FETÖ'den sonra yeni perde: Nurcu ağlarda "renk değişimi" tartışması! "Büyük Abiler" öldü, "Prensler" KÖZ'le devam ediyor
Cemaat ve tarikatlar içine kripto unsurlar sızdırarak varlığını sürdürmeye çalışan FETÖ'nün, "New Age Nurculuk" kuluçkaları (Sözler Köşkü, Hayalhanem vb.) ve Hizmet Vakfı üzerinden yürüttüğü uluslararası diyalog ağları adli ve istihbari raporlara yansıdı. Fazıl Duygun SuperHaber'e yazdı...
ÖZEL HABER
“İkinci FETÖ” olarak adlandırılan Süleymancıların yönetim kadrosuna yapılan operasyon sonrası FETÖ’nün çeşitli cemaat ve tarikatlar içinde “renklenerek” etkin olma taktiği yeniden gündeme geldi. 60’lı yıllardan itibaren Nurcu kesim içinde kendine hayat alanı bulan; 80’lerde Ülkücü kesim içinden eleman devşirmeye çalıştığı bilinen FETÖ’nün, aynı dönemde Gladyo yardımıyla birçok dini grubun içine kripto elemanlarını sokarak ilk günden itibaren “kaçış planına” sahip olduğu belirtiliyor.
Nurcu camianın FETÖ’nün güdümüne girmesinde bir vakıf öne çıkıyor: Hizmet Vakfı. Vakfın mütevelli heyeti, özellikle 70’li ve 80’li yıllarda en yüksek “şûrâ” heyeti olarak biliniyor. 1973’te kurulan vakfın mütevelli heyetinin tamamı Said Nursi’nin talebelerinden oluşuyordu. Ancak, 1974 yılında yapılan gizli bir protokolle Tahir Mutlu’nun çekilerek yerine Kürt olduğu için Nursi’yi ziyaret etmemiş Fetullah Gülen’i tavsiye ettiği ortaya çıkmıştı. Halbuki 1974 yılında Gülen’in genel nurcu camiasından ayrılıp İzmir’de kendi cemaatini kurduğu bilgisi yayılıyordu. Bu iş birliği bugün de devam ediyor. Tahşiye Kumpası öncesi FETÖcü polislerle kumpas öncesi gizli görüşmeler yaptığı Emniyet raporlarıyla ortaya çıkan Muhammet Yılmaz Orakçıoğlu’nun aile üyeleri hâlen Hizmet Vakfı yönetiminde etkin. Yine Said Özdemir’in oğlu Cemalettin Özdemir de mütevelli olarak heyette yer alıyor.
Hizmet Vakfı kurucularından Said Özdemir’le birlikte Nurcu camianın FETÖ’ye entegre edilmesinde iki önemli isim daha bulunuyor: Bekir Berk ve Mehmet Kırkıncı. Avukat Bekir Berk ve Fetullah Gülen’in 60’lı yılların başında Nurcuların içine sokulmuş iki görevli olduğu bilgisi Cumhuriyet Senatosu eski üyesi ve Milli Birlik Komitesi Genel Sekreteri Mehmet Şükran Özkaya’nın terekesinden çıkan resmi yazışmalarla ortaya çıkmıştı. Muhalif nurcular, bu dört ismi, “Gladyo Şefleri” olarak tanımlıyor.
Nurcular arasında, Gülen ve Berk’le birlikte Said Özdemir’in de Özel Harp Dairesi görevlisi olduğu, Nursi’nin yakın çevresine aynen Bekir Berk gibi görev gereği girdikleri bilgisi bulunuyor.
Erzurumlu din adamı Mehmet Kırkıncıoğlu ise Gülen’i ilk keşfeden ekipte yer alıyor. Birliktelikleri Kırkıncıoğlu ölene kadar devam etti.
“ABİ”LER ÖLDÜ, “PRENSLER” DEVAM ETTİRİYOR
Hizmet Vakfı kurucu üyeleri Said Özdemir, Abdullah Yeğin, Ahmet Aytimur, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel ve Hüsnü Bayramoğlu, FETÖ’nün Nur camiası içinde yer tutmasını sağlayan isimler. Bu isimlerden Said Özdemir’in oğlu Kemalettin Özdemir, FETÖ’nün gelmiş geçmiş ön önemli “mahrem imamı” olarak biliniyor. FETÖ kurucusu olmaktan dolayı Şubat 2025’te 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı, ancak karar henüz infaz edilmiş değil. Özdemir’in FETÖ’den ayrılan üyelerle bu kez “KÖZ” adıyla örgüt kurduğu ve yeniden yapılanmaya gittiği ileri sürülüyor. Dr. Bülent Çanakçı, mahkemedeki beyanında Özdemir’i “imamlar üstü imam” olarak tanımlayıp, faaliyetlerine hâlen devam ettiğini söylemişti. Dr. Çanakçı, Özdemir’in, Türkiye ve Suriye’deki dini gruplarda da MİT adını kullanarak yapılanmaya gittiğini ileri sürmüştü.
