Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan yeni akademik yıl açılışında dikkat çeken mesaj: Fırat'ın öbür yakasını asla unutmayız!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni'nde konuştu. Konuşmasında Gazze'deki mazlumlara destek mesajı veren Erdoğan, yapay zekânın akademik süreçlerdeki etkisine dikkat çekti ve son 24 yılda yükseköğretim alanında atılan devrim niteliğindeki adımları paylaştı

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni'nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Harran Üniversitesi'nin çok sesli koro topluluğunun seslendirdiği “Fırat'ın Öbür Yakası'nda Unuttuklarımız” dinletisinin kendilerini derinden etkilediğini belirtti.

Yaşam ve eğitim hakları ellerinden alınan Gazzeli öğrencilere ve tüm mazlumlara güçlü dayanışma mesajları ileten Erdoğan, medeniyet maskesi takan barbarlar ne kadar unutturmaya çalışırsa çalışsın Fırat'ın öbür yakasındaki çocukları asla unutmayacaklarını vurguladı. Gazze'de ve Filistin topraklarında İsrail'in devlet terörü kurbanı olan 74 bin şehide rahmet niyaz etti.

"YAPAY ZEKÂ ARAŞTIRMA SÜRECİNDEKİ EMEĞİ DEVRE DIŞI BIRAKIYOR"

Yükseköğretimde tarihin derinliklerinden gelen güçlü bir medeniyet müktesebatına sahip olduklarını belirten Erdoğan, maziyle övünmek değil maziden güç almak gerektiğini ifade etti. Yapay zekâ teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmelere de parantez açan Erdoğan, bilgiye erişimin kolaylaşmasının araştırma sürecindeki emeği büyük oranda devre dışı bıraktığını söyledi. Akademik süreçlerde insan faktörünün azaldığına dikkat çeken Erdoğan, hoca ile öğrenci arasındaki bağın sadece bilgi aktarımından ibaret olmadığını, ana aktörün insan olması gerektiğini vurguladı.

24 YILDA 76'DAN 208 ÜNİVERSİTEYE: EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ

Devlet olarak eğitime yapılan her yatırımı geleceğe yapılan yatırım olarak gördüklerini belirten Erdoğan, son 24 yılda üniversite sayısının 76'dan 208'e, yurt sayısının 190'dan 877'ye ve yatak kapasitesinin 182 binden 1 milyona çıkarıldığını açıkladı. Her şehre üniversite açılmasına yönelik eleştirilere tepki gösteren Erdoğan, bu politikalara karşı çıkmanın eğitimde fırsat eşitliğine karşı çıkmak anlamına geldiğini belirtti. Öğrencilere aylık 1.600 lira karşılığında barınma imkânı sunulduğunu ve iki öğün yemeğin ücretsiz ikram edildiğini hatırlattı.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan başlıkları:

2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni'nde sizleri milletin evinde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyemize, bu gazi mekâna hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Yeni akademik yılın yükseköğretim camiamız başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Öğrencilerimizin yeni bilgi ve tecrübeler edineceği, hocalarımızın yeni yayın ve araştırma faaliyetleriyle temayüz edeceği, üniversitelerimizin başarılarına inşallah yenilerini ekleyeceği, verimli bir akademik yıl geçirmenizi yürekten temenni ediyorum. Aynı şekilde birazdan Yükseköğretim Kurulu 2026 Üstün Başarı Ödülleri'ni tevdi edeceğimiz bilim insanlarımızı ve üniversitelerimizi şimdiden kutluyor, jüri üyelerimize teşekkür ediyorum.

"FIRAT'IN ÖBÜR YAKASINI ASLA UNUTMAYIZ"

