Futbolun ekonomik çöküşü: Galatasaray ve Fenerbahçe Süper Lig’i uçuruma sürüklüyor

Türkiye Süper Ligi, son yıllarda ekonomik ve sportif açıdan ciddi bir krizle karşı karşıya. Özellikle Fenerbahçe ve Galatasaray gibi büyük kulüplerin transfer piyasasında harcadığı astronomik rakamlar, ülke futbolunun geleceğini tehdit ediyor. Avrupa’da beklenen başarıların elde edilememesi ve borç batağına saplanan kulüpler, Türk futbolunu uçuruma sürüklüyor. İşte bu karmaşık tablonun detayları:

Futbolun ekonomik çöküşü: Galatasaray ve Fenerbahçe Süper Lig’i uçuruma sürüklüyor

Türkiye Futbol Kulüpleri son yıllarda transfer harcamalarına astronomik paralar harcıyor. Bu paralar Türkiye liginin gerçeklerine uyuşmadığı gibi Avrupa’da elle tutulur bir başarı elde edememekteler. Elbette bu fütursuz harcamaların ülke futboluna ve ekonomisine kısa vadede çok ciddi zararları olacak. Bu iki büyük takım ülke futbolunun geleceğini sessizce uçuruma taşımaktalar.

FUTBOLUN YÖNETİMİ SİYASETTEN EKONOMİYE ÇEVRİLDİ

Dünyanın hemen hemen her ülkesinde futbolun siyaset ve ekonomi ile ciddi bir yakınlığı bulunmaktadır. İkinci Duce olarak tanınan diktatör Mussolini, İtalyan siyasetini kontrolü altına aldıktan sonra spor faaliyetlerini de tekeline aldı. İkinci Dünya Savaşı öncesinde gerçekleştirilen meşhur Berlin Olimpiyatlarında güçlü, kaslı İtalyan erkekleri ve fiziği yerinde İtalyan hanımları özellikle seçilerek dünyaya gövde gösterisinde bulunuyordu.

(Mussolini)

İtalyanların futbola olan ilgisini siyaseten kullanmak isteyen Duce için Lazio, tam aradığı futbol takımıydı. Öncelikle Lazio bir başkent takımıydı ve aranan misyonu taşıyacak birçok özelliği bünyesinde taşıyordu. 1927 yılında Mussolini taraftarları takımın idaresini ele geçirerek Lazio’ya büyük anlamlar yüklemişti ve takımı adeta ihya etmişti. Lazio başarı gösteremeyince Duce bu kez kendi takımı olan Roma’yı kurdu. Roma ve Lazio bugün dahi faşizmin öncü iki takımı arasında yer almaktadır.

Real Madrid için Santiago Bernabéu Yeste ismi verilen devasa bir stadyum inşa eden ve kulübü ihya eden isim Diktatör General Franco idi. Halkın takımı ise Katalan Barcelona idi. Öyle ki savaşın en çetin zamanlarında dahi bu İspanyol derbisi oynandı.

(General Franco)

Yine diktatör Salazar’ın ihya ettiği takım Benfica bir futbol kulübünden çok daha fazlasını temsil ediyordu.

Ülkemizde ise siyasetin göbeğinde olan takım Fenerbahçe olagelmişti. İttihatçılar Fener’in ağırlığını kırmak için Altınordu’yu kurmuş, futbolcularını cepheye yollamış ve daha birçok yola tevessül etmiştir. Yine bir kimse siyaset yapmak istediğinde de Fenerbahçe Başkanlığını kendisine perde olarak kullanmaktan çekinmemiştir. Doktor Nazım ve Şükrü Saraçoğlu bu isimlerin başında gelmektedir.

Günümüz modern futbolunda artık siyasetin eskisi kadar hükmü kalmamıştır. Futbol takımlarının başarısını belirleyen temel ölçü ekonomi yönetimi olmuştur. Futbol, artık maç günü oynan ve geliri buna göre belirlenen bir spor değildir. Forma satışları, yayın hakları, telif hakları, borsa işlemleri ve hatta su satışı gibi ticari faaliyetlere kadar futbol kulüpleri bir ekonomik endüstriye dönüşmüştür.