Araştırmacı-yazar Suat Parlar, 1947’de ABD’yle yapılan ikili anlaşmalar ve 1952’de NATO’ya tam üye olunması sonrasında devlet içinde yeni ve gizli bir sistemin kurulduğunu hatırlatıyor. Suat Parlar ve diğer anti emperyalist sosyalist yazarların ifadesiyle, “Yerli Gladyo’ olarak tanımlanan bu yapılanma sonrası Türkiye’deki sosyal ve siyasal oluşumlarda NATO ve ABD menfaatlerini önceleyecek bir yapılanmaya gidildiği görülüyor. Dini gruplardan seküler akımlara, en sağdan en sola kadar tüm yelpazeyi kontrol altına almak amaçlanmış. Merhum kurmay yarbay Talat Turhan’ın deyimiyle ‘Köy muhtarına da cumhurbaşkanına da aynı şekilde emir verebilecek bir NATO alt örgütü. Kontrgerilla ya da Gladyo olarak bilinen bu yapılanmada çatı örgüt olarak FETÖ’nün tercih edildiği anlaşılıyor.” Tesbitlerimize göre, bağlı her diğer grup FETÖ mahrem ağına dahil olmadan bu yapılanmaya eklemlenemiyor. FETÖ’nün “renklenmiş” prenslerinin sızdıkları ya da yeni kurdukları gruplarda parayı, istihbaratı ve uluslararası örgütlerle ilişkileri koordine ettiğini görebiliyoruz., “15 Temmuz’da NATO ve FETÖ’nün başarısız olmasından sonra B Planı’na geçilmiş ve aslında ilk günden düşünülmüş diğer cemaatlere geçiş yani ‘kaçış planı’ devreye sokulmuş durumda. Renklendirilmiş yapılar ve içindeki üyelerin şu an özellikle Nurcu kesimde daha aktif hale geldiği görülüyor.”
Kriz dönemlerinde sürpriz şekilde ittifaklar yaparak NATO ve ABD’nin menfaatlerini önceleyen bu yapılar aslında asla birbirine benzemez üyelerden oluşuyor. Küresel sisteme entegre ve Türkiye’nin menfaatlerini tehdit eden bu yapılanmayı kripto FETÖ ve onun yeniden yapılanmış hali olan KÖZ’ün oluşturduğu ileri sürülüyor.
Meselâ, “Sözler Köşkü ve benzeri onlarca oluşum, kaynağı belirsiz milyonlarca dolarlık bütçeleriyle genç nesillere dönük faaliyetlerine hız vermiş durumda. Bu ‘kuluçka’lar 10-15 yıl sonra yumurtadan çıktığında Türkiye yine NATO ve ABD’yle eklemli ve metamorfoz geçirmiş ‘New Age Nurculuk’la tanışmış olacak. Bu akımı FETÖ lideri Gülen ve nurcu önderlerden Mehmet Fırıncı açıktan desteklemişti. Aynı destek şu an KÖZ örgütü ve mevcut ‘prens’ler tarafından devam ettiriliyor.”
PRENSLER GÜLEN’İ “ASRIN İMAMI” OLARAK GÖRDÜ,
FETÖ'nün 15 Temmuz darbesinin üzerinden 10 yıl geçti. Ama FETÖ'vari yapılar faaliyetlerini sürdürüyor! Hayalhanem, Sözler Köşkü, Maksat 114, Çınaraltı gibi kuruluşlar, Nurcular içinde hareket ediyor. FETÖ'nün dershaneleri kapatıldıktan sonra birden ortaya çıktılar ve hala ayaktalar. Milyonlarca dolarlık faaliyetler yapıyorlar. Finansal gelirlerinin kaynağı belirsiz. Bu yapılar, Türkiye'nin her yerinde şube açtı. Dünyanın çeşitli ülkelerine de açılmaya çalışıyorlar. FETÖ'nün dinler arası diyalog projesiyle bağlantılı isimlerle irtibatlılar. Nurcular içindeki Gladyo bağlantılı isimlerle de temastalar.
FETÖ ve onunla ilişkili Nurculuk yapılanması içindeki klikler, ciddi bir iç tehdit oluşturuyor. Genel Nurculuk kitlesinin FETÖ’yle arasına net bir çizgi çizmemesi, FETÖ’yü savunmuş şaibeli isimleri hâlâ aralarında tutması bu konudaki endişelerin kaynağını oluşturuyor.