Tabii, sözlerimin hemen başında şunu da ifade etmek istiyorum. Az önce Harran Üniversitemizin çok sesli koro topluluğu, “Fırat'ın Öbür Yakası'nda Unuttuklarımız” isimli bir dinleti icra ettiler. Yaşam ve eğitim hakkı ellerinden alınan Gazzeli çocuklara ithaf edilen bu beste bizleri ziyadesiyle etkiledi, çok farklı bir ruh iklimine götürdü. Bu vesileyle son 3 yılda annelerini, babalarını, kardeşlerini, arkadaşlarını toprağa veren, evleri, üniversiteleri, okulları, eğitim kurumları siyonist soykırım şebekesi tarafından yerle yeksan edilen, buna rağmen hayat ve haysiyet mücadelesinden, onurlu bir şekilde var olma azminden taviz vermeyen tüm Gazzeli öğrencilere, onların şahsında bölgemizin ve dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve mağdurların tamamına ülkem ve milletim adına en güçlü dayanışma mesajlarımı iletiyorum. Medeniyet maskesi takan barbarlar unuttursa da bizim Fırat'ın öbür yakasındaki çocukları asla unutmayacağımızı, onların daima yanlarında olacağımızı, haklı davalarını her şartta savunacağımızı bugün bir kere daha ve özellikle ifade ediyorum. Bir vesile, Gazze'de ve işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail'in devlet terörünün kurbanı olan, çoğu çocuk ve kadın, 74 bin şehidimize Cenab-ı Allah'tan gani gani rahmet niyaz ediyorum.


Kıymetli hocalarım, burada bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Dün Antalya'da ev sahipliği yaptığımız 77. Uluslararası Uzay Kongresi'ndeki hitabımda da ifade ettim. Ecdadın sadece astronomi alanındaki çalışmalarına baktığımızda bile bilim tarihimizin derinliğini çok net müşahede edebiliyoruz. Gerek bilim gerekse medeniyet müktesebatı açısından merkezinde yer aldığımız coğrafya hakikaten sayısız hazinelerle doludur. Bağdat'tan İstanbul'a, Kahire'den Semerkant'a, Nişabur ve Buhara'dan İznik ve Bursa'ya, buradan Balkanlara kadar âlimlerimiz, talebelerimiz, külliyelerimiz ve medreselerimiz çok geniş bir coğrafyayı adım adım ihya etmiştir. Buralarda üretilen bilgi, bu kurumlarda yetişen talebeler eliyle dünyanın farklı ülkelerine, deyim yerindeyse, ihraç edilmiştir. Bilhassa Batı'daki üniversiteler, tüzel kişilik statüleri ayrı tutulacak olursa, bizim eğitim ve öğretim metotlarımız ışığında 11. yüzyıldan itibaren teşekkül etmiştir. Yani mensubu ve mirasçısı olduğumuz medeniyet yalnızca bilgi üretmemiş, ürettiği bilgiyi insanlığın istifadesine teşmil etmiştir. Bakınız, bunları öyle hamaset olsun diye söylemiyorum. Aksine, önemli olanın maziyle övünmek değil, maziden güç almak, ilham almak olduğunu vurgulamak için söylüyorum. Bugün redd-i miras edenler unutturmaya çalışsa da bizden sonraki kuşakların bu bilinçle yetişmesini sağlamak için bunları hatırlatıyorum.

Şurası mühimdir. Bizim zihin haritamızda bilginin odağında anlam, anlamın çekirdeğinde ise hakikat vardır. Bilimin hakikate giden yol olarak ele alınması, bu anlayışın yansımasıdır. Bilgi, bu yönüyle derinleşme, tefekkür etme, hakikate yaklaşabilme noktasında yegâne araçtır. İnanç ve düşünce dünyamıza yön veren en önemli şahsiyetlerden İmam-ı Gazzâlî'ye atfedilen şu söz, bu yaklaşımın en veciz ifadelerinden biridir. “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.” Evet, asırlara sâri anlam arayışımızın en temel gayesi, bilginin özüne nüfuz edebilmek, bilgiyi idrakle buluşturup mânâyı fehm edebilmektir. İlmi ve âlimi baş tacı eden ecdat da işte bu kavrayışla hareket etmiş, ilmi faaliyetleri en tedris şekilde himaye etmeye özen göstermiştir.

