AK Parti İstanbul İl Teşkilatı İftarı… İran'a yönelik ABD-İsrail saldırıları! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: ABD-İsrail saldırılarını kabul edemeyiz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Hangar İstanbul'da partisinin İl Teşkilatı İftar Programı'nda açıklamalarda bulundu. İran'a yönelik ABD-İsrail saldırıları hakkında değerlendirmede bulunan Cumhurbaşkanı, "Saldırıları kabul edemeyiz" dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Hangar İstanbul'da düzenlenen AK Parti İstanbul İl Teşkilatı İftar Programı'nda açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
Mübarek Ramazan şerifinizi canı gönülden tebrik ediyorum. Bu muhabbet ve bereket sofrasında sizlerle birlikte olmanın, iftar etmenin şu anda bahtiyarlığı içindeyim. İftarımız, iftarınız mübarek olsun. Rabbim tuttuğunuz oruçları kabul eylesin. Bizleri bir araya getirmek suretiyle hasret gidermemize vesile olan İstanbul İl Başkanlığımıza teşekkür ediyorum. Ramazan, hepinizin çok iyi bildiği gibi yardımlaşmanın, dayanışmanın, diğergamlığın ve hoşgörünün zirveye ulaştığı bir aydır. Milli seciyemizi oluşturan değerlerimiz böyle zamanlarda berraklaşıyor. Medeniyetimizin ayrıcı vasfı daha fazla tebarüz ediyor.
Belediyelerimiz, hayırseverlerimiz, sivil toplum örgütlerimiz bilhassa bu mübarek günlerde her zamankinden daha yoğun olarak yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerine ağırlık veriyor.
AK Parti olarak biz de en tepeden mahalle temsilcimize kadar sahur ve iftar programlarında milletimizle beraber oluyoruz. Kimseyi ayırmadan, genç yaşlı demeden insanımızın derdiyle dertleniyor, muhabbetimizi güçlendiriyor, birlik ve beraberliğimizi perçinliyoruz. İstanbul Teşkilatımızın da tam kadro sahada olduğunu, Ramazan-ı Şerif'i hakkını vererek idrak etme çabasında olduğunu memnuniyetle müşahade ediyorum. Ramazan-ı Şerif'i hakkında, bu işlerden daha fazla gayret beklediğimi özellikle vurgulamak istiyorum. Ramazan ayında 86 milyon vatandaşımızla kucaklaşırken, gönül ve kültür coğrafyamızdaki kardeşlerimizi de elbette unutmuyoruz. Ne yazık ki bir taraftan Pakistan, Afganistan, bir taraftan işte son günlerdeki İran, Körfez arasındaki savaşlar unutulur gibi değil. Bunların hepsinin de altında neler yaptığı malumunuz.
"SALDIRILARDAN DERİN ÜZÜNTÜ VE ENDİŞE DUYUYORUZ"
Malumumuz Türkiye Diyanet Vakfımız, TİKA'mız, Kızılay'ımız, ülkemizin yüz akı olan insani yardım kuruluşlarımız, tam bir seferberlik ruhuyla ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalıyor, ülkemizin yardım elliğini mazlum ve mağdurlara ulaştırıyor. Gazze'de, Sudan'da, Somali'de, Arakan'da ve daha pek çok yerde milletimizin katkılarıyla kurulan iftar sofralarında hamdolsun Türkiye için dualar ediliyor Gazze başta olmak üzere, gönül coğrafyamızın farklı köşelerinde, Ramazan'ı buruk bir kalple karşılayan tüm kardeşlerimize, milletim adına dayanışma mesajlarımı gönderiyorum. Çekilen bunca acının, yaşanan bunca zorluğun, zulme, zalime, mihnet ve muhannete karşı verilen bu kahramanca mücadelenin er ya da geç, kalıcı zaferle taşlanacağına yürekten inanıyorum. Milletimizin her bir ferdinden paylaşma ve dayanışma ayı olan Ramazan-ı Şerif'te mazlum ve mağdur kardeşlerini hem dualarında hem de yardım çalışmalarında unutmamalarını özellikle rica ediyorum. Türkiye olarak bu mübarek günlerde, bölgemizde ve İslam dünyasında huzur, barış ve istikrar ortamının hakim olması için çalışırken, komşumuz İran'a yönelik Netanyahu'nun kışkırtmalarıyla başlayan Amerika-İsrail saldırılarından derin üzüntü ve endişe duyuyoruz.