FETÖ'yü doğuran ve büyümesinden etkin olan yapılanma, muhalif nurcular tarafından “paralel nurculuk” olarak tanımlanıyor. Avukat Bekir Berk ve Gülen’le hareket eden Erzurumlu Mehmet Kırkıncıoğlu ve Said Özdemir, nurculuğu orijinal çizgisinden çıkararak ABD/NATO ve Vatikan çizgisine çeken isimler olarak tanımlanıyor. Bu isimler yıllar önce vefat etti. Ancak tehlike ve gizli yapılanma bu isimlerin "prens" olarak tanımlanan yakınları aracılığıyla ve çeşitli vakıf ve dernekler üzerinden devam ediyor. Tanınmış akademisyenler bu isimlerin yıllarca yanında bulundu, şimdi de onların bıraktıkları yerden devam ediyorlar.
Hizmet Vakfı, “mutlak vekil” sıfatlı büyük “abi”leri bir araya getirdiğinden sonraki ilişkiler ağı bu liste üzerinden izlenebiliyor. Vakfın kendi kayıtlarında kurucular arasında Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel ve Tahir Mutlu sayılıyor.
MEHMET KIRKINCIOĞLU ÇEVRESİ
Kırkıncıoğlu’nun oluşturduğu çevrenin günümüzdeki kurumsal ayakları olarak Erzurum Eğitim ve Kültür Vakfı, Suffa Vakfı ve Feyyaz Bilim ve Gelişim Derneği gösteriliyor. Kırkıncıoğlu’nun kendi sitesinde yayımlanan hatıralara göre çevresinde yer alan ve “prens” olarak tanımlanan isimler şöyle öne çıkıyor:
Prof. Dr. Şener Dilek: Aynı web sitesinde Dilek'in 1968'den 1984'e kadar yaklaşık 16 yıl Kırkıncıoğlu ile Erzurum'da birlikte yaşadığı, derslerde Risale-i Nur okuduğu ve Kırkıncı'nın açıklamalarını aktardığı belirtiliyor.
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz: Kırkıncıoğlu’nun önde gelen öğrencileri arasında yer alan Akgündüz, cenazesinde konuşma yapan isimlerden biriydi. Akgündüz, “Tabular Yıkılıyor-4” adlı kitapta FETÖ lideri Gülen’i “evliya-yı azam” olarak tanımlamıştı. Son dönemde yaptığı açıklamalarda ise ağır cezalara çarptırılmış FETÖ imamlarını “yaşayan evliya” olarak ilan etmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “zalim” sıfatını kullanmıştı. Süleymancılara yönelik operasyon sonrası ise şikayetçi Fatih Süleyman Denizolgun için, “Acaba güvenilir mi? Yoksa şahsi arzularının tercümanı mı?” diyerek hedefe koymuştu.
Celalettin Atamanalp: Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Kurucularından Prof. Dr. Celalettin Atamanalp, 2019 yılında vefat etti. Ancak etkisi ve çevresi bugün de devam ediyor. Kırkıncıoğlu’nun hatıralarında Erzurum Komünizmle Mücadele Derneği şubesinin başkanı olarak Celalettin Atamanalp gösteriliyor. Kırkıncıoğlu, Atamanalp'i 1963'ten itibaren tanıdığını anlatıyor. Kırkıncıoğlu’nun kendi anlatımına göre Atamanalp, Şener Dilek, Alaaddin Başar, Vahdet Yılmaz, Hanefi Uygur ve Kemal Boynukalın ile birlikte 1973–77 döneminde Kırkıncıoğlu’nun öğrencileri olarak geçiyor. Prof. Dr. Ömer İrfan Küfrevioğlu ve Doç. Dr. Mehmet Göktaş da Kırkıncıoğlu çevresindeki önde gelen akademisyenler arasında yer alıyor.