Gel gelelim ülkemiz takımları arasında ekonomi yönetiminden kaynaklı büyük bir kast sistemi oluştuğu gibi özellikle yanlış ve astronomik transfer harcamaları ülke ekonomisine büyük zararlar vermektedir. Başta Fenerbahçe ve Galatasaray futbol kulüpleri olmak üzere dört büyükler olarak tanımlanan kulüplerimiz adeta borç batağına saplanmış durumdalar. Bu gerçeğe rağmen 2025-2026 sezonu öncesi yüz milyonlarca Euroluk bonservis bedelleri şimdiden boca edilmiş durumda.

TÜRK FUTBOL PİYASASININ DEĞERİ

“Annual Review of Football Finance 2019” raporuna göre Avrupa Futbol pazarı 2018 yılında değer 29 Milyar EURO iken bu rakam 2025 yılında 40 Milyar EURO bandına yaklaşmıştır. Bu devasa pazardan ülkemiz liginin geliri yalnızca 731 Milyon EURO’dur. Bu rakam dikkate alındığında Galatasaray Futbol kulübü Osimhen için ayırdığı para 80 Milyon EURO’dur. Başka bir deyişle ligimizin tümünün toplam gelirinin %10’undan fazlası yalnızca bir futbolcu için harcanacağı anlamına gelmektedir. Üstelik bu değer yalnızca yayın hakları ve kupalara katılım bedelleri üzerinden değil, tüm yan unsur kazançlarla birlikte değerlendirilmiştir.

Başka acı bir tablo ise şudur; Örneğin Premier Lig olarak bilinen İngiltere futbolunda asıl kazanç yayın gelirlerinden elde edilmektedir; çünkü bu lig yalnızca ülke içinde değil dünyanın dört bir yanından takip edilmektedir. Oysa ülkemizin futbol raytingleri o kadar düşüktür ki yayın ihalelerinden elde edilen kazanç komik rakamlara dönüşmektedir.

Yani futbolumuz dünyada beğenilen bir tarzda değildir. Buna rağmen İskoçya, Belçika, İsviçre ve Yunanistan gibi liglerden daha büyük bütçeye sahiptir. Son iki yılda ise İskoçya’dan Rangers, Yunanistan’dan Olimpiyakos takımları en büyük iki kulübümüzden birisi olan Fenerbahçe’yi Avrupa’dan elerken İsviçre’de BSC Young Boys ve Hollanda’dan AZ Alkmaar son üç yılın şampiyonu Galatasaray futbol kulübünü Avrupa’da elemeyi başardı.

Futbolumuzun içine düştüğü bataklığı en somut hale getiren yayın hakları ihalesidir. Bein Sports ligimizin yayın hakları için toplam 218 Milyon Dolar ödeyecekken aynı platform İngiltere ligi için yıllık yaklaşık 2.3 Milyar Sterlin ödemektedir. Bu durum ligimize olan ilgiyi de ortaya koymaktadır.

TABLO BÜYÜK TAKIMLARI TİCARETE ZORLUYOR

Yayın haklarının düşük olması, Avrupa kupalarında dişe dokunur gelir elde edemeyen kulüplerimiz alternatif kazanç modelleri oluşturmaya çalışıyor. Bugün ticari gelirler ülkemiz futbol kulüplerinin gelirlerinin %38’ini oluşturuyor.

Ticari gelirlerin kulüp gelirinde büyük paya sahip olması esasen kulüp için bir prestij değildir. Örneğin yine İngiliz ligini ele aldığımızda alternatif gelirler kazancın %27’sini oluştururken bu rakam 1.5 Milyar Sterlin gibi devasa bir rakama tekabül ediyor. Türkiye liginde bu model kulüplerimizin kazançlarının %38’ine denk gelirken pastadaki toplam rakam 281 Milyon Doları ancak görmektedir. Bu pasta ne yazık ki adil bir şekilde dağıtılmamakta Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri bu gelirin yarısından fazlasını elinde bulundurmaktadır.