"İSRAİL SÜRECİ ZEHİRLEDİ"
Malumunuz, uzun bir süredir anlaşmazlıkların diyalog yoluyla müzakere masasında çözülmesi için çok ciddi emek verdik. Suriye, özellikle bu süre içerisinde Sayın Trump'la ve Sayın Pezeşkiyan'la telefonda görüşmeler yaptı. Bölgemizdeki başka ülkeler de aynı şekilde ellerinden geleni yaptı. Ancak hem taraflar arasındaki güven bulanımı aşılamadı. Hem de İsrail'in süreci zehirleme çabaları devam ettiği için istenen netice alınamadı. İran'ın egemenliğini açıkça ihlal etme yanında, dost ve kardeş İran halkının huzuruna kasteden sabahki saldırıları esefle karşılıyoruz. Aynı şekilde her ne sebeple olursa olsun, Körfez'deki kardeş ülkelerimize yönelik İran'ın füze ve drone saldırılarını da kabul edilemez buluyoruz. Sağduyu ve aklı selim hakim olmaz. Diplomasiye alan açılmazsa, bölgemiz bir ateş çemberine sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır. Buna izin verilmemelidir.
"DİPLOMATİK ÇABALARIMIZI HIZLANDIRACAĞIZ"
Savaşın daha da büyümemesi, daha fazla kanın akmaması, Allah korusun, bölgemizin daha büyük acılar yaşamaması için, başta İslam dünyası olmak üzere tüm aktörlerin acilen harekete geçmesi gerekiyor.
Biz Türkiye olarak ilk günden beri olduğu gibi sorunların suhuletle çözümü noktasında üzerimize ne düşüyorsa yapıyoruz ve yapacağız. Bu sabahtan itibaren gerek Dışişleri Bakanımız, gerek MİT Başkanımız, gerekse tüm ilgili arkadaşlarımız muhataplarıyla yoğun temas halindeler. Biz de gelişmeleri anbean takip ediyoruz. Hudut güvenliğimiz ve hava sahamız açısından zaten bir sorunumuz yok.
Askerimiz, jandarmamız, polisimiz ve istihbaratımız her türlü tedbiri en üst seviyede alıyoruz.
Ülkemizin ve milletimizin güvenliğini önceleyen bir politikayla inşallah bu hassas süreci başarıyla yöneteceğiz. Eş zamanlı olarak önce ateşkesin tesisi ardından da müzakere masasına dönülmesi için diplomatik çabalarımızı hızlandıracağız. Bu zor günleri aşana kadar devlet ve millet olarak bölgedeki tüm kardeş halkların yanında olmaya devam edeceğiz.
"28 ŞUBAT DARBELER SİLSİLESİNİN DEVAMIDIR"
Değerli kardeşlerim, bugün Türk siyasi tarihinin en kara günlerinden 28 Şubat müdahalesinin 29. yıl dönümü. Evet, demokrasimizin kalbine zehirli bir hançer misali saplanan 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden tam 29 sene geçti. Öncelikle bir noktayı burada dikkatinize sunmakta fayda görüyorum. Postmodern darbe olarak nitelenen 28 Şubat müdahalesi, 27 Mayıs'ın 12 Mart'ın 12 Eylül'ün yeni bir halkasıdır. Darbeler silsilesinin devamıdır. Aynı halk düşmanı zihniyetin, aynı mütekebbir ideolojinin eseridir. Öne sürülen bahaneler ve kullanılan araçlar değişse de daha önceki tüm darbelerde olduğu gibi hedef değişmemiş. Hedef, milletin iradesi ve milletin tercihi olmuştur. 28 Şubat geride devasa bir enkaz yığını bırakmış. Hem ekonomik, hem sosyal, hem de bireysel ciddi travmalara yol açmıştır. Bilhassa Türk demokrasisi ve Türkiye ekonomisi telafisi yıllar sürece çok ağır yaralar almıştır.
Yapılan hesaplamalar, 28 Şubat müdahalesinin Türkiye'yi 381 milyar dolar zarara uğrattığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte yüz binlerce insanımız inançlarından, görüşlerinden, dış görünüşlerinden dolayı mağdur edildi. 28 Şubat özellikle kadınların ve kız çocuklarının hayatında gerçekten travmatik izler bıraktı.
"BİZE 'MUHTAR BİLE OLAMAZSINIZ' DEDİLER"
Üniversite kapılarındaki ikna odalarında başörtülü öğrencilere psikolojik şiddet uygulandı. Bu kardeşlerimiz okullara alınmadı. Binlercesi eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Kat sayı uygulaması ve 8 yıllık kesintisiz eğitim dayatmasıyla, imam hatip okulları ve meslek liselerinin önü kesildi. Değerli kardeşlerim, gerçekten çok meşakkatli, çok zor, çok sancılı bir dönem yaşadık. Bin yıl sürecek denilen ışığın zerresinin dahi bulunmadığı karanlık günlerden geçtik. Partilerimizi kapatarak bize siyaset yapamazsınız dediler. Uyduruk yargı kararlarıyla bizi siyasetten tasfiye etmeye çalıştılar. Hatta çıktılar, utanmadan muhtar bile olamazsınız dediler. Önümüzde duvar ördüler. Engel çıkardılar. Bizi engellemek, bizi millete hizmet yolundan alıkoymak için her türlü hukuksuzluğu sergilediler. Ama biz bunların hiçbirine boyun eğmedik. Karamsarlığa kapılmadık. Ümitsizliğe düşmedik. Asla yeis içinde olmadık. Allah'a dayandık. Salihe sarıldık. Hikmete ram olduk. Yol varsa budur. Bilmiyoruz başka çıkar yol dedik.