WEB SİTELERİ İLE ALGI YÖNETİMİ
FETÖ ile ilişkili nurcu grupların kesişme noktasında bazı web siteleri de yer alıyor. “Sorularla Risale” platformu ve bağlantılı yapılar üzerine yapılan açık kaynak incelemelerinde FETÖ ile iltisaklı isimlerin hâlen yer bulduğu bağlantılar dikkat çekiyor. FETÖ savunucusu Oliver Leaman’ın “alim/filozof” kimliğiyle Risale-i Nur talebelerine lanse edildiği; 2021 sonrası Suffa Vakfı- Feyyaz Bilişim hattı üzerinden içerik akışıyla desteklendiği görülüyor. Platform yönetiminin; ByLock kullanıcısı olduğu ileri sürülen Abdullah Yuyucu başta olmak üzere Alaattin Başar, Mustafa Karaman ve Burhan Sabaz gibi isimlerle ilişkisi, yapının FETÖ zihniyetiyle bağlantısını güçlendiren önemli bir öge olarak gösteriliyor. “Nur Kasrı” adı altında yürütülen faaliyetlerin, örgüt ideolojisine yakın kadro oluşturma ve devşirme amacı taşıdığı değerlendiriliyor. 15 Temmuz sonrası süreçte dahi Oliver Leaman’ın referans gösterilmeye devam edilmesi; bu ismin Fetullah Gülen lehine uluslararası alanda yürüttüğü konferanslar ve savunuculuk faaliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde, ideolojik sürekliliğe işaret ediyor. Said Yüce’nin başında bulunduğu İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ile kesişen temas ağı ise FETÖ’nün dinlerarası diyalog eksenli uluslararası yapılanmasıyla paralellik arz ediyor. Tüm veriler birlikte okunduğunda; “Sorularla Risale” çevresinde oluşan bu hattın, FETÖ ile bağlantılı çok katmanlı bir etki ve yönlendirme ağı oluşturduğu görülüyor.
HÜSNÜ BAYRAMOĞLU
Hüsnü Bayramoğlu, 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra Ak Parti hükümetine destek vererek FETÖ’yle arasına mesafe koydu. Bayramoğlu, “Sözler Köşkü, “Hayalhanem” gibi yapıları “Yeni FETÖ” olarak tanımlayarak eleştiriyordu. Ancak FETÖ ile iltisakı yüzünden KHK ile kapatılan Uğur Akkafa’nın Nur Mektebi adlı derneğini hükümet nezdinde “kefil” olup yeniden açılmasını sağladı. Yine sosyal medya hesaplarında hâlâ FETÖ’yü açıktan savunan Mustafa Sungur’un oğlu eski FETÖ imamlarından Muhammet Nur Sungur’la Aralık 2020’de canlı yayın yapması da dikkat çekici bulunmuştu. Sungur’un, X hesabındaki FETÖ övgüleri hâlâ silinmemiş şekilde duruyor.
Bayramoğlu’nun “sağ kolu” konumundaki M. Rıza Derindağ’ın ilişkileri de muhalif nurcuların eleştirilerine konu oluyor. Derindağ’ın, FETÖ’nün hâmîlerinden Vatikan yetkilisi Thomas Michel’le ilişkileri dikkat çekici bulunuyor. Michel’in, Ankara’daki Abdullah Yeğin, Ahmet Aytimur ve Bayramoğlu’nun kontrolündeki bir dersanede risale dersi yapmasına Derindağ’ın aracı olduğu ileri sürülüyor. Bayramoğlu’nun vefatının ardından Derindağ, uluslararası bağlantıları sağlıyor. Derindağ, Birleşmiş Milletler Filipinler Barış Elçisi ve Filipinler-Türkiye Dostluk Vakfı Başkanı, Çare Vakfı Başkanı.
Resimaltı: Hüsnü Bayramoğlu’nun Uğur Akkafa’nın Nur Mektebi adlı derneğinin açılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yazdığı dilekçe:
SAİD ÖZDEMİR ÇEVRESİ
Said Özdemir'in Fetullah Gülen'le ilişkisi açısından tarihsel olarak önemli bir veri var: Özdemir, 1974'te Hizmet Vakfı'nın mütevelli heyetinde Gülen'le birlikte yer aldı. Özdemir’in, Risale-i Nur’ları latin harflerle basarken tahrif eden isim olduğu belirtiliyor. Tahriflerle ilgili birçok somut örnek kamuoyuna yansımış durumda. Hizmet Vakfı’nın güncel yönetiminde Said Özdemir'in oğlu Cemalettin Özdemir hâlen yer alıyor. Kamuoyunun bildiği diğer oğlu Kemalettin Özdemir ise Gülen’in İzmir’de kendisine en yakın ilk 12 isim arasında sayılıyor. 1990'lardan itibaren FETÖ’nün Emniyet yapılanmasında “imam” olarak yer alan Özdemir, tanıkların beyanına göre son döneminde MİT, TSK ve Emniyet’in kendisine bağlı olduğu “imamlar üstü imam” pozisyonunda çok etkin bir rol oynadığı belirtiliyor. 18 Şubat 2025'te Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Kemalettin Özdemir’in kuzeni, Said Özdemir’in yeğeni olan Said Yüce ise, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı başkanı olarak görev yapıyor. Yüce, Bekir Berk, Mehmet Emin Birinci, Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular ekolleri ile Özdemir ekolünün kesişme noktasında yer alıyor. Yüce’nin “FETÖ’nün kuluçka yapılanmaları” olarak tanımlanan Sözler Köşkü gibi akımlara destek verdiği biliniyor. FETÖ’ye desteğine rağmen Thomas Michel’le ilişkileri kesmediği Vatikan’la diyalog projelerine devam ettiği de belirtiliyor.