"YAPAY ZEKA EMEĞİ DEVRE DIŞI BIRAKTI"

Değerli hocalarım, sevgili öğrenciler, geçmişte üniversitelerin öncelikli amacı eldeki bilginin aktarılmasıydı. 19. asırdan itibaren mevcut bilginin öğretilmesine ilave olarak araştırma faaliyetleri de ağırlık kazanmaya başladı. Yani üniversiteler bilginin sadece öğretildiği değil, aynı zamanda üretildiği araştırma kurumları hâline geldi. Devam eden süreçte ise üçüncü misyon olarak adlandırılan ekonomik ve toplumsal katkı da eklendi. Kısacası bugünün üniversiteleri, var olan bilgiyi öğrencilere aktaran, araştırma faaliyetleriyle yeni bilgilere ulaşan, ulaştığı bu bilgileri de toplumla paylaşıp meselelerin çözümüne katkı sunan kurumlardır. Bizim de üniversitelerimizden özellikle beklentimiz tam olarak bunlardır. Ancak bilhassa yapay zekâ teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler üniversitelerimiz için bazı alanlarda sınayıcı bir hâl almıştır. Her şeyden önce bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolaylaşmıştır. Kaynağa ve bilgiye yapay zekâ modelleri üzerinden ulaşmak, araştırma sürecinde sarf edilen emeği de büyük oranda devre dışı bırakmıştır. Şu gerçeği en iyi sizler biliyorsunuz. Bilgiyi karşılaştırmalı olarak ele almanın, onu sorgulamanın, diğer kaynaklar üzerinden rasyonel bir değerlendirmeye tabi tutmanın önemi giderek azalıyor. Kaynağa giden yollar kısalırken araştırma sürecinde sarf edilen eforun kıymeti, bereketi, getirisi de maalesef unutuluyor. Oysa akademide yolda olmak, kimi zaman menzile ulaşmaktan daha faydalıdır. Resmin parçalarını birleştirdiğimizde şu tabloyla karşılaşıyoruz. Tıpkı karanlık fabrikalarda gördüğümüz gibi akademik süreçlerde de insan faktörü artık giderek azalıyor. Üstelik yapay zekânın sunduğu bilgilerin sıhhati, kaynakların güvenilirliği çoğu zaman sorgulanıyor. Burada dikkat etmemiz gereken en hayati nokta şurasıdır. Öğrenci ile akademisyen arasındaki bağ sadece bilgi aktarımından ibaret değildir. Hoca, öğrencisiyle tecrübesini paylaşır, ona bilimsel bir kültür aşılar. Onun neyi, ne kadar öğrendiğini, nerelerde zorlandığını ölçer. Gerektiğinde onu yeni kaynaklara, yeni araştırmalara sevk eder. Şayet burada ana aktör insan olmazsa aktarılan bilgi de sağlıklı ve kalıcı olmaz. Zira araştırmaya dayanmayan, hiçbir çaba harcanmadan edinilen bilgi, suya yazılan yazı misali anında silinir, kaybolur, unutulur. Üniversitelerimizin özellikle yapay zekâ ve yeni teknolojiler bağlamında öğretim usul ve esasları parantezinde bu sorunlara etraflıca kafa yormaları gerektiğine inanıyorum.

"EĞİTİME YAPTIĞIMIZ HER YATIRIMI GELECEĞİMİZE YAPILMIŞ BİR YATIRIM OLARAK GÖRÜYORUZ"

Kıymetli hocalarım, sevgili öğrenciler, devlet olarak eğitime yaptığımız her yatırımı esasında insana ve geleceğimize yapılmış bir yatırım olarak görüyoruz. Son 24 yılda münhasıran yükseköğretim alanında biliyorsunuz devrim niteliğinde adımlar attık. Göreve geldiğimizde 76 olan üniversite sayımızı 208'e, yurt sayımızı 190'dan 877'ye, yatak kapasitemizi ise 182 binden 1 milyona çıkardık. Bazıları bunu sığ ve art niyetli bir yaklaşımla ele almakta ısrar ediyor. Oysa biz yükseköğretime erişim fırsatı açısından bu kazanımı son derece kıymetli buluyoruz. Batı'da çoğu üniversite ciddi ücretler karşılığında eğitim verirken, dahası öğrenciler ödemesi uzun yıllar süren ağır bir borç yüküyle meslek hayatına başlamak zorunda kalırken ülkemizde çok farklı bir manzara hâkim. Biz son derece nitelikli bir yükseköğretim sürecini Anadolu'nun dört bir yanına ulaştırdık. Hangi gelir grubundan olursa olsun bu ülkenin evlatları bulundukları şehirlerde eğitim alabilsin diye devletimizin imkânlarını seferber ettik. Zenginin çocuğu okurken fakirin çocuğu yükseköğretim imkânından yoksun kalmasın. Hayallerini ertelemek mecburiyetinde kalmasın. Hayata 5-0 geriden başlamasın istedik. Bunun için üniversite harçlarını kaldırdık. Lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde verdiğimiz burs miktarlarını artırdık. Yükseköğretim kurumlarımızın ve yurtlarımızın altyapılarını yeniledik. Fiziksel şartlarını iyileştirdik. Dijital imkânlarını güçlendirdik. Aylık sadece 1.600 liraya üniversite öğrencilerimizin barınma ihtiyacını karşılıyor, iki öğün yemeği ücretsiz olarak kendilerine ikram ediyoruz.