Bu gelirleri elinde bulunduran iki kulüp paraları fütursuzca transferlerde heba etmeleri nedeniyle ülkenin futbol yatırımlarına büyük darbe vurmaktalar.

Bu iki kulübü neredeyse her sene eleyen İsviçre, Belçika ve Portekiz ligi takımları bahsi geçen kazançlardan elde ettikleri paraları alt yapı ve doğru transfer politikalarına harcayarak sportif anlamda büyük başarılar elde etmekteler. Tablodaki çarpıklıklar bu haldeyken büyük kulüplerimizden bir tanesi 80 Milyon Euroluk bir transfer yaparken Portekiz liginden S. Lizbon takımı Viktor Gyökeres isimli topçusunu yaklaşık 75 Milyon Euro gibi bir rakamla İngiltere’ye satmak üzere.

Büyük takımların bu yanlış politikalarından kaynaklanan açığı kapatmak görevi ise devlete ve hükümete düşüyor. Beşiktaş, Trabzon ve Galatasaray gibi köklü kulüplerimiz futbol statlarını büyük oranda devlete yıkmaları bir yana bankalara olan korkunç borçlarını nasıl ödeyecekleri büyük bir soru işareti. Transfer sezonu henüz açılmasına rağmen Galatasaray ve Fenerbahçe’nin yaptığı ve yapacağı konuşulan transferler korkunç rakamlara ulaşmış durumda.

BÜYÜK KULÜPLERİMİZ MİLLİ TAKIM'I DA ÇUKURA ÇEKİYOR

Ülkedeki sportif yatırımlara ve başarılar hiçbir katkısı bulunmayan büyük takımlarımızın alt yapısından yeteri kadar kalifiyeli futbolcu çıkmaması Milli Takımımızı da aşağı çekmektedir. Şu anda Milli Takımımızı adeta sırtında taşıyan Orkun Kürkçü, Hakan Çalhanoğlu, Kenan Yıldız gibi isimler gurbetçi oyunculardır. Genç yetenek olarak gösterilen Arda Güler alt yapı çalışmaları ile öne çıkan Gençlerbirliği’nden çıkışlıdır.

Galatasaray veya Fenerbahçe gibi ülke futbolunun bütçesini %50’sini tek başına hegemonyası altına alan kulüplerin Milli Takım’a damgasını vuracak ciddi katkıları yoktur. Kadrosundan giden oyuncuların da tamamına yakını Anadolu takımlarından transfer edilmiştir.

Avrupalı futbolcuların gözlerinden Türkiye pazarına baktığımızda da ülkemiz ligi, Suudi Arabistan liginin alternatifi olarak görülmektedir. Oysa Türkiye, Suudi Arabistan’ın aksine petrol zengini bir ülke değildir. Transfer harcamaları, biriken borçlar ve futbol alt yapımıza iki büyük kulübün başta olmak üzere vurdukları büyük darbe Süper Ligi adeta uçuruma sürüklemektedir.

Tüm bu ekonomik sıkıntıların ve sportif başarısızlıkların yanı sıra “Futbolda Yapı” gibi iddialar zaten tatsız bir görüntü arz eden futbolumuza adeta tüy dikmektedir. Bu kısır tartışmalar futbolumuzdaki asıl yapısal krizlerin tartışılmasını engellemekte taraftarların hisleri manipüle edilerek yönetimsel başarısızlıklar gizlenmektedir. Bu tablo dikkate alındığında yakın bir zamanda Türkiye’nin özellikle Avrupa’da ciddi bir başarı elde etmesinin söz konusu bile olmadığı meseleyi ciddiyetle ele alan uzmanlar tarafından sıklıkla dile getiriliyor.