TÜM GRUPLAR KÖZ’E Mİ BAĞLI?
FETÖ örgütünü kurmak ve yöneticiliğini yapmak suçuyla yargılanan Kemalettin Özdemir, 2025 yılında Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 3 yıl 1 ay 15 gün cezaya çarptırıldı. Ancak o günden beri hakkında henüz bir tutuklama kararı verilmiş değil. Yargılandığı davada tanıklık yapan Dr. Bülent Çanakçı, “Öleceksem böyle öleyim” diyerek yaptığı açıklamalarda, Özdemir’in, FETÖ’den ayrılışının bir danışıklı dövüş olduğunu ileri sürmüştü. Barış mesajı olarak Adil Öksüz’ün Gülen’den aynı dua kitabından 20 adet getirdiğini kaydeden Çanakçı, bu kitaplarda şifreli mesajlarla yeni süreçte neler yapacağının kendisine bildirildiğini ileri sürmüştü. FETÖ’ye küsen isimlerin KÖZ örgütü şemsiyesi altında yeniden kontrol altında tutulduğunu iddia eden Dr. Çanakçı, şöyle konuşmuştu:
“Bu Fetullah Gülen şeyle bir kitap göndermiş; Adil Öksüz'le. Kitabın sadece biz üst kısmını bir yerini fotoğrafını çekmişti. Fotokopisini çekmişti. Biz onu gördük. “İşte çok değerli kıymetli arkadaşım” falan diye Kemalettin beyden bahsediyor. Kitabın diğer sayfalarını görmedik. Ama bir arkadaş dedi ki o kitaptan 20 tane falan göndermişler. Kitabın diğer sayfalarında şifreli talimatlar, neler yapılacağına, neler edileceğine dair şifreli talimatlar vardı dediler.”
Çanakçı’nın ifşaatları arasında Kemalettin Özdemir’in, Irak’taki ve Suriye’deki dini gruplar arasında MİT adını kullanarak yapılanmaya gittiği iddiası da vardı. Çanakçı, duruşmada, “Bana bir ara şöyle bir cümle söylemişti: Bana tuzak kurmaya, şey yapmaya çalışıyorlar ama demişti ben MİT’ten demişti onların ağa babalarını daire başkanı olarak emekli etmiş, yetiştirmiş bir adamım. Onlar kim oluyor çocuk çocuk iki tane şey yapıyorlar.” şeklinde konuşmuştu. Muhalif nurcular, FETÖ’nün tasfiyesi sonrası yeniden yapılanmaya giden NATO-Gladyo bağlantılı örgütün KÖZ örgütü şemsiyesi altında bir araya geldiğini ileri sürüyor. Çanakçı, Özdemir’in, FETÖ’ye bağlı tüm dini gruplarla ilişkilerini bildiğini şu sözlerle anlatmıştı: “Şu anda kendisi bazı şeyleri anlatmak istese sadece Fetö değil yani Fetö'ye bağlı olarak çalışan tüm örgütleri göçertebilecek kadar bilgiye sahiptir diye düşünüyorum”
BEKİR BERK – FIRINCI – BİRİNCİ HATTI
Gülen’le birlikte Özel Harp Dairesi elemanı olan Avukat Bekir Berk, 1974 yılında hakkındaki bazı spekülatif iddialar üzerine yurt dışına çıkmak zorunda kalmış bir isim. Berk, 1991 yılında hastalandığı için Cidde’den Türkiye’ye dönmek zorunda kaldığında ise tüm masraflarını Gülen’in karşıladığı ve yine vasiyeti üzerine cenaze namazını FETÖ lideri Gülen’in kıldırdığı biliniyor. Berk çevresinden birçok isim zaman içinde FETÖ’de etkin roller üstlendi.
