır geçti. Hâlâ terör var. Güçleniyor görünüyor. Görünmeyen ve fakat bir gün mutlaka görünecek olan ise şu: Evin tek oğlu olarak, henüz on yaşındaydım. Babam, bana bakarak, “çocuklar yetişti artık” demişti. Bir anda ve hemen orada büyümüştüm. Bizimkisi önemsiz bir ayrıntı. Asıl önemlisi: Millete ve ümmete mensup binlerce çocuk, acı şahitlikler nedeniyle, bir gecede büyüdü, büyüyor. Bu çocuklar sözlerini daha söylemediler.
Bize düşen vazife nedir? Biz hürriyet ile zürriyeti beraber görüyoruz. Bağımsız olmak ve neslimizi muhafaza etmek. Çocuklarımızı iyi korumalı, yetiştirmeliyiz.
Kendi adıma, bu yazıyı yerin dibinden yazıyorum. Kurumuş bir kuyunun içinden. Üzüntüden.
***
Bildiğim kadarıyla, İstanbul'un Rumeli yakasında (Avrupa demeyeceğim) çevik kuvvet polislerinin iki merkezi var. Bayrampaşa ve Vezneciler. Bu iki yerin önünden sıklıkla geçiyorum.
Benim gözüme çocuk gibi gelen gencecik polisler. Mübarek milletimizin aziz evlatları. Yoksul hanelerin umutları. Uzman çavuşlar gibi. Gençlikleri karşısında tebessüm etmeden duramıyorum.
Beşiktaş saldırısından iki gün sonra yine Vezneciler'den geçtim. Polis kardeşlerimize selam verdim, yüzlerine dikkatlice baktım. Ağlamaklı oldum.
Eve dönünce, şehit polislerimizin yüzlerini tekrar ziyaret ettim. Berrak ve temiz. Darbe girişimi sırasında Gölbaşı'nda vatansızlar tarafından şehit edilen polisleri de düşündüm. İmha edilen yahut yakalanan bazı teröristlerin suratları da aklımda. “Güzellik ile çirkinliğin savaşı” diye boşuna demiyoruz. İlm-i sima.
***
Her gün kıymetli bir parçamızı bizden alıyor, koparıyorlar. Nereye kadar? Her büyük terör saldırısından sonra yapılan “kan stoklarımız yeterli” açıklaması, bize ne anlatıyor? Bu kadar çok kansızla birlikte aynı topraklarda yaşarken.
Ömrümüzün son beş yılına yeniden bakıyorum. Kinden, hasetten, fitneden beslenenlerin millî bünyede ve ruhlarımızda açtığı yaralar. Yöneticilerimizin genelindeki basiret eksikliği. Mesela defalarca yazdık, söyledik: “Halep'le birlikte kuşatılan Türkiye'dir, Anadolu'dur.” Siyasilerimiz bunu anlamakta zorlandılar. Anladıklarında ise iş işten geçmişti.
Şimdi neredeyiz ve ne yapmalıyız? Karanlık bir gecenin içindeyiz. Sabah, umudun sesine gelirmiş. Umudumuzu koruyalım inşallah.
Bazen işler istediğiniz gibi gitmez. Sağlam durmak, geri adım atmamak gerekir.
Suriye direnişinin önde gelen ve halen hayatta olan isimlerinden biri, bölgeyle yakından ilgilenen bir arkadaşımıza şunları söylemiş: “Ehl-i sünnetin kalesi olarak bir Türkiye kaldı. Türkiye, bu yangından kendini kurtarsın. Biz başka bir şey istemiyoruz.”
Meselenin bir de bu tarafı var. Beşiktaş'taki terör saldırısına bile buradan ve bu şekilde bakmak lazım.