Birbirimize daha sıkı kenetlenerek, saplarımızı daha da sıklaştırarak, sabır, tahammül ve imanla bize, aziz milletimize ve siyasi görüşlerimize yönelik saldırıları tek tek bertaraf ettik. 28 Şubat döneminde içinden atılan veya istifaya zorlanan kardeşlerimizin haklarını kendilerine iade ettik.
Başörtüsüne yönelik keyfi uygulamalara ve anlamsız yasaklara son verdik. 28 Şubat'ın faillerini Türk adaletine teslim ederek, millete ve demokrasiye karşı işledikleri suçlardan ötürü yargılanmalarını sağladık. En son 15 Temmuz sonrasında 28 Şubat'a en büyük desteği veren FETÖ'yü da tasfiye ederek 28 Şubatçıların önünü açtığı, palazlandırdığı, daha sonra milletin başına musallat ettiği bir beladan milletimizi kurtardık. İşte sizler de görüyorsunuz. 29 sene önce ikna odalarına alınan başörtülü kızlarımız bugün mülkiyede, adliyede, askeriyede, iç ve bu noktada dış siyasette, dünyada kabinede, yani devletin tüm kademelerinde hiçbir kısıtlama olmadan özgürce görev yapıyor. Evlatlarımız inançları ile kariyerleri, dini hassasiyetleri ile okulları arasında bir tercihte bulunmak zorunda kalmıyor. Güvenlik kuvvetlerimiz, üniversitelerimiz, yargımız, iş dünyamız, sendikalarımız artık vakitlerini siyasete balans ayarı yapmak için değil, asli vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmek için harcıyor. Hasılı vesayetçi zihniyetin tortuları temizlendikçe Türkiye normalleşiyor, millet huzura kavuşuyor, Türk demokrasisinin standartları yükseliyor.
"O KARANLIK DÖNEMLER GERİDE KALMIŞTIR"
Allah'a hamdolsun AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın kararlı, cesur, bir o kadar da akıllı ve sabırlı mücadelesi sayesinde işte bu noktalara geldik. Rabbim, bugünkü kazanımlarımızda bugüne kadar elde ettiğimiz hak ve özgürlüklerde emeği, alın teri ve katkısı olan herkesten razı olsun diyorum. Değerli kardeşlerim, 28 Şubat'ın yıl döneminde şunu da açık açık ifade etmek isterim. O karanlık ve kasvetli dönemler bir daha gelmemek üzere inşallah geride kalmıştır. Milletimizin gerici, mürteci, takunyalı, çarşaflı, sakallı denilerek aşağılandığı, inancından dolayı tahkir edildiği günler artık geride kalmıştır. Türkiye'nin kaptan köşkünde bizler olduğumuz müddetçe Allah'ın izniyle eskiyi hortlatmaya kimsenin gücü yetmez ve yetmeyecektir.
"3-5 ŞUURSUZ MİLLETİN ARASINA NİFAK SOKMAYA ÇALIŞIYOR"
Nesli tükenmekte olan 3-5 şuursuz çıkmış yayınladıkları bildirilerle milletimizin fertleri arasına nifak sokmaya çalışıyor. Çocuklarımızın milli ve manevi değerleriyle erken yaşta tanışması, ruh ve medeniyet kökleriyle güçlü bağlar kurması bunların asabını bozuyor. Ana muhalefetin başındaki zat da kırk dereden kırk kova su getirerek, akla ziyan argümanlarla bildiriyi yazan marjinallere lojistik destek veriyor. Millete gerici azınlık diyen bu kibir kulelerine sahip çıkıyor. Dikkat edin, sürekli meydanlarda konuşuyor, mikrofonu elinden bırakmıyor. Ama beyefendi okullarda gönüllü Ramazan etkinlikleri düzenlenmesine niçin karşı çıktıklarının cevabını bir türlü veremiyor.
Öyle ya. Çocukların iftar sofralarında bir araya gelecek olmasının neresi yanlış? Yardımlaşma ve dayanışmayı artıracak faaliyetler düzenlenmesinin neresi hatalı? Çocuklarımızın Ramazan süslemesi yapmasının, neşe içinde cıvıl cıvıl ilahiler okumasının neresi sorunlu? Bunların hiçbiri de makul, mantıklı ve hukuki bir cevabı yok. Ana muhalefetin başındaki zat, kusura bakmasın, biz doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.
Kaynak: Haber Merkezi