Mehmet Fırıncı (Mehmet Nuri Güleç): Fırıncı, Fetullah Gülen’i 2005 yılında Pensilvanya’da ailecek ziyaret edecek kadar ona yakın bir isim. FETÖ’ye ait Bugün TV’de 1953 yılında Nursi İstanbul’dayken onu her gün iki kez istihbaratçılara rapor ettiğini açıklamasıyla da biliniyor. Fırıncı’nın “prensleri” olarak bilinen isimler Gülen’le sürekli ilişki içinde oldu. Bekir Berk ve Fırıncı’nın sağ kolu konumundaki Cemal Uşşak, FETÖ’nün Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın başkan yardımcılığını üstlenirken, 2006 yılında Fener Patrikhanesi’ni ziyareti sırasında Papa XVI. Benedictus’un elini öpmesiyle biliniyor. Uşşak’ın Gülen’i “Mesih” olarak gören isimler arasında yer aldığı kaydediliyor. Fırıncı ve Bekir Berk’in yakınındaki isimlerden ilahiyatçı İhsan Atasoy ve firari FETÖcü Cemil Tokpınar da Gülen’i “Mehdi” ve “Asrın İmamı” olarak gören isimler arasındaydı.
Resimaltı: Hem Bekir Berk'in, hem Mehmet Fırıncı'nın hem de FETÖ lideri Fetullah Gülen'in prensi, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başkan yardımcısı Cemal Uşşak'ın Papa Ratzinger'in elini öperken çekilen videosu.
Yine Fırıncı ekibinden İhsan Atasoy, Gülen’i “manevi Mehdi” ilan etmiş bir isim.
Daha sonra ayrılık yaşansa da Yeni Asya çevresi ve Mehmet Kutlular da Bekir Berk ekibinde yer almış bir isim. 1992 yılında Yeni Asya’da yaşanan yazı işleri kadrosu ve patronaj arasındaki ihtilaf sonrasında tasfiye edilen isimlerin yerine Bekir Berk’e ve Mehmet Fırıncı’yı “abi” olarak kabul eden, Kazım Güleçyüz, İbrahim Özdabak, Mustafa Döküler getirilmişti. 15 Temmuz FETÖ ihaneti sonrası Yeni Asya gazetesi uzun süre boyunca “hapishane mektupları” adıyla özel sayfa açarak FETÖ'cülerin gönderdiği mektupları yayınladı. Uzun yıllar Yeni Asya’nın yayın yönetmenliğini yapan Güleçyüz, FETÖ’den ceza alırken, muhabir Nur Ener’de de FETÖ’nün gizli yazışma programı Bylock çıkmış ve tutuklanmıştı. Aylar sonra serbest kalan Ener, Meriç’ten kaçarak Almanya’ya geçmiş ve açıktan FETÖ faaliyetlerine başlamıştı.
Bekir Berk ve Fırıncı ekibinden yazar Vehbi Vakkasoğlu ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı toplantılarında sunuculuk yapan Mustafa Çalışan da Gülen yapılanmasına verdiği destekle biliniyor. Muhalif nurcular aynı isimler arasında Niyazi Birinci, Safa Mürsel ve Mehmet Paksu’yu da sayıyor.
Hem Fırıncı hem de Kutlular ile birlikte çalışan ilahiyatçı Cemil Tokpınar ise, 1991’de doğan oğluna, “Fethullah Said” ismini verecek kadar Gülen aşığı olarak biliniyor. Yeni Asya gazetesi ve Nesil Yayınları’nda üst düzey görevler alan firari FETÖcü Tokpınar, Gülen’i, “peygamber vârisi, müceddid ve asrın imamı” olarak kabul ediyor.
BİRÇOK HATTI BİRLEŞTİREN İSİM: ORAKÇIOĞLU
Elazığlı Muhammet Yılmaz Orakçıoğlu, Tahşiye Kumpası öncesi 2009 yılında FETÖcü istihbaratçılarla görüşerek Gülen’in Molla Muhammed Doğan’ı hedef gösterdiği konuşmaya destek veren isim. Orakçıoğlu’nun, Said Nursi’nin “vefatımdan sonra hakikatli vârisim” dediği Hulusi Yahyagil’in yanına Bekir Berk’in yönlendirmesiyle geçtiği belirtiliyor. Muhalifler, Orakçıoğlu’nun Nursi- Yahyagil mektuplarını ve yine Nursi’nin tashihinden geçmiş el yazma Risale-i Nur’ları yıllardır sakladığını ileri sürüyor. Orakçıoğlu’nun 15 Temmuz 2016 sonrası gözaltına alındığı, Hüsnü Bayramoğlu’nun tavassutuyla pasaportu alınıp yurt dışı yasağı konarak serbest bırakıldığı da iddia ediliyor. Hizmet Vakfı'nın genel sekreterliğini hâlen akrabası Hüseyin Hüsnü Orakçıoğlu yürütüyor.