"ÜNİVERSİTELERİN YAYGINLAŞMASINA KARŞI ÇIKMAK, EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİNE KARŞI ÇIKMAK DEMEKTİR"

Kimse kusura bakmasın. Ama şunu da açık açık söylemek durumundayım. Şimdi birileri zaman zaman çıkıyor, son derece indirgemeci bir anlayışla bizim her şehrimize üniversite açmamızı, üniversitelerimizin kapılarını uluslararası öğrencilere açmamızı eleştiriyor. Hâlbuki üniversitelerin yaygınlaşmasına karşı çıkmak, eğitimde fırsat eşitliğine karşı çıkmak demektir. Türkiye gibi farklı toplum katmanları arasındaki geçişte eğitimin hâlen belirleyici olduğu ülkelerde işçinin, emekçinin, çiftçinin çocuğuna “İşçisin sen, işçi kal.” demektir. Aynı şekilde her kim Türk üniversitelerinin yurt dışına açılmasından rahatsızlık duyuyorsa ülkemizin yumuşak gücünün artmasını istemiyor demektir. Amerika ve İngiltere dâhil gelişmiş ülkeler, misafir öğrencilerden her yıl on milyonlarca dolar kazanıyor. Bunu kültür, ticaret ve bilim politikalarının bir aracı hâline getiriyorlarsa burada sorgulanması gereken Türkiye'nin bu alanda attığı müsbet adımlar değil, neden daha proaktif davranmadığı, neden daha fazla nitelikli misafir öğrenci çekmediğidir. Elbette eksikler olabilir. Bazı alanlarda düzeltilmesi gereken hatalar olabilir. Hatta bazı imkânların suistimal edildiği örnekler de olabilir. Fakat bunların hiçbiri 81 ilimize üniversite açma politikamızı toptancı bir anlayışla hedef almanın haklı sebebi olamaz. Yanlış varsa düzeltilir. Noksan varsa tamamlanır. Hata yapan, istismar eden, verilen imkânları kötüye kullanan varsa bunların da hesabı sorulur.


Kıymetli hocalarım, burada bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Dün Antalya'da ev sahipliği yaptığımız 77. Uluslararası Uzay Kongresi'ndeki hitabımda da ifade ettim. Ecdadın sadece astronomi alanındaki çalışmalarına baktığımızda bile bilim tarihimizin derinliğini çok net müşahede edebiliyoruz. Gerek bilim gerekse medeniyet müktesebatı açısından merkezinde yer aldığımız coğrafya hakikaten sayısız hazinelerle doludur. Bağdat'tan İstanbul'a, Kahire'den Semerkant'a, Nişabur ve Buhara'dan İznik ve Bursa'ya, buradan Balkanlara kadar âlimlerimiz, talebelerimiz, külliyelerimiz ve medreselerimiz çok geniş bir coğrafyayı adım adım ihya etmiştir. Buralarda üretilen bilgi, bu kurumlarda yetişen talebeler eliyle dünyanın farklı ülkelerine, deyim yerindeyse, ihraç edilmiştir. Bilhassa Batı'daki üniversiteler, tüzel kişilik statüleri ayrı tutulacak olursa, bizim eğitim ve öğretim metotlarımız ışığında 11. yüzyıldan itibaren teşekkül etmiştir. Yani mensubu ve mirasçısı olduğumuz medeniyet yalnızca bilgi üretmemiş, ürettiği bilgiyi insanlığın istifadesine teşmil etmiştir.

Son dakika haberi...

Kaynak: Anadolu Ajansı

Yorumlar (2)

Yorum Yaz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.