TAHŞİYE KUMPASI’NDA ORTAYA ÇIKAN FETÖ İLTİSAKI
Muşlu Molla Muhammed Doğan ve talebelerine kurulan Tahşiye Kumpası, FETÖ ile irtibatlı “renklenmiş” birçok önemli ismin deşifre olmasına yol açmıştı. Örneğin Bekir Berk ve Gülen tarafından Hulusi Yahyagil’in yanında görevlendirilen, Muhammet Yılmaz Orakçıoğlu’nun FETÖ ile iltisakı Tahşiye Kumpası davalarında ortaya çıkmıştı. Emniyet’in mahkemeye gönderdiği “gizli” ibareli evraklarda, Orakçıoğlu’nun kumpas öncesi FETÖcü polislerle görüşüp destek verdiği görülüyor.
TAFRALI, BADILLI VE ZEYBEK DE FETÖ İLE İRTİBATLI
Bağımsız “Nurcu” olarak hareket ettiği sanılan birçok kişi ve grubun Tahşiye Kumpası sırasında her türlü tedbiri elden bırakıp FETÖ ile eylem birliğine girdiği görülüyor. Özellikle 90’lı yıllarda Gülen’e bazı reddiyeler yayınladığı için muhalif olduğu düşünülen Şanlıurfalı Abdülkadir Badıllı ile İttihad Yayınları yöneticileri Rüştü Tafralı ve Mesut Zeybek bu isimler arasında yer alıyor. Üç ismin FETÖcü istihbaratçılarla görüşerek Tahşiye Kumpası’nın hazırlık sürecine katkı sağladıkları yine mahkemeye gönderilen Emniyet raporlarıyla ortaya çıkmıştı.
AYTİMUR DA TAHŞİYE KUMPASIYLA İRTİBATLI
Said Nursi’nin hizmetkârlarından Ahmet Aytimur’un, Tahşiye Kumpası öncesi Gülen’le görüşerek kumpas için “talimat” verdiği belirtiliyor. İddianın sahibi Selahattin Yurtlu adlı bir eski imam. Kumpası öncesi FETÖ’cü polislerle görüştüğü ileri sürülen ve kamuoyunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı darbe ile tehdit ettikten sonra memuriyetten atılan Yurtlu, Tahşiye Kumpası’nın Aytimur’un talimatı sonrası başladığını ifşa etmişti.
İşte o konuşma:
“(Molla Muhammed'e hitaben) Bediüzzaman'ın talebesi Ahmet Aytemur seni hapse attı. Çaresiz kaldı adam. Kurtulamıyordu. Bunları alın seslerini kesin dedi. Devlet de seni onun sözü üzerine attı. Başka hiç kimsenin haberi yok. İki sene sonra en yakınındaki adam bana söyledi. Dedi, ‘Ahmet abi çaresiz kaldı bunları hapse attırdı”
https://www.youtube.com/watch?v=j99dae3XAxs
MUSTAFA SUNGUR: BEN GÜLEN’DEN HZ. İSA’NIN KOKUSUNU ALIYORUM”
Said Nursi’nin hizmetkârlarından Mustafa Sungur’un, vefat ettiği yıla kadar Türkiye’nin birçok bölgesindeki toplantılarda, “Ben Fetullah Hoca’dan Hz. İsa’nın kokusunu alıyorum” dediği biliniyor. Gülen, Diyanet İşleri Başkan yardımcısı Yaşar Tunagür’ün aracılığıyla Sungur’un babasının imam kadrosuna alınmasını sağlamış. Sungur da çocuklarını, özellikle Muhammet Nur Sungur’u, 1967 yılında Gülen’e emanet etmiş bir isim. Hükümlü FETÖ imamı Kasım Davas, Mustafa Sungur'un damadı. Davas, Zaman'a Gülen’i kutsayan ve hükümeti eleştiren röportajlar veren Aynur Sungur'un eşi.
Sungur’un, 2005 yılında Bekir Berk benzeri bir skandal iddia sonrası içinde bulunduğu Suffa Vakfı çevresinden uzaklaştırıldığı belirtiliyor. Kendisinden sonra Suffa Vakfı’nı idare eden Mustafa Karaman da geçmişte Gülen lehine yaptığı açıklamalarla bilinen bir isim.
NURCU KİTLE GÜLEN’E NASIL BİAT ETTİRİLDİ?
GLADYO’NUN VEZİRLERİ NASIL MEHDİ’NİN VEZİRLERİ OLDU?
Said Özdemir, Bekir Berk ve Fetullah Gülen’in kontrolünde Risale-i Nur’ları tahrif eden ve FETÖ’ye alan açan isimler, Nurcular arasında Said Nursi’nin “mutlak vekili” olarak lanse edilen isimler. Nursi’nin açık şekilde reddetmesine rağmen bu ekibin Nursi’yi ahirzamanda beklenen Mehdi-i A’zam olarak ilan ederek, etrafına yerleştirilmiş ekibi “Mehdi’nin Vezirleri” sıfatıyla kutsadığı belirtiliyor. Avukat Bekir Berk, Nurculuk Davası adıyla yazdığı kitaba kaynak koymadan,
Araştırmacı-yazar Mustafa Aydın, Av. Bekir Berk’in Nurculuk Dâvası kitabının 381. sayfasına “hadis” diyerek koyduğu kaynağı belirsiz bir metinle, Nursi’nin etrafındaki gençleri, “Mehdi’nin Vezirleri” olarak lanse ederek, “dokunulmazlık” zırhıyla kuşattığını belirtiyor. “Mutlak vekil” ve “Mehdi’nin Vezirleri” olarak tanımlanan isimler eliyle Nur camiası içinde FETÖ’nün her açıdan büyümesinin önü açılıyor. Nursi’nin asıl “vârisi” olan Yahyagil’in ise yine bu “manevi dokunulmazlığı” olan “vezir”ler eliyle refüze edildiği belirtiliyor.
GÜLEN NE ZAMAN SIKIŞSA, “NURCU ABİLER” İMDADINA KOŞTU
Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayramoğlu ve Abdullah Yeğin, “Mutlak Vekiller” içindeki dört önemli isim. Bu heyete dahil Said Özdemir, oğlu Kemalettin Özdemir’i Gülen’e “mahrem imam” olarak verdiği için onun desteği Nurcu kamuoyunda zaten biliniyor. 20 Ağustos 1995’te Milliyet gazetesinde, “Gülen’in Nurculuğu tartışma konusu” başlıklı haber üzerine “büyük abiler” Nurcular arasında “lahika mektubu” olarak tanımlanan aşağıdaki açıklamayı yayınlayarak ona can simidi atıyorlar.
FETÖ’NÜN KULUÇKALARI YUMURTADAN ÇIKMAK ÜZERE
FETÖ’nün dershaneleri kapatıldıktan sonra oluşan boşluğu doldurup benzer yöntemlerle gençlik örgütlenmesi yapılan oluşumlar “FETÖ Kuluçkaları” olarak tanımlanıyor. Bu yapılar, FETÖ’nün Zaman ve Samanyolu gibi yayın organlarında olumlu şekilde lanse edildi. Grubun liderleri arasında geçmişte FETÖ dershanelerinde öğretmenlik yapanlar da bulunuyor. Fetullah Gülen ve örgütüne dönük olumlu algı oluşturma çabaları ise eleştiriliyor. Kaynağı belirsiz milyonlarca liralık finansman, yurt dışı bağlantılar ve hızlı yayılma bir iç tehdit olarak değerlendiriliyor. Hayalhanem ve Sözler Köşkü grubunun Gülen’in ölümünden sonra ismini anmadan ondan özlemle bahsetmesi de bu ilişkiyi açıkça gözler önüne sermişti.
İşte öne çıkan ve “New Age Nurculuk” olarak tanımlanan gençlik yapılanmaları:
Sözler Köşkü İlim ve Kültür Derneği: İzmir merkezli, 2009’da Nur Mektebi’nden ayrılan gençlerce kurulmuş. Fatih Yağcı vb. isimlerle öne çıkıyor, sosyal medyada milyonlarca takipçisi var.
Hayalhanem İlim ve Kültür Derneği: Mersin merkezli, Mehmet Yıldız liderliğinde; Sözler Köşkü’nden ayrılıp kurulmuş. Yıldız, FETÖ’nün Körfez Dersanesi’nde öğretmenlik yapmış bir isim. Bazı konuşmalarında Gülen lehine imalarda bulunması yüzünden eleştiriliyor. Lüks binalar, yurt dışı konferanslar ve geniş okul faaliyetleri yaptığı görülüyor..
Maksat 114 İlim ve Kültür Derneği: Bursa merkezli, Serkan Aktaş ile bağlantılı bir grup olduğu söyleniyor. Sözler Köşkü’nden ayrılarak kurulmuş.
Çınaraltı İlim ve Kültür Derneği: Ankara merkezli, Osman Sungur Yeken liderliğinde faaliyetlerine devam ediyor.
Nur Mektebi İlim ve Kültür Derneği: İstanbul Ümraniye merkezli olarak faaliyet yürütülüyor. Dernek Başkanı Uğur Akkafa için FETÖ iltisakı olduğu ileri sürülüyor. 15 Temmuz 2016 sonrası KHK ile kapatılan dernek, Hüsnü Bayramoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde aracı olması sonrası yeniden açılmıştı
Yorumlar